Yazarlarımız
Open Panel
assam logo 150

 ASSAM®

Adaleti Savunanlar

Stratejik Araştırmalar Merkezi

Derneği

Buradasınız:Yazarlarımız»ASSAM Yazarları - ASSAM - Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği
Yazarlarımız
Ali Fuat GÖKÇE

Ali Fuat GÖKÇE

Pazartesi, 22 Ocak 2018 00:00

Dünyadan Örnek Hükümet Sistemleri

Toplumlara egemen olanların iktidarının sınırlandırma isteği kuvvetler ayrılığı teorisi ile birlikte modern devletin oluşmasını sağlamıştır. Montesquieu, “Kanunların Ruhu” adlı eserinde devlet yönetiminde etkili olan yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin oluşmasını ve birbirleriyle olan ilişkisini açıklamıştır. Bu ilkeden hareket ederek günümüze kadar olan dönemde kuvvetler arasındaki ilişkinin derecesi hükümet sistemlerinin farklı şekillerde adlandırılmasını sağlamıştır. Kuvvetler arasında yer alan yargı kuvveti bu ilişki içinde ayrı bir yerde tutulmaktadır. Yargının her hükümet sistemi içinde yasama ve yürütme arasındaki ilişkisi birbirlerine yakın olması nedeniyle yargı kuvveti hükümet sistemlerinin belirlenmesinde dışarıda tutulmaktadır. Ancak çift yargı sistemi uygulayan Kıta Avrupası ülkelerinde yargının idari ayağını oluşturan idari mahkemeler ile yürütme ve yasamanın gücünü sınırlandırmak amacıyla İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Anayasa Mahkemelerinin iktidar ilişkileri içinde işlevleri bulunmaktadır. Bu ilişkinin var olması hükümet sisteminin biçimini değiştirmemektedir. Her ülkede değişik isimlerle, coğrafi esaslara göre kurulmuş mahkemeler yer almaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada hükümet sistemlerinin oluşmasında etki yaratmayan yargı kuvveti incelemeye dahil edilmemiştir.

Orta Doğu bir coğrafi bölge olarak tarih boyunca çatışmaların, din savaşlarının, göçlerin merkezi olmuştur. Günümüzde de aynı mücadelenin olduğu görülmektedir. Bütün bu mücadelenin arka planında bölgenin toplumsal, dini ve mezhepsel yapısının farklılığı ve iktisadi verimliliği yer almaktadır. Bu süreç içinde bölge, istikrarsızlaşmış iktisadi ve toplumsal gelişmesini tamamlayamamıştır. Bölgedeki doğal kaynakların sahipliliği sorunu, emperyalist devletler tarafından bölge üzerinde stratejik dengelerin oluşturulmasında etkili olmuştur.

Stratejik dengelerin oluşturulmasında kullanılan yöntemler arasında,ülkelerin iç işlerine müdahale ve iç karışıklık çıkarılması, devletlerin savaşması, dış askeri müdahaleler bulunmakla beraber son dönemlerde terör örgütlerinin kullanılması yer almaktadır. Son yıllarda terörist faaliyetler taktiksel ve niteliksel yönden değişiklik göstermiş ve ilk uygulamaları adeta bu bölgede sahneye çıkarılmıştır.

Orta Doğu coğrafyasından yaşanan bu olaylar Türkiye’yi toplumsal, iktisadi ve güvenlik bağlamında doğrudan ilgilendirmektedir. Bölge halkı ile olan tarihsel, dini ve etnik kimlik bağ, bölgenin yeraltı kaynakları ve bu istikrasız bölgede ülke içi güvenliği tehdit eden unsurların bulunması Türkiye’nin ilgisini sürekli olarak bu bölgede tutmak zorunda bırakmaktadır.

Bu çalışmada Kurtuluş Savaşı belgeler arasında önemli bir yeri olan Misak-ı Milli’de belirtilen sınırları içinde yer alan Musul- Kerkük ve Halep bölgesinde post modern terör örgütleri vasıtasıyla uygulanan politikaların, Türkiye’nin güvenliği ve geleceği üzerindeki muhtemel etkileri incelenecektir. 

Bu doğrultuda, bölgenin toplumsal ve iktisadi yapısı incelenerek, emperyalist devletlerin Misak-ı Milli sınırları içindeki nihai amaçları ve uyguladığı yöntem ve taktikler tartışılarak açıklamalar yapılacaktır.

Not: Makale "Yeni Türkiye" Dergisinin Ocak - Şubat 2017 / 93. sayısında yayınlanmıştır. http://www.yeniturkiye.com/display.asp?c=0931

S.1. KAMU DENETÇİLİĞİNİN TÜRK İDARE SİSTEMİNDE YERİ VAR MIDIR?

Türkiye’de ombudsmanlıkla ilgili ilk çalışmalar 1970’li yıllarda Profesör Doktor Tahsin Bekir Balta tarafından ilk çalışmalar ve incelemeler yapılmıştır. Ömer Baylan tarafından 1978 yılında “Vatandaşın Devlet Yönetimi Hakkındaki Şikayetleri ve Türkiye İçin İsveç Ombudsman Formülü” başlıklı yazı ile ombudsmanlıkla ilgili çalışmayı literatüre eklemiştir. Siyasal alanda ise ilk kez 1980 ihtilali sonrasında gündeme gelmiş ve Türkiye’de ombudsmanlıkla ilgili ilk yasal girişim 1982 Anayasası hazırlık çalışmalarında yapılmıştır. Ancak Anayasa metninde yer almamıştır. 1990 yılında çıkarılan 3686 sayılı İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Kanunu tam manasıyla ombudsmanlığı karşılamasa da uygulamanın başlangıcı olarak kabul edilebilir.

1991 yılında Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) tarafından hazırlanan ve kamuoyunda “KAYA” raporu olarak bilinen “Kamu Yönetimi Araştırması” raporunun bir bölümü kamu yönetiminin denetimine ayrılmış ve önerilerde Devlet Denetleme Kurulu’nun ombudsmanlık gibi işlevleri üstlenmesi belirtilmiştir.

Avrupa Birliği müktesebatına uyum ile ilgili olarak yapılan çalışmalar sonucunda Avrupa Birliği Konseyi tarafından 2006 yılında hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgesinin “Kısa Vadeli Öncelikler” başlığında kamu denetçiliği sisteminin kurulması tavsiyesinde bulunulmuştur.

Süleyman Demirel Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Dergisi
Y.2012, C.17, S.2, s.203-227.
Suleyman Demirel University
The Journal of Faculty of Economics
and Administrative Sciences
Y.2012, Vol.17, No.2, pp.203-227.


ÇAĞDAŞ KAMU YÖNETİMİNDE KAMU DENETÇİLİĞİ
(OMBUDSMANLIK) VE TÜRKİYE İÇİN
ASKERİ OMBUDSMANLIK ÖNERİSİ
PUBLIC AUDITING (OMBUDSMAN)
AT CONTEMPORARY PUBLIC ADMINISTRATION
AND MILITARY OMBUDSMAN SUGGESTION
FOR TURKEY
Yrd. Doç. Dr. Ali Fuat GÖKÇE*
ÖZET
Kamu denetçiliği (Ombudsmanlık) kamu kurumları ile vatandaş
arasındaki sorunları çözmede çağdaş bir uygulamadır. Kamu denetçiliği
klasik uygulama alanının dışında farklı alanlarda da uygulanmaktadır.
Askeri ombudsmanlık bu farklı alanlardan birisidir.
Ombudsmanlık geçmişte girişimler olmasına rağmen, 2010 yılında
yapılan halk oylamasına kadar olan dönemde çeşitli sebeplerle Türkiye’de
uygulanmamıştır.
Türk Silahlı Kuvvetleri teşkilat yapısı ve geniş personel kadrosuyla
ülkenin her yerinde görev yapmaktadır. Personel kadrosunun genişliği ve
vatandaşla olan ilişkiler çeşitli sorunların ortaya çıkmasına neden
olmaktadır.
Bu çalışmada; silahlı kuvvetlerde ombudsmanlık kurumunun
faydaları ve sakıncaları tartışılmış, askeri ombudsmanlığın gerekliliği
açıklanmıştır.
ABSTRACT
Public auditing is a contemporary application for accommodation
the problems between public institutions and citizens. The public auditing
also applied to different areas outside the classical application area. Military
ombudsman is one of these different areas.
Ombudsman hasn’t applied for various reasons in Turkey at the
period up to plebiscite in 2010 despite initiatives in the past.
The Turkish Armed Forces are on duty throughout the country with
the organizational structure and a large team of staff. The width personnel
staff and relations with citizens cause to emerge of various problems.
In this study; the benefits and drawbacks for the institution of
ombudsman in the armed forces is discussed and explained the need for the
military ombudsman.
* Gaziantep Üniversitesi, İslahiye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
GÖKÇE
204
2012
Kamu Yönetimi, Kamu Denetçisi, Denetim, Ombudsman, Askeri
Ombudsman.
Public Administration, Public Auditing, Auditing, Ombudsman, Military
Ombudsman.


