Haberler
Open Panel
assam logo 150

 ASSAM®

Adaleti Savunanlar

Stratejik Araştırmalar Merkezi

Derneği

Buradasınız:ASSAM Kurulları»Yayın Kurulu»Haberler»Türk Tokadının Sesi Tahran’dan Duyulmalıdır
Çarşamba, 12 Şubat 2020 00:00

Türk Tokadının Sesi Tahran’dan Duyulmalıdır

Yazan  Vehbi Kara
Öğeyi Oyla
(4 oy)

Suriye’de önce 8 şimdi de 5 askerimiz şehit oldu. Elbette bunun hesabı kahraman ordumuz tarafından kesilip cevabı verilecektir. Bunun için acele edip zayıf bir operasyon ile karşılık verilmemelidir. Çünkü askerimize yapılan saldırının büyük bir bedeli olduğu bu kalleş saldırıları yapanlara belletilmelidir.

Çünkü askerimize silah sıkan her düşman şunu iyi bilmelidir ki; Türkiye ne yapıp edip askerimizin kanını dökenlerin başına dünyayı yıkacaktır. Saldırıları yapan her kim olursa olsun; büyük bir pişmanlık duyması gereklidir.

Peki, Suriye’de 3 ve 10 Şubat’ta askerlerimize karşı yapılan saldırıların arkasında kim bulunuyor? Bu sorunun cevabının iyi verilmesi gerekiyor. Aksi takdirde büyük fotoğrafı göremeyiz ve hedefe odaklanamayız. Bu nedenle Esed Rejimi askeri görüntüsündeki İran askerlerini ve dünyanın çeşitli bölgelerinden getirilen Şii milisleri iyi tanımak gerekiyor.

Şu gerçekleri iyi bilmemiz gerekiyor. Suriye’de bir vekâlet savaşı yapılmaktadır ve parayla tutulmuş binlerce milis buraya getirilmiş ve halen de getirilmektedir. Esed Rejiminin elinde kendisine sadık çok az sayıda asker vardır ve bu askerler sadece Beşşar Esed ve ailesini korumaktadır. Çünkü 9 yıllık iç savaşta Suriye ordusu diye bir şey kalmamıştır.

Hâlihazırda rejimin kara unsurları, İranlı generaller tarafından yönetilmektedir. Hava kuvvetlerini ise Rus askerleri kontrol etmektedir. Beşşar Esed bir kukla olup ülkesini işgal eden ABD, İran ve Rus askerlerinin bir oyuncağı olmuştur. Her gün ülkesini ve başkenti Şam’ı bombalayan İsrail’e karşı kılını bile kıpırdatamayacak derecede acıklı bir duruma düşmüştür.

En son İdlib’de bu acı gerçeği görmüş olduk. Güya ABD’ye düşman görünümü altında oldukları halde Suriye’deki ABD güçlerine bir kurşun sıkmaya dahi cesaret edememişlerdir. ABD Başkanı Trump, Suriye’deki petrolden vazgeçmeyeceğini söylemiş ve ülkenin üçte birini işgal etmişken; İran gidip Türk askerine ve masum sivillere saldırmaktadır. İdlib nüfusunu bölgeden Türkiye sınırına sürmeye çalışmakta ve sivil yerleşimleri vurmaya devam etmektedir.

İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in üst düzey danışmanlarından Velayeti, 30 Ocak’taki basın toplantısında “Suriye hükümeti ve direniş cephesindeki müttefikleri İdlib’den Fırat’ın doğusuna geçecek ve Amerikalıları defedecek” diyerek yine bir başka Acem palavrası sallamıştı. Onca utanç verici olaya rağmen açıkça ABD ve İsrail yerine; önceliği yine masum sivillerin katledilmesi ve sürülmesine vermiştir.

O halde askerimize saldıran unsurları iyi tanımalı ve öncelikli hedefleri belirlerken hata yapmamalıyız. Bunun yanında vurduğumuz zaman ses getirmeli ve bir daha Türk askerinin kanını döken hiçbir kimse buna cesaret edememelidir. Aksi takdirde yol olur ve bunun acısını çok çekeriz. Bu nedenle öncelikle İran ve desteklediği terörist gruplar üzerine odaklanmak gereklidir.

İngiliz The Daily Telegraph gazetesi 26 Ocak’taki haberinde Fatimiyyun Tugayı olarak bilinen İran destekli Afgan savaşçıların İdlib’deki çatışmalara katıldığını gösteren telsiz konuşmalarına ulaştığını belirtmiştir. Gazeteye göre İdlib’deki Fatimiyyun savaşçılarının sayısı oldukça yüksektir.

Yine Ocak ayında çıkan bazı haberlerde Türk istihbaratına dayanarak İran destekli grupların İdlib ve Halep cephelerine gönderildiği bildirilmiş ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da 27 Ocak’ta İdlib ve batı Halep’teki büyük çaplı taarruzları eleştirirken “Rusya, İran rejimi, Hizbullah ve Esed rejiminin müşterek güçlerini” suçlamıştır.

İran, Esad yönetimine verdiği askeri ve siyasi desteği sürdürmekle birlikte Suriye ordusunun kuzeybatıdaki operasyonlarına yani ABD’ye karşı savaşmaktan korkmuştur. Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral Kasım Süleymani’nin 3 Ocak’ta ABD tarafından öldürülmesinden sonra hiç utanma ve pişmanlık duygusu oluşmamıştır. ABD’nin bunca saldırısına karşı İran’ın, İdlib harekâtına dönmesi çok çirkin ve iğrenç bir davranıştır.

