Haberler
Open Panel
assam logo 150

 ASSAM®

Adaleti Savunanlar

Stratejik Araştırmalar Merkezi

Derneği

Buradasınız:ASSAM Kurulları»Yayın Kurulu»Haberler»Kudüs Bildirgesi
Perşembe, 24 May 2018 00:00

Kudüs Bildirgesi

Yazan  Suat GÜN
Öğeyi Oyla
(0 oy)

İsrail’in Gazze sınırında toplanan halka gerçek mermiler ve gaz bombasıyla saldırması ile 65 kişi öldü. 2500 kişi yaralandı. {Nakbe Günü (Büyük Felaket=İsrail’in Filistin halkını kendi topraklarından kovduğu gün)}

Sivil halka orantısız güç kullanılarak yapılan bu saldırı İslam coğrafyasında büyük infiale sebep oldu. Bu nedenle Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) olağanüstü toplantıya çağırdı. İstanbul'da gerçekleşen toplantıda, Kudüs bildirisi kabul edildi.

Bildirgeden başlıklar şu şekilde:

  1. İsrail'in Gazze'deki suç eylemini güçlü ifadelerle kınıyoruz. İsrail, ABD'nin desteği ile vahşi bir suç işledi.
  2. ABD'nin elçiliğini Kudüs'e taşıması statüyü değiştirmez.
  3. Bu saldırganlık cezalandırılmalı. BM sorumluluğunu yerine getirmeli.
  4. ABD'yi takip eden ülkeler suç ortaklığı yapmış olur.
  5. ABD'yi takip eden ülkelere karşı, siyasi ve ekonomik adımlar atılmalı.
  6. ABD'yi takip eden ülke, şirket ve bireylere kısıtlama gelmeli.
  7. Filistinliler için uluslararası koruma gücü yerleştirilmeli.
  8. BM kurumları, uluslararası soruşturma komitesi kurmalı.
  9. İİT uzmanlar komitesi kurulmalı, katliam soruşturulmalı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: "Zirvede ABD'nin hukuk dışı adımını ele aldık. Kabul ettiğimiz ortak bildiriyle ABD'nin bu gayrimeşru adımına karşı, ümmet olarak atacağımız adımları değerlendirdik. İsrail'in uyguladığı devlet terörünü, mezalimini ve katliamı bir kez daha telin ettik. Acıda, kederde, iyi ve kötü günlerde Filistin halkının hep yanında olacağımızın bir kez daha altını çiziyorum. Filistin sahipsiz değildir, Kudüs sahipsiz değildir, Gazze sahipsiz değildir." 

Erdoğan, 13 Aralık 2017 tarihinde de İstanbul'da teşkilatın olağanüstü zirvesini düzenlediklerini hatırlatarak, bu zirvede de İslam âlemi olarak Kudüs ve Harem-i Şerif'in kutsiyetini ve tarihi statüsünün korunmasına ilişkin kararlılığı ortaya koyduklarını vurguladı.

ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan etmesi kararının herhangi bir kıymetiharbiyesinin olmadığını belirterek, "Sadece kendileri çalarlar, kendileri oynarlar. Barış sürecini sabote eden bu provokatif kararın bölgede yol açtığı sonuçların mesuliyeti, bütünüyle birinci derecede Amerika'ya aittir. Amerikan yönetimi, bu şekilde barış istediğini defalarca kanıtlayan Filistin tarafını cezalandırmıştır." dedi. ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararının ertesinde İİT İslam Zirvesi Dönem Başkanı olarak ABD ve dünya kamuoyuna çağrıda bulunduklarını hatırlatan Erdoğan, çağrıda, Amerikan yönetimince alınan kararı yok hükmünde kabul ettiklerini, Kudüs'ün kırmızıçizgi olduğunu vurguladıklarını söyledi.