1. GİRİŞ
Kamu yönetiminin temel amaçları arasında; vatandaşlarına en iyi
koşullarda hizmet verecek bir ortam yaratma, yetkilerini hukuk ve hakkaniyet
ölçüleri içinde kullanarak adaletli davranma ve hizmetleri en iyi şekilde
sunma bulunmaktadır. Ancak kamu yönetiminin gün geçtikçe büyüyen ve
karmaşık bir hal alan yapısı, hizmet sunumunda gerek yapısal gerekse de
işlevsel açıdan halkın önüne zorluklar çıkarabilmektedir. Söz konusu
zorluklar hizmetin etkinliğini ve verimliliğini azaltmakta, kamu
yöneticilerinin sebep olduğu hatalar halkın nazarında devletle ilgili yanlış
algılamalara neden olmaktadır.
Kamu yönetiminde halka sunulan hizmetlerin etkinliği ve
verimliliğini azaltan sebepleri bulmak ve gidermek amacıyla kamu
yönetiminin etkin bir şekilde denetlenmesi gerekmektedir. Kamu yönetiminin
denetlenmesi temelde yargısal denetim, siyasal denetim, yönetsel denetim,
kamuoyu denetimi ve medya denetimi ve uluslararası denetim şeklinde
olmaktadır. Bütün bu denetim yollarının dışında çağdaş bir yöntem olan
kamu denetçiliği (Ombudsman) özellikle Batı ülkelerinde görülen bir denetim
şeklidir. Hukuki düzenlemelerle sınırları belirtilen yönetsel denetim kamu
yönetiminin kendi iç denetim mekanizmaları içinde “Hiyerarşik Denetim”,
“Vesayet Denetimi” ve “Özel Denetim” şeklinde uygulanırken, siyasal
denetim “Meclis Denetimi” ve “Meclise Başvurma” olarak uygulanmaktadır
(Gözübüyük, 2007: 361-369; Eryılmaz, 2008: 310-323).
Ombudsman denetimi diğer hukuki denetim yöntemleri arasında
kendine özgü yapısı ve özellikleri nedeniyle farklılıklar göstermektedir.
Hukuki olma özelliğini ülkelerin anayasa ve yasalarında düzenlenmiş
olmasından almaktadır. Batı ülkelerinde; parlamento, insan hakları, banka,
enerji, üniversite, sigorta, çevre, işçi, tüketici, basın, yerel yönetim, üniversite
ve silahlı kuvvetler ombudsmanlığı gibi geniş bir uygulama alanı bulan kamu
denetçiliği sistemi, Türk kamu yönetiminin gündemine ilk kez 1982
Anayasası’nın hazırlanması esnasında gelmiştir (Abdioğlu, 2007: 90;
Birdişli, 2011:116, 117; Özden, 2010: 52-69).
Batı ülkelerinde görülen ombudsmanlık uygulamalarının Türkiye’de
yaygınlaşması ve tek bir ombudsman yerine daha geniş bir alanda
ombudsmanların olması, kamu yönetiminin karmaşık yapısı karşısında
vatandaşların sorunlarının çözümünde etkili olacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri ülke savunması görevinin yanı sıra
bünyesinde bulunan jandarma birlikleri ile bir kamu hizmeti görürken; kendi
içyapısını oluşturan personel kadrosu ile jandarma teşkilatının vatandaşlarla
olan ilişkisi, hem iç bünyesinde personel sorunlarını hem de vatandaşla olan
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
205
C.17, S.2
sorunları artırmaktadır. Dolayısıyla silahlı kuvvetlerin gerek hacimli bir
teşkilat olarak çalışanlarının birbirleriyle ve üstleriyle olan ilişkileri, gerekse
de vatandaşlarla olan ilişkilerde yaşanan sorunlar dikkate alındığında, bu
sorunların yargıya intikal etmeden önce tarafsız bir arabulucu tarafından
çözülebilmesi için askeri ombudsmanlığın kurulması büyük önem
taşımaktadır.
Bu makalede akademik çalışmalarda üzerinde bir hayli inceleme
yapılan ombudsmanlık kurumuna değinildikten sonra, silahlı kuvvetlerde
ombudsmanlık kurumunun oluşturulmasının nedenleri, faydaları ve
mahzurları tartışılarak, Türkiye için askeri ombudsmanlık sistemi
oluşturulması gerekliliğinin açıklanması amaçlanmıştır.
2. OMBUDSMANIN TANIMI VE TARİHÇESİ
Ombudsman kelimesi İsveç kökenli olup, “Vekil”, “Temsilci”
anlamına gelmektedir. Ombudsman; devlet görevlileri hakkındaki
şikâyetlerle ilgili olarak araştıran, rapor yazan kişi, devlet memurudur
(Odyakmaz, 2011: 98; Özden, 2010: 24; Ombusdman, 2010).
Ombudsman kelimesi Fransa’da “Le Mediateur” olarak kullanılırken
Türkçe’de ise “Kamu Denetçisi” şeklinde kullanılmaktadır.
Ombudsmanla ilgili olarak birbirine yakın tanımlar yapılmıştır.
Mıhçıoğlu ombudsmanı; “Halkın yönetimle olan ilişkilerinde karşılaştıkları
sorunları çözmek amacıyla yardımcı olan, soruşturma açan yetkisine sahip,
parlamento tarafından atanan ve şikâyet konusu ile ilgili olarak yaptığı
incelemeler sonucunda kamu yöneticilerine önerilerde bulunma yetkisine
sahip bağımsız bir kişi” olarak tanımlamıştır (Mıhçıoğlu, 1987: 169).
Amerikan Bar Association ombudsmanı; “Bağımsız bir devlet
memuru olup, devlet kurumları veya devletle bağlantılı kurumlar ile halk
arasındaki şikâyetlere çözüm bulan kişi” olarak belirtirken, kamu
yönetiminin dışında devletle bir şekilde bağlantısı olan kurumlarla da olan
ilişkilerde arabuluculuk yapabileceğini belirtmektedir (American Bar
Association, 2011).
Eryılmaz ombudsmanı, “Kamu yönetimine karşı halkın şikâyetini
inceleyen ve yönetimin aksayan, işlemeyen ve kusurlu yanlarını ortaya
çıkaran, vardığı sonuçları parlamento ve kamuoyunun bilgisine sunan kişi”
olarak tanımlamıştır (Eryılmaz, 2008: 318).
Ombusdmanlık, kamu yönetiminin karmaşık yapısı ve hantal
bürokrasisi ile halkın ihtiyaçlarına ağır cevap vermemesi durumunda halkı
korumayı amaç edinen bir kurum özelliğini taşımaktadır. Devlet kurumları ile
vatandaşlar arasında bir arabulucu gibi görev yapar. Devlet ve vatandaş ile
bunlar arasındaki ilişki sonucunda vatandaş aleyhine ortaya çıkan
anlaşmazlıklara çözüm bulma yeri ilk etapta ombudsmanlık kurumu olarak
görülmektedir. Ombudsman, kişiler arasındaki özel ilişki ve anlaşmazlıklarda
arabuluculuk vazifesi görmemektedir.
GÖKÇE
206
2012
Ombudsman uygulaması ilk kez İsveç’te olmasına rağmen
günümüzde Batı ülkelerinin çoğunda ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde
de uygulanmaktadır. Ombudsmanlık uygulama esasları her ülkede temelde
aynı olmakla birlikte; atanma şekli, yetkileri, uygulama alanının bir veya
birden çok olması gibi durumlarda farklılıklar görülmektedir. Ancak tüm
akademik çalışmalarda ilk öğretide sistemin çıkış merkezi olan İsveç
ombudsmanlığı önce anlatılmakta ve sonradan diğer ülke örnekleri
verilmektedir.
Ombudsmanlık sistemi İsveç Kralı XII. Şarl (Demirbaş Şarl)
tarafından uygulanmıştır. Demirbaş Şarl ülkesindeki yöneticileri denetleme
adına ilk ombudsmanı 1713 yılında görevlendirmiştir. Ombudsmanlığın İsveç
Kralı’nın girişimi ile başladığı resmi tarih verisi olsa da, öncesinde de gerek
Osmanlı devletinde gerekse daha öncesinde Roma’da ve Çin’de
ombudsmanın yaptığı işleri yapmış kurumlar olduğu bilinmektedir (Özden,
2010: 27).
Demirbaş Şarl’ın ombudsmanlık sistemini Osmanlılardan esinlenip
ülkesinde uyguladığına dair birçok görüş ileri sürülmektedir. Bunlar arasında
Kazaskerlik kurumu, Ahilik teşkilatı, Dar’ül Adl ve Divan-ı Mezalim
(Haksızlıklar Divanı) adlı kurumlardan etkilendiğini belirten çalışmalar
mevcuttur. Ancak Ahilik teşkilatı 13. yüzyılın ilk yarısından 19. yüzyılın
ikinci yarısına kadar olan dönemde Anadolu’da, Balkanlar’da ve Kırım’da
yaşamış olan Türkler arasında esnaf ve sanatkârlardan oluşan ve
mensuplarının sanat ve meslek alanında yetişmelerini ve ahlaki yönden
gelişmelerini sağlayan bir kurumdur. Ahilik teşkilatında bireylerin devletle
olan ilişkilerinin düzenlenmesinin yerine kurum mensupları arasındaki özel
ilişkilerde etkinlik gösterdiğini görmekteyiz (Cezar ve Sertoğlu, 1957: 377,
378; Şanal ve Güçlü, 2007: 380-383; Ahilik, 2011).
Divan-ı Mezalim ise Osmanlılardan önce Müslüman devletlerin
merkez teşkilatında yüksek yargı ve denetim kurumu olarak görev üstlenen
yüksek dereceli bir devlet organıdır (Akyüz, 1995: 24-42). Emevi, Abbasi,
Memlük ve Selçuklu Devletlerinde Dar’ül Adl ve Divanı Mezalim halkın
yönetime karşı şikâyetlerini dinleyen ve halk ile yönetim arasındaki
uyuşmazlıkları gidermeye çalışan kurumlardır (Ünal, 2008: 108).
İsveç Kralı; Ahilik teşkilatı, Divan-ı Mezalim ve Dar’ül Adl gibi
kurumlardan etkilenmiş olmakla birlikte esas olarak, Ahilik kurumunun
yardımlaşma ve sosyalleşme niteliklerinden etkilendiği söylenebilir.
Ombudsmanlık kurumu İsveç’ten sonra Finlandiya’da 1919 yılında
kurulmuştur. Finlandiya’da ombudsmana, İsveç’teki ombudsmanının sahip
olduğu yetkilerin dışında bakanları kovuşturma yetkisi de verilmiştir. 1955
yılında Danimarka, 1959 yılında Batı Almanya, 1962 yılında Norveç ve Yeni
Zelanda, 1967 yılında İngiltere, 1971 yılında İsrail, 1973 yılında Fransa, 1976
yılında Portekiz, 1981 yılında Hollanda ve İspanya ombudsmanlık sistemini
hayata geçirmişlerdir. İlk önce Kuzey Avrupa ülkelerine özgü bir kurum
olarak görülürken, İngiltere ve Yeni Zelanda ile birlikte Anglo- Sakson
hukuk sistemine girmiştir. Avrupa’da hızla gelişen ombudsmanlık kurumu
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
207
C.17, S.2
Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Tayland gibi Asya ülkelerinin yanı sıra
Arjantin ve Guatemala gibi Latin Amerika ülkelerinde de uygulamaya
başlanmıştır. Afrika’da ise 1995 yılında Botswana’da ombudsmanlık kurumu
oluşturulmuştur (Özden, 2010: 30-34; Erhürman, 1998: 90; Köseoğlu, 2010:
32).
Ombudsmanlık Norveç’te askeri meselelerle ilgili olarak 1952
yılında kurulmuş, parlamento tarafından ise ilk sivil ombudsman 1962 yılında
seçilmiştir (Kuruüzüm, 2008: 141).
3. OMBUDSMANIN ÖZELLİKLERİ VE YETKİLERİ
Ombudsmanın özellikleri ve yetkileri uygulanan ülkelere göre
farklılıklar göstermektedir. Ombudsmanın görev ve yetkileri ile ilgili olarak
farklı uygulamalara rağmen genellemeye gitmek mümkündür. Ombudsmanın
temel varlık sebebi; halkın kamu kurumları ile olan ilişkisinden dolayı ortaya
çıkan sorunlara ve halkın şikâyetlerine çözüm bulma ve arabuluculuk yapma
görevi olduğuna göre, ombudsmanın kamu yönetiminden bağımsız olması
gerekmektedir. Şikâyetlere çözüm bulma ve arabuluculuk yapabilmesi için de
şikâyete konu olan kamu kurumu ile rahatlıkla, hiçbir kısıtlamaya ve
engellemeye maruz kalmadan görüşebilmeli ve ilgili evrakları
inceleyebilmelidir. Ombudsmanın yaptığı inceleme sonucunda ulaştığı
sonuçları, soruna taraf olan kişilere iletmesi ve onlar arasında arabuluculuk
yapması gerekmektedir. Ombudsmanın taraflar arasında gerek arabuluculuk
gerekse sorunu inceleme faaliyetlerini sağlıklı bir zeminde yapabilmesi için
hem halk tarafından güvenilen, saygı duyulan bir kişi olması hem de kamu
yönetimini ve işleyiş şekli ile evrensel hukuk kuralları başta olmak üzere ülke
hukuk sistemini çok iyi bilmesi gerekmektedir.
Dünya’daki ombudsman uygulamaları incelendiğinde; kamu
yöneticilerinin etkisinde uzak tutmak amacıyla ombudsmanın yasama organı
tarafından seçildiğini görmekteyiz. Yasama organı tarafından seçilen ve
çalışmaları hakkında yasamaya rapor veren ombudsmanın yürütme gücünün
etkisinden uzaklaştığına şüphe yoktur. Ancak yasamada çoğunluğu elinde
bulunduran ve iktidarda olan siyasal partini seçeceği ombudsmanın, iktidarın
uzantısı olan kamu yönetiminin etkisinden uzak durması hakkında şüpheler
ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumda ombudsmanın seçim usulü ve görev
süresi önem kazanmaktadır. Ombudsman İsveç’te parlamento tarafından gizli
oylamayla seçilirken, Fransa’da ise bakanlar kurulunun kararı ile
belirlenmektedir. İngiltere’de hükümetin tavsiyesi üzerine Kraliçe tarafından
atanmaktadır (Özden, 2010: 74-85).
Ombudsmanın parlamento tarafından gizli oyla seçilmesi ilk önce
adil bir seçim gibi görülse de, parti disiplini sebebiyle milletvekillerinin parti
grup kararlarının dışına çıkması pek düşünülemez. Dolayısıyla ombudsmanın
yasamayı oluşturan tüm partilerin ortak adayı olması veya en azından belirli
bir uzlaşmayla seçilebilmesi için ombudsman seçiminde karar yeter sayısı
olarak nitelikli çoğunluğun esas alınması daha demokratik uygulama
olacaktır.
GÖKÇE
208
2012
Ombudsmanın siyasi otoriteye karşı tarafsız kalabilmesi için seçim
usullerinin düzenlenmesinin yanı sıra ombudsmanın görev süresinin sonunda
ikinci kez seçilmesinin engellenmesi gerekir. Çünkü bir kez daha seçilmek
için kişinin siyasi iradenin isteklerine göre hareket etme ihtimali yüksek
olabilir. Bu durum parlamentoda çoğunluğa sahip iktidarın olduğu ve
ombudsmanın salt çoğunlukla seçilme durumlarında daha çok görülebilir.
Ombudsmanlık kurumunun özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
(Odyakmaz, 2011: 100; Özden, 2007: 400).
Öncelikle ombudsman yasama organı tarafından seçilir, ancak
yasamaya karşı sınırlı bir sorumluluğu olmalıdır,
Ombudsman görevini yaparken anayasa ve yasalar tarafından
sağlanan güvence ile yürütme gücünün etkisi dışında hareket edebilmelidir,
Ombudsmanın anayasa ve yasalardan aldığı yetki ile kamu
kurumlarında istediği belgeleri inceleme ve arşivlere rahat ve sınırsız erişim
hakkı olmalıdır,
Ombudsman titiz bir inceleme sonunda karar vermeli ve tarafların
kendisine olan güvenini ve saygınlığını kaybetmemelidir,
Halk tarafından kolayca ulaşılabilir bir kurum olmalıdır,
Belirli bir süre için atanmalı ve süre dolmadan görevden
alınmamalıdır.
Ombudsman yukarıda belirtilen özellikleri doğrultusunda kendisine
tevdi edilen görevleri icra edecektir. Ancak ombudsmanın taraflar arasında
arabuluculuk yapma ve sorunlara çözüm önerisi getirme işlevini hangi
yetkilerle yerine getirecektir, denetim alanının sınırları neresi olacaktır,
çözüm önerisi kamu yönetimleri tarafından dikkate alınacak mı,
ombudsmanın önerilerini dikkate almayan kamu kurumları ve yöneticileri
hakkında herhangi yasal işlem yapılacak mı, ombudsmanın önerisini yerine
getirmeyen kamu kurumları ve personeli hakkında yasal yollara başvurma
işlemi ombudsman, yürütme veya yasama gücü tarafından mı yapılacak
soruları önümüze çıkmaktadır.
Öncelikle ombudsmanın yetkileri, özelliklerinde de belirttiğimiz gibi
anayasa ve yasalarda mutlaka açıkça belirtilmelidir. İsveç ombudsmanı;
merkezi ve yerel kurumlar ile bunların memur ve çalışanları denetleme
yetkisine haizken, parlamento üyeleri, bakanlar, belediye encümen üyeleri ile