İran’ın bölgesel stratejilerinin mimarı olan Süleymani’nin ortadan kaldırılması, Suriye’deki İran nüfuzunun azalmaya başlayacağı yönünde yorumlara yol açtığı halde durum tam aksine dönmüştür. Böyle bir durumdan korkan Esed, İran’la “yeni dönemdeki koordinasyonu” ele almak üzere istihbarat şefini Tahran’a göndermiştir. 

İran’ın İdlib’de saldırıya geçmesi ve Türk askerlerine ateş açması iki yönlü bir mesaj olarak okunmalıdır. Birincisi Tahran rakiplerine Suriye’deki gücü ve nüfuzundan bir şey kaybetmediği mesajıdır. İkincisi ise rejim unsurlarına “Her zaman, her yerde yanındayım, bana güvenmeye devam et” demektir.

İran’ın ABD’ye değil de masum sivillere karşı güç gösterisi, Devrim Muhafızları’yla bağlantılı olan Fars Haber Ajansı’nın 26 Ocak’taki haberinde de okunmuştur. Haberde, Suriye’deki isyanın başından itibaren Esed rejiminin devrilmesini engellemekte Kudüs Gücü’nün rolü olduğu vurgulanıyordu. Açıkça rejimi biz ayakta tutuyoruz demişlerdir.

ABD’nin Mayıs 2018’te nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra İran’ın kuzeybatı Suriye’deki operasyonlara doğrudan müdahil olmamasının önemli bir sebebi, ABD’nin yeni yaptırımlarına karşı Türkiye’yi bir ortak olarak kaybetmeme isteği idi. Ancak son dönemde Türkiye’nin bölgedeki odak noktasını bir müddet için dahi olsa Suriye’den Libya’ya kaydırması İran için fırsat şeklinde değerlendirilmiştir. İşte bu yüzden saldırıya geçen İran’a karşı her türlü tedbir alınmalı ve bunun cezası kesilmelidir.

Halen Suriye’de Türkiye’nin en önemli düşmanı İran’dır. Bu Acem devleti öylesine azgınlaşmıştır ki; ABD ülkesine acımasızca saldırıp generallerine suikast düzenlediği halde bir Amerikan askerini dahi öldürecek cesareti olmamıştır.

Fakat, İran’ın gücü masum Sünni halka karşı yetmektedir. Suriye ve Irak’ta binlerce Sünni Müslüman acımasızca katledilmiş kurtulanlar ise yerlerinden yurtlarından edilerek hayatta kalabileceği Türkiye sınırına göç etmek zorunda kalmıştır.

17 Eylül 2018'de varılan Soçi mutabakatından bu yana pervasızca saldıran İran, Rusya rejim güçleri; İdlib'te 1800'den fazla sivil cana kıymıştır. İran Devrim Muhafızları askerleri İran, Afganistan ve Pakistan'dan getirdikleri milislerden oluşturdukları terörist grupları, sivillere ve askerlerimize karşı kullanmaktadır. Binlerce vahşi teröristten oluşan bu gruplar, mezhepsel inançları için kutsal bir savaş verdiklerine inandırılarak acımasızca savaştırılmaktadır.

2019'un başından 10 Şubat 2020 tarihine kadar geçen sürede 1 milyon 640 bin sivil, saldırılar nedeniyle Türkiye sınırı yakınlarına kaçmıştır. 2019 öncesinde göç ettirilenlerle bu sayı iki milyonu aşmaktadır. İran, Rusya, rejim unsurları ve terörist gruplar, sivil nüfusu korkutarak Türkiye'ye göç ettirmek istemektedirler. Buna karşılık karşılarında Türk askeri varlığını engel gördükleri için varılan ateşkesleri ve mutabakatları ayaklar altına alarak askerlerimize saldırmaktan çekinmemektedirler.

Türkiye, Soçi Mutabakatı ile kendisini İdlib çemberinde masum sivillere kalkan olarak konumlandırmıştır. Fakat 28 Ocak’tan sonra devam eden saldırılar ile İran ve rejim unsurlarının Maaret El Numan kasabasına girmesine engel olamamıştır. Morek ve Surman’dan sonra Maar Hattat’taki Türk gözlem noktası da İran askerlerinin kuşatması altında kalmıştır.

Buna rağmen Türkiye; 12 gözlem noktasında asker tutma kararlılığını sürdürmektedir. Rusya’nın havadan destek verdiği İran ve rejim unsurlarının ilerleyişine karşı kolordu seviyesinde yani yaklaşık 40 bin civarındaki bir askeri unsur ile bölgeye yığınak yapmaktadır.

Şubat sonuna kadar çatışmasızlık bölgesi sınırlarına kadar geri çekilmezler ise darbe vuracağını açık bir şekilde en yetkili ağızdan dile getirmiştir. Türkiye, Astana Mutabakatı çerçevesinde ilan edilen dört gerilimi düşürme bölgesinde artık ateşkes rejimini koruyamayacağı mesajını ilan etmiştir.

Türkiye, güçlü bir şekilde vurmalı ve daha önceki operasyonlarda olduğu gibi işi yarım bırakmamalıdır. Bu sayede bütün dost ve düşman ülkeler bilmelidir ki; Türk askerinin kanını akıtmak kadar tehlikeli bir iş yoktur. Çünkü bunun cezası çok ağır olacaktır, vesselam…

 Alıntı: https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/vehbi-kara/turk-tokadinin-sesi-tahrandan-duyulmalidir-31296.html

 

Okunma 1155 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 12 Şubat 2020 15:14
Yorum eklemek için giriş yapın
Adres: Marmara Mahallesi Hürriyet Bulvarı No:110/H Beylikdüzü / İstanbul / 34524 / Türkiye
Tel : +90 555 000 58 00 eposta: info @ assam . org . tr