"Kudüs konusundaki karar tasarısı, BM Güvenlik Konseyi'nde 14 üyenin olumlu oyuna rağmen sadece ABD'nin vetosu nedeniyle kabul edilemedi. Bunun üzerine ülkemiz ve Yemen tarafından sunulan karar tasarısı BM Genel Kurulu'nda 21 Aralık 2017 günü yapılan oylamada, 9 redde karşılık 128 ülkenin oyuyla ezici bir çoğunlukla kabul edildi. Amerika ve İsrail'in yoğun baskı, tehdit ve şantajlarına rağmen alınan bu karar, insanlık tarihine altın harflerle kazınmıştır. Zira o 9 ülkenin diğer 7'si benim şahsen isimlerini bile duymadığım ülkelerdir, 128 ülke ise dünyada ağırlığı olan ülkeler." Barış sürecini sabote eden bu kışkırtıcı kararın bölgede yol açtığı sonuçların mesuliyeti, bütünüyle birinci derecede Amerika'ya aittir. Amerikan yönetimi, bu şekilde barış istediğini defalarca arzulayan Filistin tarafını cezalandırmıştır. Bu kararla Filistin halkının vatanını işgal eden, abluka ve yasa dışı yerleşimlerle iki devletli çözüme yönelik taahhütlerini çiğneyen İsrail ise ödüllendirilmiştir.

"Her gün gencecik evlatlarını İsrail terörüne kurban veren Filistin halkına uluslararası barış gücü gönderme dahil, bunun altını çiziyorum, uluslararası barış gücü gönderme dahil bir koruma sağlanması şarttır."  {"Benim anlamadığım bir şey var. Trump cumhuriyetçidir, değil mi? Önceki Bush? O da cumhuriyetçiydi. Fakat önceki Bush, özellikle de bana şu ifadeyi kullanmıştır; 'İki devletli çözüme ne diyorsunuz?'. 'Evet' diyoruz ve Colin Powell'e benim yanımda talimat verdi, 'bu işi bizzat sen takip edeceksin.' O gün bugündür bakın, o cumhuriyetçi böyle söyledi ama şimdiki cumhuriyetçi maalesef işgalden yana oynuyor.}

"Amerika'nın Kudüs konusundaki kararını bir kez daha reddediyoruz." BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplumun Filistin konusunda yasal yükümlülüklerini yerine getirmesi gereklidir." diyoruz.

1980 tarihli 478 sayılı karar, İsrail’in Kudüs'ü ilhak etme ve başkent ilan etme kararını geçersiz kılan BMGK kararıdır. 1945 yılında kurulan BM, 1948 yılında bağımsızlığını ilan etmiş olan İsrail’i, aynı yıl aldığı, 1947-1948 Arap-İsrail savaşı sonrasında memleketleri dışında kalmış olan Filistinlililerin evlerine dönmesini ve kendilerine tazminat ödenmesini öngören 194 sayılı BM kararını tanıması ve yerine getirmesi şartıyla üyeliğe kabul etmişti. BM’nin yeni genel sekreteri Antonio Guterres, geçen yıl 5 Haziran’da, 1967 Arap-İsrail savaşının 50. yıldönümünü vesile sayarak, bağımsız bir Filistin Devleti kurulmasının zamanı geldiğini duyurdu. Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze ve Suriye’ye ait Golan tepelerinin İsrail işgali altında kalmasının Filistin halkına ağır insani yükler getirdiğini söyledi.

İsrail’in 2008 yılında Gazze’ye sebepsiz yere saldırması üzerine; 27 Aralık 2008 ile 18 Ocak 2009 tarihleri arasında çıkan olaylarda 1400 Gazzeli İsrail askerleri tarafından bombalanarak öldürüldü; aynı çatışmalarda 13 de İsrail askeri öldü. Bu olay üzerine bir araştırma komisyonu kuruldu. Başına Yahudi asıllı Richard Goldstone getirildi.  Üç üyenin imzasını taşıyan 574 dengeli  Gazze raporunda komisyon Filistin tarafına da bazı önemsiz suçlamalar yöneltse bile İsrail’in “sivilleri hedef aldığını, orantısız güç kullandığını” belirtti.