İsveç Milli Bankası denetim alanını dışında kalmaktadır (Parliamentary
Ombudsmen, 2011)
Fransız Mediyatörün denetim alanına ise merkez ve yerel yönetim
kurumları, kamu kurum ve kuruluşları ile bunların memur ve çalışanları
girmektedir (Mediateur-Republique, 2011)
İsveç ve Fransa’da parlamento ombudsmanlığının tekliğine karşılık
İngiltere’de parlamento ombudsmanının kamu kurumlarını genel olarak
denetlemesinin dışında; “Yerel yönetim ombudsmanı, adli hizmetler
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
209
C.17, S.2
ombudsmanı, sigorta ombudsmanı, sağlık hizmetleri ombudsmanı, emekliler
ombudsmanı” gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösteren ombudsmanlar
bulunmaktadır (Özden, 2010: 85).
İngiliz parlamento ombudsmanı, merkez yönetim kurumları,
personeli ve onlar adına hareket eden diğer kurumların kötü yönetiminin
sonucu olarak haksızlığa uğradığını iddia eden bireylerin şikâyetlerini
incelemektedir. Parlamento komiserinin inceleme yapamayacağı alanlar
sayılarak görev alanı belirlenmiştir (Arslan, 1986: 159: Legislation, 2011).
İngiltere’de parlamento ombudsmanının yanı sıra “Sağlık Hizmetleri
Ombudsmanı”, “Adli Hizmetler Ombudsmanı”, “Yerel Yönetimler
Ombudsmanı” olmak üzere üç ombudsman daha bulunmaktadır (Erdoğmuş,
2006: 51).
Ombudsmanın yaptırım gücü bulunmamaktadır. Kamu kurumları ve
personeli hakkında herhangi bir bağlayıcı karar alma, idari işlemleri iptal
etme, kamu kurumlarına emir verme yetkisine sahip değildir. Dolayısıyla
ombudsmanın kararlarının kamu kurumları üzerinde cezai ve idari
yaptırımları yoktur. Bu durumda ombudsman ilgili kamu kurumlarını
kendisine araştırma yetkisi veren parlamentoya bildirme yetkisini kullanır.
Ombudsmanın her yılın sonunda parlamentoya sunduğu raporda ilgili
kurumlar hakkında görüşlerini bildirir. Ancak ombudsman önerilerini dikkate
almayan kamu kurumlarını gecikmeden uyarılması için ara raporlarla
parlamentoya bildirmesi gerekir. Bunun dışında ombudsmanın haksızlığını
tespit ettiği kurumu kamuoyunun önünde açıklaması, ilgili kurumlar üzerinde
baskı oluşturacaktır (Ünal, 2008: 123). Dolayısıyla parlamentoya erken
verilecek bir rapor sonucu oluşacak siyasal baskı ve kamuoyu baskısını
üzerinde hissetmek istemeyen kamu kurum ve personeli ombudsmanın
önerilerini dikkate alarak haksız uygulamayı giderme yolunu seçecektir.
4. OMBUDSMANLIK UYGULAMALARI
Parlamento ombudsmanlığının haricinde ombudsmanlık ülkelerin
yapısına göre farklı alanlarda uygulamaya geçmiştir. Genel anlamda farklı
uygulamaları içinde barındıran ombudsmanlığı, “Klasik ombudsman”,
“Avukat ombudsman” ve “Kurumsal ombudsman” şeklinde üç kategoride
incelemek mümkündür (Özden, 2010: 50, 51).
Klasik ombudsman diğer ombudsmanlık sistemlerine göre en yaygın
olan uygulamadır. Kamu kurumları ile vatandaşlar arasındaki sorunların
çözümlenmesi ile ilgilenmektedir. Avukat ombudsmanda taraflardan birisinin
kamu kurumu olması zorunluluğu bulunmamaktadır. Vatandaşlar arasındaki
sorunların giderilmesi esas amaçtır. Klasik ombudsmanla ayrıldığı nokta
kamu kurumunun taraf olmamasıdır. Kurumsal ombudsman ise özel bir
kurum içinde iç sorunların veya vatandaşlarla özel kurumlar arasındaki
sorunların çözümlenmesi ile ilgilenir (Özden, 2010: 52).
Ombudsmanlıkla ilgili olarak kesin bir ayrım yapmak bazı
durumlarda mümkün olmamaktadır. Örneğin çocuk ombudsmanlığı, işlevi
GÖKÇE
210
2012
gereği hem klasik ombudsman hem de avukat ombudsman olarak görülebilir.
Boşanmış ailelerin çocuklarının sorunlarının giderilmesi avukat
ombudsmanlığın kapsamına girerken, devlet okullarında okuyan çocukların
okulla ilgili sorunlarının çözülmesi ise klasik ombudsmanlığın kapsamına
girmektedir. Keza tüketici ombudsmanlığı; hem özel şirketlerin ürettiği
mallara karşı memnuniyetsizliğini hisseden vatandaşlarla olan sorunların
çözümü hem de iki özel şirketin arasındaki ticaretten doğan sorunların
çözümü bağlamında kurumsal ombudsmanlık ve avukat ombudsmanlık
kapsamına girmektedir.
Farklı ombudsman uygulamasının olması, ilgili alanda ombudsmana
ihtiyaç olmasından kaynaklanmaktadır. Özel veya resmi kurumların kendi iç
bünyelerinde çalışan personelin sorunlarının çözümünün yanı sıra ilgili
kurumun vatandaşla olan ilişkilerinden dolayı ortaya çıkacak sorunların da
çözümü için ombudsmanlık ölçeğinin genelden özele doğru daraltılması
vatandaşların günlük hayatlarını kolaylaştırması açısından önemlidir.
Ombudsmanın yargıya gitmeden önce başvurulacak bir mekanizma olması ve
bu özelliği ile yargının yükünün hafifletilmesinin amaçlanması, sorun
görülen alanlarda ombudsmanlık uygulamasının olmasını kaçınılmaz duruma
getirmektedir. Ayrıca ülkelerin ombudsmanlık uygulaması ile birlikte bu
alanlara verdiği önem ve dikkat ön plana çıkmaktadır. Ombudsmanlık,
Fransa, Danimarka Kosta Rica, Polonya, Pakistan’da tek bir alanda
uygulanırken, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Güney Afrika’da çok
geniş alanlarda uygulanmaktadır. İsveç, İsrail, Almanya, Kanada, Norveç ve
Macaristan’da ise birden fazla alanda uygulanmaktadır1(Özden, 2010: 70,
71).
5. TÜRKİYE’DE OMBUDSMANLIK
Türkiye’de ombudsmanlıkla ilgili ilk çalışmalar 1970’li yıllarda
olmuştur. Balta ombudsmanlıkla ilgili çalışmalar yapmış ve ilk kez kamu
denetçiliğinden bahsetmiştir (Balta, 1970: 210). Baylan ise 1978 yılında
çeşitli ülkelerdeki ombudsman kurumlarını inceleyerek Türkiye’de
uygulanabilirliği konusunda düşüncesini belirtmiştir (Erdengi, 2009: 180,
181).
1970’li yıllarda yapılan akademik çalışmalar siyasal alanda ilk kez
1980 ihtilali sonrasında gündeme gelmiş ve Türkiye’de ombudsmanlıkla ilgili
ilk yasal çalışma 1982 Anayasası hazırlık çalışmalarında görülmektedir.
Gerekçeli Anayasa Önerisinin 114/a maddesi;
“Bütün yönetsel işlemlerde gerekçe gösterilmesi ve bu işlemlere
karsı başvuru yollarının belirtilmesi zorunluluğunu, yasa ile aksi
öngörülmemişse yönetimin elindeki bilgi ve belgelerin halka açık olduğunu,
hak arama özgürlüğünü sınırlayacak nitelikte gizlilik konulamayacağını”
belirttikten sonra, 114/b maddesi ile “Kamu Denetçileri Kurulunun” yapısını
düzenlenmiştir (Abdioğlu, 2007: 90). Ancak kabul edilen anayasa metninde
1 Ülkelere göre ombudsmanlık uygulamasını gösteren tablo: (Özden, 2010: 70).
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
211
C.17, S.2
böyle bir düzenlemenin olmadığı görülmektedir. Kamu Denetçileri Kurulu ile
ilgili düzenlemenin olmamasına rağmen Anayasa’nın 74. maddesi;
“Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de
ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri
hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile
başvurma hakkına sahiptir” şeklinde düzenlenerek vatandaşlara şikâyet
hakkı anayasal olarak verilmiştir2 (Arslan ve Kayançiçek, 2010: Md. 74).
1990 yılında çıkarılan 3686 sayılı “İnsan Haklarını İnceleme
Komisyonu Kanunu” tam anlamıyla ombudsmanlığı karşılamasa da; Portekiz,
İspanya, El Salvador, Meksika gibi ülkelerdeki insan hakları
ombudsmanlığının Türkiye’de uygulamasının başlangıcı sayılabilir (Özden,
2010: 54, 55).
3686 sayılı İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Kanunu’nun 4.
maddesi “e”, “f”, “g” fıkraları;
“İnsan haklarının ihlale uğradığına dair iddialar ile ilgili
başvuruları incelemek ve gerekli gördüğü hallerde ilgili mercilere iletmek,
Gerektiğinde dış ülkelerdeki insan hakları ihlallerini incelemek ve
bu ihlalleri o ülke parlamenterlerinin dikkatlerine doğrudan veya mevcut
parlamenter forumlar aracılığıyla sunmak,
Her yıl yapılan çalışmaları, elde edilen sonuçları, yurtiçi ve dışında
insan haklarına saygı ve uygulamaları kapsayan bir rapor hazırlamak”
şeklinde düzenlenmiştir (Komisyon Kanunu, 1990: Md.4).
Kanuni düzenlemenin komisyona verdiği görevler ombudsmanın
yetkileri ve görevleri ile örtüşmektedir. Yine komisyonun parlamento
tarafından oluşturulması ombudsmanlıkla benzer yönlerini göstermektedir.
Ancak ombudsman olarak parlamento dışından bir kişinin seçilmesi ve tek
olması, ombudsmanın komisyondan ayrılan yönlerini oluşturmaktadır.
1991 yılında Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE)
tarafından hazırlanan ve kamuoyunda “KAYA” raporu olarak bilinen “Kamu
Yönetimi Araştırması” raporunun bir bölümü kamu yönetiminin denetimine
ayrılmış ve önerilerde Devlet Denetleme Kurulu’nun ombudsmanlık gibi
işlevleri üstlenmesi belirtilmiştir (KAYA, 1991: 41, 42).
Ombudsmanlık sisteminin oluşturulma çalışmaları hükümet
programları ve beş yıllık kalkınma planlarına girmeye başlamış ve yedinci ve
sekizinci beş yıllık kalkınma planlarında ve 57. hükümetin programında bu
kurulun oluşturulması gündeme gelmiştir (Özden, 2010: 149).
Avrupa Birliği müktesebatına uyum ile ilgili olarak yapılan
çalışmalar sonucunda Avrupa Birliği Konseyi tarafından 2006 yılında
hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgesinin “Kısa Vadeli Öncelikler” başlığında
kamu denetçiliği sisteminin kurulması tavsiyesinde bulunulmuştur. Ayrıca
2 “Karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar” ibaresi 4709 s.
Kanunun 26. maddesiyle 03.10.2001 tarihinde eklenmiştir (Arslan ve Kayançiçek, 2010: 98).
GÖKÇE
212
2012
ilerleme raporlarında ombudsmanlıkla ilgili yapılan ve yapılmayan
düzenlemelerle ilgili değerlendirmeler mevcuttur (Erdengi, 2009: 195-200).
Kamu denetçisi adı verilen ombudsmanlıkla ilgili yasa 2006 yılında
hazırlanmış ancak dönemin Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiş, ardından
Anayasa Mahkemesi tarafından 2006 yılında yürürlüğü durdurulmuş, 2008
yılında ise yasanın tümü oybirliği ile iptal edilmiştir (Birdişli, 2011: 117).
Kanunun iptalinden sonra 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk
oylamasına kadar gündeme gelmeyen ombudsmanlık, halk oylaması
sonucunda yapılan Anayasa değişikliği ile kurulması kesinleşmiş ve 26 Ocak
2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu’nda kabul
edilen kanun tasarısı ile tekrar Türkiye’nin gündemine gelmiştir (Odyakmaz,
2011: 106).
Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın amacı; “Gerçek ve
tüzel kişilerin, anayasada belirtilen şekilde, idarenin her türlü eylem ve
işlemleri ile tutum ve davranışlarını; adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygı, hukuk ve hakkaniyete uygunluk yönlerini incelemek, araştırmak ve
idareye önerilerde bulunmak” şeklinde ifade edilmiştir (Kanun Tasarısı,
2011: Md. 1).
Kurumun görev alanı bütün idareyi kapsarken “Cumhurbaşkanının
tek başına yaptığı işlemler ile re’sen imzaladığı kararlar ve emirler ile
yasama ve yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemler” kapsam dışında
tutulmuştur (Kanun Tasarısı, 2011: Md. 5).
Yasama yetkisinin kullanılmasından kasıt Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulu’ndaki faaliyetler anlaşılmaktadır. Aksi takdirde
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çalışan memur ve çalışanların Meclis’in
günlük işlerini yürütürken halkla kuruduğu ilişkiler sonucu ortaya çıkacak
olan hususların kanun kapsamında tutulması söz konusu olamaz.
Yargı yetkisinin kullanılmasından kasıt ise yargıya intikal etmiş olan
şikâyet konusunun içeriği bakımından ombudsmanın çalışma alanına
girmemesidir. Bunun dışında yargıda çalışanların, mahkeme kalemlerinin
davaya taraf olanlara karşı davranışlarının sonuçları ile avukatlık
hizmetlerinin görülmesinin engellenmesi ve davaların uzun sürmesi
durumlarında, yargılama konusunun içeriğine girmeden usule ait hususların
incelenmesi yetkisinin ombudsmanın görev alanlarına girmemesi
düşünülmemelidir.
6. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ VE ASKERİ
OMBUDSMANLIĞIN GEREKLİLİĞİ
Türkiye’de silahlı kuvvetler, kurtuluş savaşını gerçekleştiren ve
devleti kuran en önemli unsur olması ve Türk milletinin tarihten gelen asker
özelliği sebepleriyle Türk toplumu üzerinde önemli bir yer tutmaktadır.
Silahlı kuvvetler Osmanlı devleti döneminden itibaren modernleşme
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
213
C.17, S.2
hareketlerinin daima başlangıç noktası olmuş, reformlar ordu üzerinde
yapılan çalışmalar doğrultusunda gelişmiştir. Batı ülkelerine gönderilen
öğrenciler ile subayların aldıkları eğitimler ve Batı halklarıyla olan ilişkileri
düşünsel anlamda farklılaşmalarına, modern askeri okulların açılması ve bu
okullarda verilen eğitim askerin toplumdan ayrı düşünmesine, muhalif
fikirlerin güç kazanmasına ve Batılılaşmayı bir çıkış yolu olarak görmelerine
neden olmuştur (Aksakal, 2010: 249).
Yine imparatorluğun son dönemlerinde Osmanlı sosyal sınıflarının
emperyalist devletlerle uzlaşmaya hazır tutumlarına karşılık, askerlerin
emperyalizm karşıtı mücadeleleri onları kurtuluş savaşını yapacak bir sürece
taşımış ve sonrasında modern Türkiye’nin oluşturulmasında en etkin kesim
olarak söz sahibi olmuşlardır (Yerasimos, 1989: 23, 24).
Osmanlı devleti sonrası yeni Türk devletinin kurulmasına siyasal
meşruiyet kazandıran Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde toplumun her
kesiminden temsilci bulunmaktadır. Buna rağmen, kurtuluş savaşının
önderinin ve liderlerinin subaylardan oluşması ve Cumhuriyetin ilk yıllarında
reformların gerçekleşmesini sağlamak üzere subayların hem komutanlık hem
de mülki idare amiri olarak görev almaları, Türk modernleşmesindeki
katkılarını göstermektedir (Cook, 2008:233-235).
Silahlı kuvvetlere duyulan ihtiyaç, toplumun güvenliğine yönelik
olan tehditlerin giderilmesi amacını taşıyan işlevsel zorunluluk ile toplumsal
güçlerin, ideolojilerin ve kurumların neden olduğu toplumsal zorunluluktan
kaynaklanmaktadır. Toplumsal zorunluluk asker-sivil ilişkisi penceresinden
aldığı rol olarak görülürken, işlevsel zorunluluk askerin ülke güvenliğine
yönelik tehditlere karşı aldığı rol olarak görülmektedir (Huntington, 2004: 5).
Bütün toplumlar için geçerli olan husus ve silahlı kuvvetlere biçilen
rol ülke savunmasının gerçekleştirilmesidir. Ülke çıkarlarının uluslararası
arenada veya ülke içinde tehdit altına girmesiyle birlikte siyasal iradenin
kararı sonucu silahlı kuvvetler kendine verilen görevleri yerine getirmek için
sürekli eğitimli ve hazır olmak zorundadır. Keza barış zamanından itibaren
her türlü tehditlere karşı koyabilecek şekilde teşkilatlanması gerekmektedir.
Bu bağlamda; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teşkilat yapısı, Kara,
Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile Jandarma Genel
Komutanlığı’ndan oluşmaktadır. Silahlı kuvvetler 612. 900 aktif asker gücü
ile Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Rusya, Kuzey Kore, Güney
Kore ve Pakistan’dan sonra en fazla asker sayısına sahip yedinci ordu
durumundadır (GFP, 2011).
Bu gücü ve kuvvet yapısı içinde bulunan üç kuvvet komutanlığının
vatandaşla olan ilgisi askerlik şubeleri vasıtası ile olmakta, bu ilişki de sadece
asker alımlarında ve erlerin askerlik süreleri boyunca onların aileleri ile
gerçekleşmektedir. Ancak jandarma teşkilatının ülke coğrafyasının çok
büyük bir bölümünde asayiş hizmetleri ile adli hizmetleri yerine getirmesi,
teşkilatın vatandaşlarla daha fazla ilişki içinde bulunmasını zorunlu
kılmaktadır.
GÖKÇE
214
2012
Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi; “ Yeni güvenlik sorunlarına ve
krizlere uygun şekilde reaksiyon göstermek, belirsizliklere karşı hazır olmak,
iç ve dış tehdit ve risklere karşı ülkenin güvenliğini sağlayabilmek” olarak
belirlenmiş ve bu vazifeyi yerine getirirken alabileceği görevleri icra
edebilmek için de; “Çok rollü elastiki birliklerin teşkil edilmesini, sayısal
fazlalık yerine gelişmiş teknoloji ürünü silah ve sistemlere sahip olunmasını,
bu silah ve sistemlerin etkinliğini artıracak komuta-kontrol, erken ihbar ikaz,
elektronik harp, gelişmiş mühimmat, her hava şartlarında harekât imkan ve
kabiliyeti gibi kuvvet çarpanlarına sahip olunmasını” gerekli görmektedir
(Genelkurmay Başkanlığı, 2011).
Silahlı kuvvetler, sahip olmayı hedeflediği gelişmiş teknoloji ürünü
silah ve sistemleri kullanacak nitelikli personel yapısına ihtiyaç duyacaktır.
Dolayısıyla teşkilatlanmasında insan faktörünü ön plana almak
durumundadır. İnsan faktörün eğitilmesi ve yönlendirilmesi sahip olunan
gelişmiş teknoloji ürünü sistemlerin etkin kullanımı sağlayacaktır. İnsan
faktörünün etkin bir şekilde yönlendirilmesi ve ondan istenen verimin
alınabilmesi tamamen “iş tatmini” ile doğru orantılıdır. İş tatmini ister özel
sektörde olsun, ister kamu sektöründe olsun veya silahlı kuvvetlerde olsun
önemli bir yer tutmaktadır. İş tatmininde bireyin yaptığı işin içeriğiyle ilgili
sahip olduğu duyguları, iş tatminsizliğinde ise bireyin işini yaparken
bulunduğu şartlar veya çevresi ile ilgili sahip olduğu duyguları ele
aldığımızda; çalışanların nitelikli olmasının yanı sıra kendisine yaratılan iş
ortamının ve şartlarının da çalışanı motive etmesi gerekmektedir (Herzberg,
1965: 395).
Ülke savunması gibi zor bir vazifeyi üstlenen bir kurumun
çalışanlarını motive ederek görev yaptırması gerekir. Vazifenin ana temasının
ülke savunması olması ve bunu sağlamak için de gerekirse can feda edilmesi,
komutanların çalışanlarını sevk idaresinde kritik noktayı oluşturur. İş
koşullarının ağırlığı karşısında ve askerlik mesleğinin katı hiyerarşisi içinde
çalışanların motive edilebilmesi için ihtiyaçlarını giderecek ve hayatlarını
kolaylaştıracak tedbirlerin alınması gerekmektedir. Kamu veya özel
kurumlarda çalışanların gereksinim duyduğu iş ihtiyaçlarının aynıları silahlı
kuvvetler çalışanları için de geçerlidir.
Silahlı kuvvetler çalışanlarının kendi aralarındaki anlaşmazlık ve üst
makamlarla olan ilişkisinden meydana gelen rahatsızlıkların çözümünün,
Türk Silahlı Kuvvetleri gibi katı hiyerarşiye sahip, gerek askeri ceza kanunu
gerekse de iç hizmet kanunu ile sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş bir
teşkilatta ombudsman vasıtasıyla olması ilk etapta düşünülemez. Çalışanların
kendi aralarında meydana gelen rahatsızlıklar genellikle personelin bağlı
olduğu amir tarafından çözümlenir (İç Hizmet Kanunu, 1961: Md.18). Genel
olarak subay, astsubay, uzman çavuş ve erlerden oluşan hiyerarşide –her
rütbe kendi arasında da ayrılmaktadır- subay ile astsubay, uzman çavuş ile
astsubay veya tarafların her ikisinin de aynı konumda bulunması durumunda
dahi, tarafların aralarındaki şikâyet konusunun amir tarafından çözüme
kavuşturulması adaletli olmayabilir. Askeri personel yapısındaki rütbe
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
215
C.17, S.2
farklılıkları amirlerin taraf olmasını sağlayabilir ve bu durum adaletli
davranmayı engelleyebilir.
Çalışanlar amir3 ve üstleri4 ile olan şikâyetlerini veya müracaatlarını
genellikle üst makamlara sözlü ya da yazdığı dilekçe ile dile getirmekte veya
askeri idarenin haksız eylem ve işlemlerine karşılık Askeri Yüksek İdare
Mahkemesine doğrudan başvurmak suretiyle çözüm aramaktadır. Burada
şikâyete konu olan kişi üst ise ve her ikisinin amiri aynı kişi ise şikâyet sözlü
veya yazılı olarak amire yapılır (İç Hizmet Yönetmeliği, 1961: Md.42;
AYİM, 1972: Md. 21)
Şikâyet edilen kişinin amir olması durumunda işler daha karmaşık
durum alabilir. İç Hizmet Kanunu amirin şikâyet edilmesini bir derece
üstündeki amire yapılması gerektiğini belirtmektedir. Şikâyeti alan amir en
geç bir ay içinde işlem yapar ve sonucu bildirir (İç Hizmet Kanunu, 1961:
Md. 25, 26, 27).
Bütün bu düzenlemeler ideali yansıtmakla beraber uygulamada
genel anlamda amir kendi birliğinden üstündeki amirlere şikâyet gitmesini
istemez. Çünkü birlik içindeki huzursuzluk amir için iyi puan sayılmamakla
birlikte eleştiri konusu olabilir. Bunun dışında askerlik hiyerarşisi içerisinde
her amirin mutlaka bir üst amiri bulunmakta ve şikâyet konusunun daha üst
makamlara gitmeden disiplin çerçevesi içinde çözülmesi hedeflenir. Disiplin
çerçevesinde çözümlenmesi istenilen şikâyetlerde ise daima astların, daha
doğrusu şikâyet eden astın mağdur olabileceğini İç Hizmet Kanunu’nun astın
vazifelerini düzenleyen maddesinde görmek mümkündür. Kanun astın
vazifelerini; “Amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir
hürmet göstermeye, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda
gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur….. İtaat hissini
tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai
müeyyidelerle men olunur” (İç Hizmet Kanunu, 1961: Md. 14). şeklinde
belirtmektedir.
Şikâyet “Amirlere karşı mutlak itaat” konusuna karşıt bir davranış
olarak nitelendirilebilir ve ilgili birlikte disiplinin zayıfladığının bir
göstergesi olarak görülmekle birlikte, “İtaat hissini tehdit eden her türlü
tezahürler sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur
” esasına göre hareket edilerek disiplini bozan kişinin cezalandırılması
yönünde düşünceler ve uygulamalar görülebilir (İç Hizmet Kanunu, 1961:
Md.14).
Böyle bir durumun birliğin motivasyonunu bozacağı ve birliğin
disiplinini bozarak, savaşma azmini etkileyeceği düşüncesi ile şikâyetlerin
yapılamaması gerektiği ve şikayet mekanizmasını harekete geçiren personel
hakkında iyi niyetli düşünülmeyeceği kanaati oluşabilir. Amirinden şikâyetçi
olan personelin aynı amirle çalışmaya devam etmesi, amirin şikâyet eden
3 Makam ve memuriyet itibariyle emretmek salahiyetini haiz kimsedir (İç Hizmet Kanunu,
1961: Md. 9)
4 Üst tabiri, rütbe veya kıdem büyüklüğünü gösterir. (İç Hizmet Kanunu, 1961: Md. 10)
GÖKÇE
216
2012
astının üzerinde yetkilerini olumsuz yönde kullanması ihtimali şikâyet
mekanizmasının çalışmasını tamamen engelleyici bir davranıştır.
Disiplinin bozulması askerlikte en çok korkulan olaylardan birisidir
ve amirler hep disiplini sağlamak için tedbirler alırlar. İç Hizmet Kanunu’nda
disiplin tarif edilirken; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak itaat ve aynı
zamanda astın ve üstün hukukuna riayet istenmektedir (İç Hizmet Kanunu,
1961: Md. 13).
Kanun ve nizamlara ve amirlere itaat etmemek cezalandırılırken,
acaba astının hukukuna riayet etmeyenlere nasıl bir uygulama olmaktadır.
Adaletin tecellisi ve hukuka uygunluk aslında bu noktada gerçekleşmektedir.
Astın suç işlemesi durumunda hukuk kurallarının tam olarak işletildiği ama
amirin suç işlediği durumlarda hukuk kurallarının farklı yorumlanması veya
hiç uygulanmaması adalet sağlamadığı gibi, disiplini bozan davranışların da
başlangıcıdır. Disiplini sağlamanın en temel yolu, amirler de dahil olmak
üzere hukuk kurallarının tüm personele aynı ölçüde uygulanması ve hatası
olanlara nesnel davranarak hukuka uygun şekilde adaletin sağlamasından
geçmektedir. Astlar tarafından adaletin eşit olarak dağıtılmadığı veya
hukukun çeşitli şekillerde çiğnendiği kanaatinin yaygınlaşması birlik içindeki
disiplini bozar ve amirin -her ne kadar göreve atama yoluyla gelmiş olsa bilemeşruiyetini
sorgulanır hale getirir. İşte bir askeri birlik için en tehlikeli
olanda bu şekilde bozulan disiplin sonucu birlik ve beraberliğin olmamasıdır.
Çünkü asker, birlik ve beraberlik içinde amirinin-komutanının bir sözü ile
gerekirse ölümü göze alacak vazife icra etmektedir.
Askeri personelin kendi aralarındaki sorunun çözümüne katkı
yapması gereken en önemli hususlardan birisi olan “birliğin üst makamlar
tarafından disiplinli” gözükmesi isteği, birlik içindeki şikayet
mekanizmasının doğru işlememesine ve şikayetlerin üst makamlara
ulaşmamasına neden olabilir. Aslında şikâyetler sorunlara gerçek çözüm
bulabilecek makamlara ulaşsa değerlendirmeye tabi tutularak ve çözüm
üretilebilir.
Askeri personelin şikâyetini dile getirmesinin diğer bir yöntemi ise
askeri idarenin işlem ve eylemlerinden personelin kendini mağdur hissetmesi
ve haksızlığa uğradığını düşünmesi sonucu askeri idari yargıya doğrudan
başvurmasıdır. Bunları ise genellikle terfi, tayin, sicil değerlendirmesine
itiraz gibi konular oluşturmaktadır (AYİM, 1972: Md. 20, 21). Her kuvvet
komutanlığının bünyesinde bulunan adli müşavirliğin kurum ilgili terfi, tayin
ve sicil gibi konularda yazılan şikayet dilekçelerine nesnel görüş bildirme ve
çözüm üretmesi gerekir. Ancak disiplini sağlamak adına dilekçe yazan
personelin aleyhine görüş bildirme yöntemini seçme ihtimali bulunabilir.
Aslında şikâyet konuları adli müşavirliğe gitmeden önce ilgili kuvvetin karar
verici birimine doğrudan gitmektedir. Karar verici birimde bulunan kişinin
dilekçeyi cevaplandırmasında, mesleki bilgi ve becerisi doğrultusunda yasa
ve yönetmelikleri yorumlama yeteneği etkili olabilir. Eğer yasa ve
yönetmelikler tam olarak sarih değil ve personel de yeterli bilgiye sahip
değilse onları kendi kanaatine göre yorumlaması, aldığı kararla dilekçe
sahibini olumlu veya olumsuz yönde etkilemesi söz konusu olabilir. Böyle
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
217
C.17, S.2
bir durumda karar verici birimde çalışan personelin işine ne kadar vakıf
olduğu ve mesleki bilgisi sorgulanır hale gelir ve açıklanan irade ile kendini
mağdur hisseden personel görülebilir. Karar verici durumdaki kişinin ilk
kararından dönmesi durumunda, hatalı karar verdiği için amirlerinde
kendisinin performansı konusunda soru işaretlerinin olabileceği düşüncesi,
mağdur olan personelin itirazlarına çoğu zaman çözüm üretilmeme ve
önceden verilen kararda direnilme söz konusu olabilir. Konusuna vakıf
olmayan, sadece askeri gereklilikler doğrultusunda irade açıklayan personelin
kararından dönmesi düşünülemez. Çünkü komutanlık iradesini açıklamış ve
doğru yapmıştır. Aksi bir davranış üst komutanlığın astlar üzerindeki itibarını
zedeler ve disiplin bozulur. Disiplinin bozulması ise birlik içinde itimatsızlığı
doğurur ve sıkışık zamanlarda gevşer ve muvaffakiyetsizliği ve felaketi
doğurur (İç Hizmet Yönetmeliği, 1961: Md.2) Kanunları yanlış yorumlama
veya değerlendirme yapmaları söz konusu değildir. Dolayısıyla böyle bir
durumla karşılaşan dilekçe sahibi personel ya kaderine razı olacak ya da
askeri idari yargıya başvurmaktan başka çaresi kalmayacaktır.
Buraya kadar anlatılanlar silahlı kuvvetlerin kendi iç bünyesinde
meydana gelebilecek şikâyet olaylarında izlenen yöntemler ve
karşılaşılabilecek muhtemel sorunlardır. Bunlar bir kurumun kendi
içişlerinden kaynaklanan şikâyetlere çözüm bulma konusuna girmektedir.
Ombudsmanlığın özünü oluşturan vatandaşların kamu kurumları ile
olan şikâyetlerine çözüm bulma konusu, ilk başta silahlı kuvvetlerin
vatandaşla doğrudan ilişkisi olmaması sebebiyle, silahlı kuvvetler için
uygulanamaz görülebilir. Ancak askeri hiyerarşide Genelkurmay
Başkanlığına, mülki görevler nedeniyle İçişleri Bakanlığına bağlı olan ve adli
görevler nedeniyle Adalet Bakanlığının taşra uzantıları olan hakim ve
savcıların talimatlarını yerine getiren Jandarma Genel Komutanlığının
vatandaşlarla doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. Türkiye coğrafyasının
yaklaşık olarak % 90’nın üzerinde bir alanda faaliyet gösteren jandarma,
sorumluluk alanlarında mülki anlamda;
“Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlama, koruma ve kollama,
kaçakçılığı men, takip ve tahkik etme, suç işlenmesini önlemek için gerekli
tedbirleri alma ve uygulama, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış
korunmalarını yapma” görevlerini icra etmektedir (Jandarma Görev ve
Yetkileri Kanunu, 1983: Md. 7).
Yine adli anlamda; “İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda
belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek”
görevlerini icra ederken, asker olması nedeniyle askeri kanun ve nizamların
gereği görevlerle genelkurmay başkanlığınca verilen görevleri de yerine
getirir (Jandarma, 1983: Md. 7).
Jandarma mülki ve adli görevlerini icra ederken vatandaşla
doğrudan ilişki halindedir. Jandarmanın kendisine kanunlar tarafından