 

 

 

 

KUDÜS BİLDİRGESİ 2

 

İsrail ve Amerikan yönetimi bundan sonraki süreçte ağır meşruiyet krizi ile karşı karşıya kalacaktır. BM’in hiçbir kararını, hazırlanan hiçbir raporu ciddiye almayan, tanımayan “kudurmuş haydut devlet“ var karşımızda…

Goldstone Raporunu hazırlayan heyetin başındaki Richard Goldstone Yahudi asıllı biri olmasına rağmen mızrak çuvala sığmadığı için İsrail hakkında ağır suçlayıcı hükümler bulunan bu rapor kabul edilmiştir. Filistin halkına yönelik önemsiz suçlamaların bir kısmı meşru müdafaa, bir kısmı da İsrail provokasyonu olduğu görülmektedir. Yani bu rapora göre İsrail tümüyle suçludur. Zaten İsrail Komisyon üyelerine çalışmaları sırasında her türlü engel çıkardı, gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını önlemeye çalıştı. Rapor yayınlandıktan sonra Benjamin Netanyahu ve İsrail hükümeti basın ve lobi yolu ile komisyonun güvenilirliğini sarsmak için ellerinden geleni yaptılar.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden Julie de Rivero, İsrail’in tasarıyı asıl amacından saptırılabileceği görüşünü dile getirdi.

Julie de Rivero " Goldstone raporu altı ay içerisinde güvenilir soruşturmalar yürütmedikleri takdirde bu işten bir sonuç çıkmayacağını, suçlar ve suçluların unutulup gideceğini belirtti. İsrail ve Hamas'ı Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'ne götürmek gerektiğini söyledi. İsrail’in kasti ve provokasyon yolu ile işlediği suçlar Hamas’ın yüzlerce katı olduğu için bu işten esas zararlı çıkacak olan taraf İsrail olacaktı. Nitekim Raporda yere alan suçlar şöyle özetlenmiştir:

Sivil ölümler kadar vahim olan, sivil konutların da İsrailli askerler tarafından yaygın bir şekilde tahrip edilmiş olmasıdır. Goldstone’un tespitlerine göre, “3 bin 354 ev tamamen, 11 bin 112 ev ise kısmen” yıkılmıştır. Yıkılan binalar içinde 280’i okul ve anaokuludur.

El Maqadmah Camiine atılan füze 15 kişiyi öldürmüştür. Hastaneler ve hatta ambulans garajları bile bombalanmıştır. Rapor, delilleriyle birlikte bu örnekleri sıraladıktan sonra bu gibi eylemlerin savaş hukukuna ilişkin Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin ağır ihlalini oluşturduğunu belirterek, “askeri zorunlulukla gerekçelendirilemeyen hukuk dışı ve keyfi tahribat savaş suçu sayılır” hükmünü veriyor. Rapor, “İsrail’in yalnızca askeri hedeflerin peşinde olmadığını, aynı zamanda sistematik bir şekilde sanayi ve gıda altyapısını, su tesislerini, kanalizasyon ve arıtma tesislerini de yıktığını belgeliyor”. İsrail, Gazze’de faaliyette olan tek un değirmeni olan Al Bader’deki değirmeni de hava saldırısında vurmuş, ayrıca buldozerlerle bir tavuk çiftliğinde kümesleri yerle bir edip 31 bin tavuğu telef etmiştir. Goldstone Raporu, aynı zamanda “İsrail hükümetinin bazı eylemlerinin, yetkili bir mahkeme tarafından insanlığa karşı işlenen suçlar olarak kabul edilmesi gerektiği” görüşünü ifade etmiştir.