verilen yetkiler ile silahlı bir güç olması; sahip olduğu bu gücü vatandaşla
olan ilişkisinde ilk başta vatandaşa yansıtması, asayişin sağlanması ve
suçluların yakalanması bağlamında normal bir durumdur (Jandarma Görev ve
GÖKÇE
218
2012
Yetkileri Kanunu, 1983: Md. 3). Bu duygu ve düşüncenin abartılarak hukuk
kurallarının dışına çıkılması ise yetki aşımına girecek ve vatandaşın mağdur
olmasına neden olacaktır. Devlet gücüne sahip olma düşüncesinin jandarma
dışındaki diğer kamu kurumlarında çalışan memurlarda da olması ve bunun
abartılarak vatandaşın mağdur edilmesi muhakkak olmaktadır. Ancak diğer
kamu kurumlarının jandarmadan farkı silahlı gücünün olmayışıdır.
Jandarma mülki ve adli görevlerini icra ederken, aynı zamanda
ülkenin iç güvenliğine yönelik tehditlere karşı da önleyici güç olarak
kullanılmaktadır (Jandarma Görev ve Yetkileri Kanunu, 1983: Md. 7).
Jandarma Türkiye’nin iç güvenlik mücadelesinde tarih boyunca kilit rol
oynamıştır. Özellikle kırsal kesimde görev yapması, köy ve kasabalarda
oturan halkın jandarmaya karşı korkuyla karışık bir saygı duymasına neden
olmuştur.
Jandarmanın hacim olarak geniş bir alanda müstakil görev yapması
personelin her zaman kontrolüne imkân tanımamaktadır (Jandarma Görev ve
Yetkileri Kanunu, 1983: Md. 10). Vatandaşlarla doğrudan irtibatlı olan ve
merkezden uzakta görev yapan karakol komutanları ve onların mahiyetleri
eğer yeterli eğitimi almamış ve mesleki etik değerlerden yoksun kişilerse,
onlara verilen yetkilerin kötüye kullanılması muhtemeldir. Kötüye
kullanmanın içeriği vatandaşa kötü muameleden başlayıp, menfaat temin
etmeye kadar uzanan çeşitli şekillerle doldurulabilir. Burada esas olan insan
haklarının ihlalleridir. Jandarma personellerinin insan hakları ihlalleri
özellikle Doğu ve Güneydoğuda yaşayan halk üzerinde nefretle karşılanmıştır
(Fuller ve Barkey, 2011: 206). Bu nefret duygusu PKK terör örgütüne eleman
kazandırmada tek neden olmamakla beraber, bölge halkı üzerinde
propaganda malzemesi olarak kullanılmıştır.
Jandarma görevi gereği genellikle suç ve suçlularla mücadele
etmektedir. Bu görevlerini icra ederken vatandaşlara haksız uygulamalarda
bulunduğu iddiası genellikle olmaktadır. Özellikle şüphelilerin yakalanıp
adliyeye sevk edilinceye kadar olan dönemde gözaltında tutulmasında
evrensel kurallara uyulmadığı ve insan hakları ihlallerinin yapıldığına dair
şikâyetler ve iddialar ile mahkûmların cezaevlerinden hastane veya
duruşmaya götürülmeleri esnasında tutuklu veya hükümlülere kötü
muamelede bulunduğuna dair birçok şikâyetler söz konusu olmaktadır. Bu
şikâyetlerle ilgili olarak idari soruşturma elbette yapılmaktadır. Ancak
memurun yargılanması ile ilgili olarak kanunda belirtilen katı düzenlemeler
nedeniyle idari soruşturmalardan bazı durumlarda istenilen sonuca
ulaşılamamaktadır.
Jandarma personelinin insan hakları ihlallerini önlemek amacıyla
1990’lı yılların başlarından itibaren eğitime ağırlık verilmesi ve 1992
yılından itibaren jandarma okullarında ''insan hakları ve meslek etiğinin'' ders
olarak okutulması, personel üzerinde insan hakları bilincinin gelişmesi ve
ihlallerin önlenmesi hususunda olumlu bir uygulamadır (AB Bakanlığı,
2011).
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
219
C.17, S.2
İnsan hakları ihlallerinin önlenmesi amacıyla verilen eğitimin
mutlaka yararları olmuştur. Ancak 2003’te liberal düşünce topluluğu
tarafından yapılan bir araştırmaya göre halen toplumun % 30’u jandarmanın
insan haklarını ihlal ettiği görüşündedir ve bu değer de yüksek bir orana
tekabül etmektedir (Dağı ve Toprak, 2003: 24).
7. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ İÇİN ASKERİ
OMBUDSMAN UYGULAMA ÖNERİSİ
Askeri ombudsmanlık günümüzde İsrail, Norveç, Avustralya,
Namibya’da uygulanmaktadır. Silahlı kuvvetler çalışanları arasındaki
anlaşmazlıkları çözmek, ordu çalışanları ile ordu arasındaki sorunlara çözüm
üretmek amacıyla kurulmuştur. Norveç’te askeri ombudsmanın görevleri
arasında; izin, atama, eğitim gibi konular bulunmaktadır (Özden, 2010: 59,
60)
2010 yılındaki halk oylaması sonucu yapılan Anayasa değişikliği ile
kurulması kesinleşmiş olan ve 26 Ocak 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi Anayasa Komisyonu’nda kabul edilen kamu denetçiliği kanun
tasarısında askeri ombudsmanlıkla ilgili bir açıklık veya düzenleme
bulunmamaktadır. Ancak, Türkiye’de askeri ombudsmanlığı hayata
geçirilmesi son derece gerekli ve önemlidir. Ombudsmanlık kurumunun
Türkiye’de yerleşene kadar Türk Silahlı Kuvvetleri’nde ombudsmanlık
sisteminin olmaması ve sonrasında aşamalı olarak kapsam içine alınması
gerektiğine dair görüşlere rağmen (Odyakmaz, 2011: 106), ombudsmanlıkla
ilgili yasal düzenlemelerin yapılması esnasında askeri ombudsmanlığın
kapsama alınması ve hayata geçirilmesinde fayda bulunmaktadır.
Askeri ombudsmanlıkla ilgili olarak başlangıçta çeşitli çevrelerden,
özellikle askeri çevrelerden eleştirilerin gelme ihtimali çok yüksektir. Bu
eleştiriler klasik anlamda askerin içişlerine karışılması ve siyasetin içine
çekilmesi yönünde olacaktır. Ancak demokratikleşmenin tüm kurumlarda
sağlanması gerekliliği askeri kurumlar içinde geçerlidir. Askeri kurumlarda
demokratikleşme konusu başlı başına bir akademik çalışmayı gerektirse de,
neden demokratikleşmesi gerektiğine kısaca değinmemiz gerekmektedir.
Askerin içişlerinde yaşadığı problemlerin kapalı bir ortamda
çözülme yönteminin bazen çözümsüzlüğe götürme ihtimali olabilir ve
haksızlığa uğradığını düşünen personel üzerinde mağduriyet psikolojisinin
gelişmesine neden olur. Çözüldüğü düşünülen konunun aslında katı hiyerarşi
düzeni içinde üzeri örtülmektedir. Maddi veya manevi yaptırımlarla
karşılaşabileceği endişesi personelin sessiz kalmasına neden olmaktadır. Bu
sessizlik ise fırtına öncesi sessizlik olup, personel katı hiyerarşiden
kurtulduğu anda- emekli olma veya ayrılma- çalıştığı kurumla ilgili gördüğü
ve yaşadığı olumsuzlukları dışa yansıtarak, toplum üzerinde asker hakkında
olumsuz düşüncelerin doğmasına neden olabilir. Bu aynı zamanda asker
kişiler arasında zaten yasal olarak mevcut olan rütbe farklılıklarının duygusal
anlamda da gerçekleşmesine neden olur. Yüksek moral ve motivasyonla
göreve sevk edilen askerlerin birbirine bağlı olmaları ve özellikle
GÖKÇE
220
2012
komutanlarına yasal bağlılıktan öte, onların adaletine inanmaları ve
güvenmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde birbirine olan sevgi, saygı ve
güven duyguları zayıflar ve zor durumlarda kışla içinde çeşitli şekillerde
ayrışmalar olabilir.
Silahlı kuvvetlerde atama, terfi, sicil gibi hususlarda mağdur
olduğunu düşünenler askeri yüksek yargıya başvurmaktadır. Askeri yüksek
mahkemesi üyelerinden birinin hâkim sınıf dışından bir kurmay subayın
olması aslında yüksek mahkemenin tarafsızlığını tamamen
engellememektedir. Ancak askeri mahkemelerin ve disiplin mahkemelerin
kuruluşu, bağlantıları gereği tarafsız olması düşünülemez. Öncelikle bağlı
olduğu komutandan sicil alan, fiziki denetimine tabi olan bir hakim veya
savcının komutanın iradesi dışında hareket etmesi ender görülen bir davranış
olur. Askeri mahkemelerde bulunan dava dosyaları genellikle amir ve üstlerin
astları hakkında açtıkları soruşturma sonunda yargılaması yapılan davalardır.
Astların üstleri hakkındaki şikâyetlerinden dolayı açılan bir dava pek ender
görülmektedir. Disiplin mahkemeleri ise üyeleri açısından tamamen hukuk
bilgisi sahip olmayan, komutanın belirlediği kışla subaylarından
oluşmaktadır. Aslında disiplin mahkemeleri tarafsız bir şekilde işlevlerini
yerine getirebilirse ombudsmanlığın yerini alabilir. Ancak askeri hiyerarşi ve
mevcut disiplin anlayışı bu mahkemelerinde sağlıklı yürütülmesinin önünde
engeldir.
Askeri ombudsmanın görev alanını, askerlerin kendi hiyerarşileri
içinde oluşacak şikâyetler ile yine askerlerin vatandaşla olan ilişkilerinde
meydana gelebilecek şikâyetlerin incelenmesi olarak belirtebiliriz. Askeri
ombudsmanın görevleri tarafların şikâyetlerini inceleyerek hakemlik,
arabuluculuk, sorun veya anlaşmazlığın giderilme sürecinin takip edilmesi
şeklinde olması gerekir.
Hakemlik ve arabuluculukta ombudsman anlaşmazlık veya sorun
yaşanan konuya üçüncü kişi olarak katılır. Tarafların ombudsmanın önerdiği
seçeneği kabul etme veya etmeme yolundan birini seçme hakları
bulunmaktadır. Hakemlik askerin vatandaşla olan ilişkisinde ortaya çıkan
sorunlar ya da anlaşmazlıkların çözümünde yararlı sonuçlar verebilir. Ancak
askerin kendi içindeki sorunun çözümünde amir ve üst makamlar tarafından
uygulamaya direnç gösterilmesi muhtemeldir. Arabuluculuk ve hakemlikte
ombudsman askeri hiyerarşi içinde taraflar arasındaki güç ve statü
eşitsizliğini dengeler ve ast personelin sorunlarının üst makamlara daha
rahatlıkla ulaşmasını sağlar. Disiplinin bozulması endişesiyle sorunun yetkili
amirin önüne götürülememesi gibi düşüncelerin önünü kapatır ve personel
kendi hiyerarşisi içinde üst makamlara iletilmeyen veya iletildiği halde
çözüm bulunamadığını düşündüğü konuları ombudsman aracılığıyla yetkili
yerlere ulaştırabilir.
Yine jandarmanın vatandaşla olan ilişkisi sonucu ortaya çıkacak
anlaşmazlıklar ombudsman vasıtasıyla konu yargıya iletilmeden çözüme
kavuşturulabilir. Çünkü vatandaşın jandarma ile olan temel sorunu, insan
haklarının ihlalini (işkence gibi) dışarıda tutarsak, genellikle jandarmanın
vatandaşın sorununu zamanında çözmediği, kendisini beklettiği veya yetkisiz
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
221
C.17, S.2
işlemler yaptığı şeklinde olmaktadır (Jandarma, 2003: Md. 4,5,6). Bu
sorunlar aslında bir arabulucu vasıtasıyla çözülebilecek konulardır. Önemli
olan tarafları bir araya getirebilecek güvenilir ve tarafsız bir kişinin
olmasıdır. Bunu da en iyi ombudsman yapabilir.
İnsan haklarının ihlalleri doğrudan yargıya intikal etmesi gereken bir
durum olsa da ihlali yapan personel amir veya üst tarafından kurum içi
koruyuculuk psikoloji nedeniyle yargıya intikal ettirilmeyebilir. Bu durumda
ombudsman olaya müdahil olarak ihlal yapan personele gereken işlemleri
yapmayan amir ve üstleri uyararak onları harekete geçirebilir.
Sorun veya anlaşmazlığın giderilme sürecinin takip edilmesinde
ombudsman, tavsiye kararının ya da yargıya götürülmüş yargı kararının
zamanında yerine getirilip getirilmediğini takip eder. Özellikle idari yargı
kararlarının üst veya amir aleyhine olması durumunda kararın
uygulanmasında gecikmeler olabilir ya da karar uygulansa dahi lehine karar
alınan ast personelin üzerinde sonradan yıldırma, bezdirme, baskı (mobbing)
faaliyetleri olabilir. Bu durumları engellemek amacıyla ombudsman süreci
takip ederek personelin tekrar mağdur edilmesini önler.
Askeri ombudsmanın işlevleri dikkate alındığında silahlı kuvvetler
içinde ve askerin vatandaşla olan ilişkisinde ortaya çıkacak sorunların daha
sağlıklı çözülebilmesi için ombudsman önemli katkı sağlayacaktır. Bu
bağlamda bütün bu işlevleri yerine getirecek askeri ombudsman kim olacak
ve taşıması gereken koşullar neler olacak sorularının cevaplandırılması
gerekmektedir.
Öncelikle askeri ombudsman en az üniversite mezunu olmalıdır.
Üniversitelerin hukuk, kamu yönetimi, siyasal ve sosyal bilimler alanlarından
mezun olmaları hem idarenin işleyişine hem de hukuki konulara vakıf
olmasını sağlar. Ancak üniversite mezunu olması günümüz şartlarında yeterli
olmayabilir. Bu durumda ilgili alanlarda yüksek lisans ya da doktora eğitimi
almış olanlar tercih edilmelidir.
Askeri ombudsman, ombudsmanda olması gereken güvenilirlik ve
tarafsızlık özelliklerinin yanı sıra, hoşgörülü, uzlaşma kültürünü benimseyen,
dürüst, kendi alanının dışında farklı konularda da bilgi sahibi olan, askeri
hukuk ve hiyerarşiyi bilen, sorun çözebilme yeteneğine sahip kişilerden
seçilmelidir.
Askeri ombudsman belirtilen özelliklere sahip sivil kişiler arasından
seçilmelidir. Sivil bir kişinin askeri kuralları ve işleyişi bilmemesi ve
uygulamaları ile askeri hiyerarşiyi ve disiplini zedeleyeceği düşüncesi ilk
başta akla gelmektedir. Ancak askeri ombudsmanın asker kişiler arasından
seçilmesinin sakıncaları daha fazla olacaktır.
Öncelikle seçilecek asker ombudsmanın emekli bir asker mi yoksa
muvazzaf bir asker mi olacağı hakkında farklı değerlendirmeler olabilir.
Subay, astsubay ve uzman çavuşların yetiştikleri ortam ve uzun yıllar silahlı
kuvvetler bünyesinde çalışmış olmaları, onları emeklilik günlerinde de aynı
ortamı yaşamalarına neden olmaktadır. Emekli olan askerler eski
GÖKÇE
222
2012
komutanlarını gördükleri anda yine saygı ve hürmetlerinde kusur
etmemektedirler. Askerlikle olan gönül bağları kopmamakta, zımnen de olsa
hiyerarşiye karşı saygıları devam etmektedir. Dolayısıyla emekli bir askerden
nesnel anlamda ombudsmanlık yapması düşünülemez. Muvazzaf askerin
ombudsman olması; personelin halen askeri kanunlara ve ast- üst ilişkisine
tabi olması sebebiyle amirlerinin etkisi altında kalma ihtimalini yüksek
kılmakta ve uygulamanın nesnel yapılmasında sakıncalar doğurmaktadır.
Sivil bir kişinin seçilmesi durumunda askeri ombudsman askeri
hiyerarşiye karşı tarafsızlığını korumuş olacaktır. Askeri kuralların işleyiş
şeklini bilmemesi ise ombudsman için handikap olmamakta, aksine
ombudsmana yüklenen yetki ve görevler evrensel anlamda bireylere tanınan
hakların aranmasının askeri ortamda da uygulanmasından ibaret olacaktır.
Evrensel kuralların askerlik mesleği ve personeli için uygulanması kısa
vadede silahlı kuvvetler içinde huzursuzluk yaratsa da, uzun vadede asker
kişilerin bu kuralları özümsemesine ve kendi birlikleri içinde uygulamasına
neden olacaktır.
Sivil kişiler arasından seçilecek askeri ombudsman, askeri disiplinin
bozulmasının aksine, amirlerin ve üstlerin haksız uygulamalarının önüne
geçer. Haksızlığa uğradığını ve askeri hiyerarşi içinde sorununun
çözülemeyeceği düşüncesine sahip olan personelin bütün meslek hayatı
boyunca taşıyacağı olumsuz düşünceyi engeller. Haksızlığa uğradığını
düşünen ya da sorunu olan personelin askeri hiyerarşi haricinde tarafsız bir
kişi tarafından sorununun çözüme kavuşturulacağı düşüncesi ve sorunun
çözülmesi onun mesleğine ve amirlerine olan sevgi saygısını artırır.
Silahlı kuvvetlerin teşkilat yapısı gereği en başta silahlı kuvvetler
ombudsmanı ve ona bağlı çalışacak şekilde, her kuvvet komutanlığı ile
jandarma teşkilatında birer ombudsman olması, sorunların daha hızlı ve etkin
olarak çözülmesi açısından önemlidir. Her kuvvet komutanlığının personel
durumu göz önüne alındığında tek bir ombudsmanın sorunlara
yetişemeyeceği ve verimli çalışamayacağı aşikârdır. Dolayısıyla silahlı
kuvvetler ombudsmanının yanı sıra; kara, deniz, hava kuvvetleri ombudsmanı
ile jandarma genel komutanlığı ombudsmanı olmalıdır.
Silahlı kuvvetler ombudsmanı Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde;
Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı
temsilcilerinden oluşan bir kurul tarafından belirlenen adaylar arasından
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesi, ombudsmanı görev ve
yetki bakımından güçlendirir. Genelkurmay Başkanlığı’nın bu kurulda temsil
edilmesi tamamen Türkiye’deki günümüz uygulamasından
kaynaklanmaktadır. Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma
Bakanlığı’na bağlanması durumunda ise kurulda sadece Milli Savunma
Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı temsilcilerinin olması yeterli olacaktır. İçişleri
Bakanlığı’nın ise Jandarma Genel Komutanlığı’nın mülki görevlerin
icrasındaki bağlılığından dolayı kurulda bulunması gerekir. Ombudsmanlığa
aday olma yolu herkese açık tutulmalı, kırk yaş sınır kabul edilmeli ve kırk
yaş ve daha büyük olanlar aday olabilmelidir. Silahlı kuvvetler ve milli
savunma ve içişleri bakanlıklarının adayları ile doğrudan aday olanlar
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
223
C.17, S.2
arasından üç isim kurul tarafından belirlenerek Türkiye Büyük Millet
Meclisine bildirilmelidir.
Her kuvvetin ve jandarma teşkilatının ombudsmanları, silahlı
kuvvetler ombudsmanı tarafından daha önce belirtilen ölçütlere uygun
adaylar arasından seçilmelidir. Kuvvet ombudsmanlarının seçiminde bağlı
oldukları bakanlık tarafından belirlenmesi yöntemi de uygulanabilir. Ancak
ombudsmanlık sisteminin özünü oluşturan “İdareden bağımsız olmaları”
ilkesine aykırı düşer. Kuvvet ombudsmanlarının Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından belirlenen “Silahlı Kuvvetler Ombudsmanı” tarafından
seçilmeleri bağımsız hareket edebilmeleri açısından önemlidir.
Askeri ombudsmanların görev süreleri yasalarla belirlenmeli ve
ombudsmanlar ikinci kez seçilmemelidir. İkinci kez seçilmeleri halinde
mevcut ombudsmanın parlamentoda hakim olan partiye yakın durmaları
yönünde temayülü olabilir. Bu davranışta tarafsızlığa gölge düşürebilir.
Dolayısıyla, askeri ombudsmanların hizmetin etkinliği açısından belirlenecek
makul bir süre sonunda değişmesi demokratik bir uygulama olur.
Silahlı kuvvetleri ombudsmanı ve diğer askeri ombudsmanlara gerek
vatandaşların gerekse askeri personelin çekinmeden ve rahatlıkla
ulaşabilmesi için askeri birliklerden ayrı bir yerde çalışma ofislerinin tahsis
edilmesinde yarar bulunmaktadır.
Askeri ombudsmanlar askeri birliklere rahatlıkla girmeli ve şikâyet
konusu ile ilgili bilgi belgelere ulaşabilmelidir. Burada askeri birlikler
tarafından çok gizli gizlilik derecesine sahip bilgilerin verilmemesi söz
konusu olabilir. Ancak askeri hareket planlarının dışındaki diğer bilgilerin
ombudsman tarafından incelenmesinde sakınca olmayacaktır.
Askeri ombudsmanlar yıllık raporlarını her yılın sonunda bağlı
oldukları bakanlıklar vasıtasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine
sunmalıdır. Ancak ilgili bakanlıklar ombudsman tarafından çözüme
kavuşturulamayan hususların incelenmesi ve sorumlular hakkında gerekli
yasal ve yargısal işlemler yapılması için Genelkurmay Başkanlığını harekete
geçirmelidir.
8. SONUÇ
Bilim ve teknolojide yaşanan hızlı gelişmeler yöneten ve yönetilen
arasındaki ilişkinin boyutlarını etkilemektedir. Yönetilenler yönetenlerden
kaynaklanan haksızlıklara karşı artık seslerini yükseltmeye ve hesap sormaya
başlamıştır. Yönetilenler aynı zamanda farklı taleplerde de bulunmaktadırlar.
Yönetenlerden teknolojiyi kullanarak hayatlarını kolaylaştırmalarını,
kendilerini insan olarak kabul etmelerini ve buna göre davranmalarını
istemektedirler. Yönetenlerin varlıklarının asıl sebeplerinin kendileri
olduğunu belirtmektedirler. Yönetenlerin çoğunluktan ve güçlüden ziyade
azınlıkta kalan ve güçsüz olanlara da eşit davranmaları gerektiğini
istemektedirler.
GÖKÇE
224
2012
Yönetilenlerin istekleri kamu kurumlarını süreç içinde vatandaşla
karşı karşıya getirmiş ve bazı durumlarda çatışma riskini artırmıştır.
Yönetimden kaynaklanan sorunların çatışmaya dönüşmeden önlenmesi için
kamu yönetimleri tedbirler almaya yönelmiştir.
Ombudsmanlık bu tedbirlerden birisi olarak Batı ülkelerinde
uygulanmaya başlanmış ve tek bir yasama ombudsmanının yanı sıra değişik
alanlarda ombudsmanlık uygulanmaktadır. Kurumsal düzeyde çalışanların
haksızlığa uğradığı veya kendisini öyle hissettiği durumlarda bir arabulucuya
veya soruna tarafsız yaklaşan birisine ihtiyaç olmaktadır. Askeri
ombudsmanlık, üniversite ombudsmanlığı, tüketici ombudsmanlığı, yerel
yönetim ombudsmanlığı bunlara örnek olan uygulamalardır.
Türkiye’de ombudsmanlıkla ilgili yeni yaklaşımların olduğu bu
günlerde, farklı alanlarda uygulamasının olması daha geniş alanda ve daha
çok vatandaşa ulaşılarak yönetilenin sorununun çözümünde etkili olacaktır.
Silahlı kuvvetlerin, gerek kendisine tevdi edilen vatan savunması
görevine yüksek moral ve motivasyonla yönelmesi gerekse de jandarma
teşkilatı vasıtası ile suçun önlenmesi ve suçluların yakalanması görevlerinin
icrasında hem kendi bünyesindeki personel ilişkileri sonucu ortaya çıkan
sorunların hem de vatandaşla karşı kalması sonucu vatandaşların muhtemel
şikâyetlerinin çözüme kavuşturulması için ombudsmanlık sistemine ihtiyacı
bulunmaktadır.
Askeri ombudsmanlık uygulaması; kurum içi olabilecek adaletsizliği
gidererek personelin birbirine bağlılığını artırır ve personeli göreve daha iyi
motive eder. Vatandaşla karşı karşıya kalan jandarma teşkilatı hakkındaki
şikâyetleri hakkaniyet ölçüsü çerçevesinde çözerek teşkilatın personel
hataları yüzünden vatandaşın gözünde yıpranmasının önüne geçer. Bu
nedenlerle askeri ombudsmanlık sisteminin Türk Silahlı Kuvvetleri
bünyesinde faaliyete başlaması gerekmektedir.
KAYNAKÇA
1. AB BAKANLIĞI (2011), “Jandarmanın İnsan Hakları Konusunda
AB'ye Uyum Çalışmaları”, http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=
42560&l=1, 01.11.2011.
2. ABDİOĞLU, Hasan (2007), “Yönetişim İlkelerinin Uygulanmasında
Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık) Kurumu ve Avrupa Birliği Sürecinde
Türkiye Açısından Önemi” İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler
Dergisi, Yıl:6 Sayı:11, s. 79-102.
3. AHİLİK, (2011), “Ahiliğin Fonksiyonları”, http://www.ahilik.gen.tr/
ozellik/fonksiyonlar. html, 23-10-2011
4. AMERİCAN BAR ASSOCİATİON, (2011), Ombudsmen Defıne
Themselves, http://apps.americanbar.org/adminlaw/news/vol24no4/
ombudsmen.html, 30.10.2011.
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
225
C.17, S.2
5. AKSAKAL, Hakan (2010), “Türk Modernleşmesinin Ambivalant
Doğası: Modernleşme, Milliyetçilik, Medeniyet İlişkisi Üzerinden
Türkiye’yi Okumak” Zeitschrift für die Welt der Türken / Journal of
World of Turks, Cilt 2, Sayı 1, s. 245-264.
6. AKYÜZ, Vecdi (1995), İslam Hukukunda Yüksek Yargı ve Denetim
Divan-ı Mezalim, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları,
İstanbul.
7. ARSLAN, Çetin ve Murat Kayançiçek (2010), T.C. Anayasası, Hürriyet
Yayınları, İstanbul.
8. ARSLAN, Süleyman (1986), “İngiltere’de Ombudsman Müessesesi”,
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, s. 157-172.
9. AYİM (1972), “1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu”
http://www.msb.gov.tr/ayim/Ayim_menu.asp?IDNO=35, 23.02.2012
10. BALTA, Tahsin Bekir (1970), İdare Hukukuna Giriş 1,TODAİE
Yayınları. Ankara.
11. BİRDİŞLİ, Fikret (2011), “Yeni Kamu Yönetimi Yaklaşımı Bağlamında
Kamu Denetçiliği ve Bir Denetim Aracı Önerisi Olarak Üniversite
Ombudsmanlığı”, Edt: Yüksel Koçak, Atıl Cem Çiçek, Kamu Yönetimi,
Yönetim- Siyaset Sorunlar ve Yeniden Yapılanma, Sfs Grup Yayınevi,
Ankara, s. 111-136.
12. CEZAR, Mustafa ve Mithat Sertoğlu (1962), Mufassal Osmanlı Tarihi
Cilt 5, Güven Yayınevi, İstanbul.
13. CEZAR, Mustafa ve Mithat Sertoğlu (1957), Mufassal Osmanlı Tarihi
Cilt 1, İskit Yayınevi, İstanbul.
14. COOK, Steven (2008), Yönetmeden Hükmeden Ordular Türkiye, Mısır,
Cezayir, çev: Bahar Şahin, Hayykitap, İstanbul.
15. DAĞI, İhsan ve Metin Toprak (2003), Türkiye’de İnsan Hakları ve İfade
Özgürlüğü, Liberal Düşünce Topluluğu, Ankara.
16. ERDENGİ, Tevfik Bora (2009), Ombudsman: Dünya Uygulamaları ve
Türkiye, Basılmamış Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Ankara.
17. ERDOĞMUŞ, Osman (2006), Kamu Yönetiminde İdari ve Denetsel
Açıdan Ombudsman Kurumu: Türkiye Örneği, Basılmamış Yüksek
Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
18. ERHÜRMAN, Tufan (1998), “Ombudsman”, Amme İdare Dergisi, Cilt
31, Sayı 3, s. 87-102.
19. ERYILMAZ, Bilal (2008), Kamu Yönetimi, Okutman Yayıncılık,
Ankara.
20. FULLER, Graham E. Ve Henri J. Barkey (2011), Türkiye’nin Kürt
Meselesi, çev: Hasan Kaya, Profil Yayıncılık, İstanbul.
GÖKÇE
226
2012
21. GENELKURMAY BAŞKANLIĞI (2011), “Görevi”,
http://www.tsk.tr/1_TSK_HAKKINDA/1_3_Gorevi/gorevi.htm,
31.10.2011.
22. GFP (2011), “Active Military Manpower by Country”,
http://www.globalfirepower.com/active-military-manpower.asp,
31.10.2011.
23. GÖZÜBÜYÜK, A. Şeref (2007), Yönetim Hukuku, Turhan Kitabevi,
Ankara.
24. HERZBERG, Frederick (1965), “The Motivation To Work Among
Finnish Supervisors”, Personnel Psychology, Vol.18, Issue 4, s. 393-
402.
25. HUNTINGTON, P. Samuel (2004), Asker ve Devlet, Sivil-Asker
İlişkilerinin Kuram ve Siyasası, çev: K. Uğur Kızılaslan, Salyangoz
Yayınları, İstanbul.
26. KANUN TASARISI (2011), “Kamu Denetçiliği Kurumu Kanun
Tasarısı”, http://www2.tbmm.gov.tr/d23/1/1-0991.pdf, 29.10.2011.
27. KAYA (1991), “Kamu Yönetimi Araştırması” Türkiye ve Orta Doğu
Amme İdaresi Enstitüsü Yayınları No: 238, Ankara.
28. KOMİSYON KANUNU (1990), “İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu
Kanunu”, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/ insanhaklari/kanun.htm,
29.10.2011.
29. KÖSEOĞLU, Özer (2010), “Avrupa Ombudsmanının Hukuki Statüsü,
İşleyişi ve Kurumsal Etkinliği”, Sayıştay Dergisi, Sayı 79, s. 30-62.
30. KURUÜZÜM, İrfan (2008), Ombudsman Kurumu, Türkiye’de
Uygulanabilirliği ve Kültür ve Turizm Sektörü İçin Bir Uygulama Model
Önerisi, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, İstanbul.
31. LEGISLATION (2011), “Parliamentary Commissioner Act 1994”,
http://www.legislation.gov.uk/ukpga/1994/14/section/1, 25.10.2011.
32. MEDIATEUR-REPUBLIQUE (2011), “What can he do for me?”,
http://www.mediateur-republique.fr/en-citoyen-11-Question0005#faq,
25.10.2011.
33. MIHÇIOĞLU, Cemal (1987), “Kamu Yönetimi Alanında Türkçe Terim
Denemeleri”, Ankara Üniversitesinin Kuruluşunun 40.Yılına Armağan,
Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Yayını, Ankara.
34. İÇ HİZMET KANUNU (1961), “211 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç
Hizmet Kanunu”, http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/ 1044.html,
31.10.2011.
35. İÇ HİZMET YÖNETMELİĞİ (1961), “Türk Silahlı Kuvvetleri İç
Hizmet Yönetmeliği” http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/Metin.Aspx
Çağdaş Kamu Yönetiminde Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık)
227
C.17, S.2
?MevzuatKod=7.5.5905&sourceXmlSearch=&MevzuatIliski=0,
23.02.2012
36. JANDARMA (2003), “Jandarma Genel Komutanlığı Genel Sekreterliği
Basın Açıklaması Duyuru No: 2003/23” http://www.jandarma.tsk.tr/
basin/duyuru/BD2003temmuz10.htm, 23.02.2012
37. JANDARMA GÖREV VE YETKİLERİ KANUNU (1983), “2803 Sayılı
Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu”
http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/603.html, 23.02.2012.
38. ODYAKMAZ, Zehra (2011), “ Çağdaş Bir Denetim Mekanizması
Olarak Kamu Denetçiliği (Ombudsmanlık) Kurumunun Türkiye İçin
Gerekliliği ve Diğer Benzer Kurumlarla Karşılaştırılması”, Edt: Yüksel
Koçak, Atıl Cem Çiçek, Kamu Yönetimi, Yönetim- Siyaset Sorunlar ve
Yeniden Yapılanma, Sfs Grup Yayınevi, Ankara, s. 97-110.
39. OMBUDSMAN (2011), http://www.merriam-webster.com/ dictionary/
ombudsman, 22.10.2011.
40. ÖZDEN, Kemal (2007), “Yerel Demokrasi Bağlamında Türkiye’de
Ombudsman Denetimi”, Edt: Bilal Eryılmaz, Musa Eken, Mustafa Lütfü
Şen, Kamu Yönetimi Yazıları, Teoride Değişim, Yeniden Yapılanma,
Sorunlar ve Tartışmalar, Nobel Yayıncılık, Ankara.
41. ÖZDEN, Kemal (2010), Ombudsman ve Türkiye’deki Tartışmalar,
Seçkin Yayıncılık, Ankara.
42. PARLIAMENTARY OMBUDSMEN (2011), “Welcome to the
Parliamentary Ombudsmen – JO”, http://www.jo.se/Page.aspx,
25.10.2011.
43. ŞANAL, Mustafa ve Mustafa Güçlü (2007), “Bir Toplumsallaşma Aracı
Olarak Ahilik” Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,
Kayseri, s. 379-390.
44. ÜNAL, Feyzullah (2008), Türkiye’de Yerel Yönetimlerin Denetimi ve
Yerel Yönetim Ombudsmanı, Basılmamış Doktora Tezi, Gazi
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
45. YERASİMOS, Stefanos (1989), Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye Dünya
Savaşından 1971’e, çev: Babür Kuzucu, Belge Yayınları, İstanbul.