İsrail’in BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gabriela Şalev, raporun ''İsrail'e yönelik nefret duygularıyla'' hazırlandığını ve “terör kurbanı İsrail halkına karşı yeni bir kampanyanın parçası olduğunu” iddia etti. İsrail Ordusu’nun işkence ve bazı insanlık dışı eylemleriyle Cenevre sözleşmelerini ihlal ettiği de rapordaki İsrail'e yönelik suçlamalardan bazılarıdır.

Goldstone ve ekibi, İsrail ile Hamas'tan savaş suçu işlendiklerine dair iddialarla ilgili 3 ay içinde kendi iç soruşturmalarını açmalarını talep ediyor. Bunun yapılmaması durumunda BM Güvenlik Konseyi'nin devreye girmesi isteniyordu.

İsrail’in eylemleri gerçek manada “savaş suçu” ve bazı durumlarda “insanlığa karşı işlenmiş suç”=SOYKIRIM kategorisindedir.

Eski İsrail Başbakanı İzhak Şamir şöyle diyordu: “Terörün bir savaş yöntemi olarak kullanılması engellenemez… Bizim için terör, bugünkü koşullarda siyasi bir savaşın bir parçasıdır.” Siyonistler, Filistin’de terör estirmeye 1920 yılında başladılar, sırasıyla üç terör örgütü kurdular: Haganah Çetesi (1920-1948), İrgun Çetesi (!931-1948) ve Stern Çetesi (1937-1948). Siyonistler, 1948’den günümüze kadar da terör eylemlerini hiç durdurmadılar.

İsrail’in Cenin Mülteci Kampı Katliamı -3 Nisan 2002

Batı Şeria'nın kuzeyindeki Cenin mülteci kampına saldırdı. İşledikleri cinayetin görülmemesi ve insani yardımın yapılmasını engellemek için bölgeye doktorların ve ambulansların bile girmesine izin vermediler.

Bundan önce Lübnan’da gerçekleştirilen 16 Eylül 1982'de Sabra ve Şatilla kamplarına yapılan saldırılar: "Yabancı gözlemciler cumartesi günü Şatilla'ya geldiklerinde, gerçek bir kâbusla karşılaştılar. Kadınlar şişmeye başlamış cesetlerin başında ağlıyordu, bütün sokaklar mermi kovanlarıyla doluydu. İçlerinde insanlar bulunan evler buldozerlerle yıkılmış, yerle bir edilmişti. Delik deşik duvarların diplerinde, kurşuna dizildikleri belli olan cesetler gruplar halinde yığılıydı. Sokaklar ise görünüşe göre kaçmaya çalışırken vurulan insanların cesetleriyle doluydu".

Yine ikisi de Amerikalı gazeteciler olan Ralph Schoenman ve Mya Shone, katliam hakkında araştırma komisyonuna verdikleri ifadede şöyle diyorlardı:

"18 Eylül 1982 cumartesi, yani katliamın son günü Sabra ve Şatilla'ya geldiğimizde, her yerde vücutlar gördük. Balta ve bıçaklarla parça parça edilmiş kurbanların fotoğraflarını çektik. Bu insanların sadece pek azı silahlıydı. Kiminin kafaları parçalanmış, gözleri oyulmuş, boğazları kesilmiş, derileri yüzülmüştü. Bazılarının iç organları dışarı çıkartılmıştı. Katiller Filistinlilerin evlerini yağmalamaya bile vakit bulmuşlardı." (Bununla ilgili resimler)

                                     

 

              

 

 

 

 

 

Okunma 424 defa Son Düzenlenme Perşembe, 24 May 2018 15:38
Yorum eklemek için giriş yapın
Adres: Yakuplu Mahallesi Hürriyet Bulvarı No:17 Kat:1 Daire:5 Beylikdüzü / İstanbul / 34524 / Türkiye
Tel : +90 555 000 58 00 eposta: info @ assam . org . tr