İslamiyet’te devlet Hz. Muhammed (s.a.v) döneminde ilk biatlarla birlikte kurulmuştur. İslam devletinin esası Kuran-ı Kerime göre şekillenmiştir.
Hz. Ali’nin, Hz. Muhammed’in (s.a.v) amcasının oğlu olması, onun yanında büyümesi ve Hz. Peygamber’in eğitiminden geçmesi kendisini farklı bir konuma getirmiş, siyasî, sosyal ve kültürel tarihin ön sıralarına taşımıştır.
Hz. Muhammed ve sonrasında selefleri döneminde Hz. Ali’nin düşünceleri ve davranışları onun adalet duygusunu ön plana çıkmıştır. Hz. Muhammed’in (s.a.v) döneminde ortaya çıkan sorunlar Hz. Ali tarafından çözümlenmiştir. Hz. Ali, Hz. Peygamber’in gerek hayatında, gerekse vefatından sonra ortaya çıkan bir kısım problemlerin fıkhi çözümlerine dair içtihatlarında isabet kaydetmiştir. Onun ortaya koyduğu çözümler, döneminin sahabeleri tarafından kabul edilmiş, bundan sonra bütün âlimlerin önemli bir bilgi kaynağı olmuştur
Hz. Ali kendisinden önceki halifeler döneminde adil tutum ve davranışları ile ideal devlet adamı olduğunu göstermiştir. Halifelik döneminde ise bu özellikleri devlet idaresinde uygulamaya yansımıştır.
Adil davranma, adaletli olma bir devlet adamında ve yöneticide olması gereken nitelikler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Adaletin olmadığı bir yerde dedikodunun olacağı ve dedikodunun olduğu yerde ise kargaşa ve düzensizliğin olacağı muhakkaktır.
Bu çalışmanın amacı; devlet adamı olarak Hz. Ali’nin yönetimde adalete verdiği önemi ve uygulamalarını örneklerle bir bütün halinde ortaya çıkarmaktır.
Bu doğrultuda Kuran-ı Kerim başta olmak üzere hadisler ve Hz. Ali ile ilgili bilimsel yayınlar incelenmiştir.
 
Makalenin tamamını http://www.assam.org.tr/document/Devlet_Adami_Hz_Ali_nin_Yonetim_ve_Adalet_Anlayisi.pdf adresinden bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Çarşamba, 02 Temmuz 2014 00:00

ASSAM Uluslararası Hakemli Dergi

SAYGIDEĞER ASDER ÜYELERİ VE ASSAM'A GÖNÜL VERENLER

ASSAM Uluslararası hakemli dergimiz yayın hayatına Haziran sayısı ile başlamış oldu. Geçen yıl bu vakitler siz değerli ASDER üyeleri ile tanıştığımda ve sonrası süreçte aklımda sürekli ASSAM bünyesinde fikirlerimizi anlatabileceğimiz, derdimizi akademik bir ortamda paylaşabileceğimiz bir derginin yayınlanma düşüncesi vardı. Zaman içinde çok değerli Komutanım Adnan Tanrıverdi Paşama bu konuyu açtığımda kendisi olumlu baktı ve bugünlere geldik.

Derginin çıkarılma aşamalarında dergi yöneticileri ve editörler sürekli istişare halinde süreci yönettik. Sıkıntılarımız oldu. Özellikle makale bulma konusunda sıkıntılar yaşadık. Çok şükür ilk sayımızı planladığımız sayıda makale ile çıkardık. Bu süreçte yakın çevremizde bulunan akademisyen ve araştırmacılara gönderdikleri makaleler için ayrıca teşekkür ediyorum.

Değerli ASDER ve ASSAM üyeleri ASDER ve ASSAM'ın düşünce ve ilkelerini, araştırma konularını aldığımız eğitimin uzantısı olarak birikimlerimizle beraber harmanlayarak paylaşalım. ASDER ve ASSAM şu anda akademik çevrede pek bilinmiyor. Bu dergi sayesinde -dergimiz üniversitelere gönderilecek- akademik çevrelerde düşüncelerimiz ve ilkelerimizi anlatmış olacağımızı umuyorum. 

Siz değerli ASDER ve ASSAM üyelerinden özellikle isteğim dergimizin yazım kuralları doğrultusunda hazırlayacağınız makalelerinizi bize gönderiniz. Kaliteli ve prestijli bir dergi olabilmek için hakem sürecini işletmek zorundayız. Bu sebeple özellikle dergimizin kuralları çerçevesinde hazırlayacağınız makalelere ihtiyacımız var.

Derginin çıkarılmasında bizden desteğini esirgemeyen Sayın Komutanım Adnan Tanrıverdi Paşama şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca Dergi merkezinden uzakta olmam sebebiyle bazı teknik hususlarda irtibatımızı sağlayan ve derginin hazırlanmasında büyük emeği geçen Sayın Melih Tanrıverdi ve Abdullah Kaplan Bey'e ayrıca teşekkür ediyorum.

İlk sayımızda eksiklerimiz olabilir, maruz görün lütfen. Ama eksiklerimizi gidermemiz için bizim göremediklerimizi lütfen gerek bana gerekse de diğer editörlere lütfen yazın.

Saygılarımla

Yrd. Doç. Dr. Ali Fuat GÖKÇE

Em. Jan. Bnb. 

Cumartesi, 14 Aralık 2013 20:35

FARABİ (870-950) (14 Aralık 2013)

Türk-İslam tarihine şeref veren ünlü ve büyük Türk düşünürü ve bilgini Farabi'nin asıl adı Mehmet'tir. 870 yılında Türkistan'da Farab'da doğdu. (Bugünkü Kazakistan sınırları içinde bulunan Otrar) Babası kale komutanlarından Mehmet Turfan'dır. Farabi ilk eğitimini memleketinde yaptı. Bir rivayete göre önce İran'a ve sonra Bağdat'a gitti. Farabi Aristo'nun Arapçaya çevrilmiş eserlerini anlaşılması kolay hale getirmiştir. Bundan dolayı Doğulu bilginler kendisine Hace-i Sani, yani ikinci üstat payesi vermiştir. 941 yılında Suriye'ye geçti. Halep ve Şam'da oturdu. 950 yılında Şam'da vefat etti.

Farabi'nin başlıca eserleri: "Ettalim üs Sani" ve "İhsan-ül Ulum" isimlerini taşırlar. Bunlardan ikincisi Arap dilinde yazılan ilk büyük ansiklopedidir.

Farabi içinde yaşadığı toplumda ağırlığını hissettiren din ile felsefe arasındaki çatışmayı siyaset temelinde çözümlemeye çalışmıştır. Çünkü o dönemde siyaset gerek felsefe gerekse dinin, hayatın biricik anlamı olarak belirlediği mutluluğun tek gerçekleşme adresidir.

Farabi'ye göre felsefe birdenbire ortaya çıkan bir disiplin değildir. Felsefe insanlık tarihi boyunca kaydedilen gelişim süreci sonunda, zorunlu, güvenilir bir bilgi vermeyen özellikle mitsel, metaforik açıklamalardan vazgeçilmesi ve akla dayalı, kesin yöntemlerin kullanılmaya başlanmasıyla bağımsız bir disiplin olarak oluşmuştur.

Felsefedeki bütün kuramsal ve pratik uğraşların nihai hedefi, insanı mutlu kılmaktır. Farabi, mutluluk için sırasıyla duyusal, tahayyül ve en üst seviyede kuramsal bilginin elde edilmesini gerekli görür. Farabi, felsefenin genel olarak amacının: "yüce yaratıcıyı bilmek, O'nun hareket etmeyen "Bir" olduğunu, her şeyin etkin sebebinin O olduğunu; O'nun kendi cömertliği, hikmet ve adaleti ile bu aleme düzen veren olduğunu bilmek" olduğunu belirtir.

1879 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Prens Sabahattin'in babası, Osmanlı Adliye nazırlarından Mahmut Paşa, annesi Sultan Abdülhamit'in kız kardeşi Seniha Sultan'dır.

Babasının konağında özel eğitim gören Sabahattin; iyi bir eğitim alarak, Arapça, Farsça ve Fransızcayı küçük yaşlarda öğrenmiştir. Babasının birtakım sıkıntılar neticesiyle Paris'e kaçması, Sabahattin ve görüşleri açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur. Burada İlmi İçtimai (Toplum Bilimi) okulunun ileri gelenlerinden Edmond Demolins ile tanışmış ve toplum-siyaset hakkındaki görüşleri, bu okulda öğrendiği ilkeler doğrultusunda şekillenmiştir.

1902'de Paris'te Birinci Jön Türk Kongresi'ni toplayan Prens Sabahattin bu Kongrede, "Osmanlı Devleti'ne yabancı müdahalede bulunmaya ihtiyaç vardır" diyen grubun liderliğini yapmıştır. Jön Türklerin II. Abdülhamit'e karşı izlenecek yol konusunda anlaşamamaları neticesinde bölünen hareketteki önemli bir figür konumuna gelen Prens Sabahattin, Paris'te Teşebbüs-ü Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti'ni kurmuş, arkasından da cemiyetin yayın organı olan Terakki Dergisi'ni yayınlamaya başlayarak görüşlerini kitlelere ifade etme imkanı bulmuştur.

1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet'le birlikte doğan görece özgürlük ortamında İstanbul'a dönen Prens, Abdülhamit'i devirmekle hürriyet ve bireysel serbestliğin gerçekleştirilemeyeceğini savunarak, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne muhalefet etmek amacıyla Ahrar Fırkası'nı kurmuştur. Siyasal tarihimizde "31 Mart Vakası" olarak bilinen olayların tertipleyicisi olarak değerlendirildiğinden baskılara maruz kalmış ve ülkeyi terk etmiştir. Belirli aralıklarla ülkesine gelse de son olarak, çıkarılan Hilafet Kanunu neticesinde, 1924'te yurt dışına çıkmak durumunda kalmıştır. Prens Sabahattin, 1948 yılında İsviçre'de hayatını kaybetmiştir.

Çarşamba, 27 Kasım 2013 20:09

Koçi Bey Risalesi

Osmanlı Klasik Döneminde İdari Reform Hareketleri / Administration Reform Motion At Ottoman Classic Period

Koçi Bey’in hayatı hakkında kesin ve açık bir bilgi bulunmamaktadır. Koçi Bey aslen Arnavut olup Rumeli Görice’den devşirme yoluyla İstanbul’a getirildiği ve Osmanlı Sarayına girdiği bilinmektedir. Koçi Bey’in Görice’li olduğu kesin olarak bilinmemekte, ancak karısının ve oğlu Sefer Şah’ın mezarlarının Görice’de Mirahur İlyas Bey camiinde, kendisinin mezarının ise Görice’ye bağlı Plamet köyünde olması, Koçi Bey’in Göriceli olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Çeşitli kaynaklarda Koçi beyin asıl isminin Mustafa olduğu, Koçi adının onun lakabı olduğu belirtilmektedir. Koçi adı değişik kaynaklarda Koçi, Koca, Kuçi şekillerindedir. Arnavutça’da “koç” kelimesi kırmızı anlamına gelmektedir. Mustafa Bey’e yüzünün kırmızılığından dolayı Koçi lakabının verilmesi büyük ihtimaldir. Devşirme tarihi ve saraya giriş tarihi ile ilgili kesin bir kayıt yoktur. Ancak, padişah Birinci Ahmet devrinden, IV. Murat devrine kadar Enderun’da çeşitli hizmetlerde bulunduğu bilinmektedir. Özellikle IV. Murat döneminde Has Oda’ya alınmış ve Padişah’ın güvenini kazanarak onun sırdaşı olmuştur. Koçi Bey Padişah IV. Murat’ın muhasibi olarak Bağdat seferine katılmıştır. Sultan Murat’ın ölümünden sonra yerine geçen Sultan İbrahim’in de muhasibi ve sırdaşı olmuştur. Koçi bey Sultan İbrahim’in son günlerinde veya Dördüncü Mehmet’in ilk yıllarında emekliye ayrılmış ve Görice’ye yerleşmiştir.

(Tebliğ 03-05 Ekim 2013 tarihinde Bingöl Üniversitesi tarafından düzenlenen "Geçmişten Günümüze Alevilik 1. Uluslararası Sempozyumunda" sunulmuştur. Tebliğin tamamı bildiri kitabı basıldığı zaman yayınlanacağından dolayı tebliğin özeti ASSAM okuyucularına sunulmuştur. Kitaba www.alifuatgokce.com/makaleler.html adresinden ulaşabilirsiniz.)

Tebliğde İslamiyet’te devlet idaresi ve Hz. Ali’nin yönetim ve adalet anlayışını; kuran-ı kerim peygamber efendimizin hadisleri ve Hz. Ali’nin uygulamalarından örnekler vererek açıklanmıştır.

Devletin meydana gelebilmesi için gerekli olan unsurlar; insan, toprak ve egemenliktir.

Devlet insanın ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkmış bir olgudur. İnsan, toplayıcılık, avcılık döneminden itibaren ihtiyaçlarını giderebilmek için bir arada yaşamak zorunda kalmış ve bu zorunluluk sonucu paylaşmayı ve dayanışmayı öğrenirken, bunlarla eş zamanlı olarak birbiriyle çatışmayı da öğrenmiştir. İbn-i Haldun insanların sosyal bir yaratık olduğu ve toplum içinde bir arada yaşamak zorunda olduğunu belirtmiştir. İnsanı toplum içinde yaşamaya iten nedenler arasında “ekonomi” ve “güvenlik” kavramlarını öne çıkaran İbn-i Haldun, insanların çeşitli ihtiyaçlarını tek başlarına gideremeyeceği için yardımlaşma ve kendilerini savunabilmek için dayanışma kavramlarına değinmiştir. DOLAYISIYLA DEVLETİN OLUŞUMUNDA EN ÖNEMLİ UNSUR İNSANDIR.

Sayfa 1 / 2
Adres: Yakuplu Mahallesi Hürriyet Bulvarı No:17 Kat:1 Daire:5 Beylikdüzü / İstanbul / 34524 / Türkiye
Tel : +90 555 000 58 00 eposta: info @ assam . org . tr