Savunma ve Savunma Sanayi
Open Panel
assam logo 150

 ASSAM®

Adaleti Savunanlar

Stratejik Araştırmalar Merkezi

Derneği

Buradasınız:ASSAM Kurulları»Stratejik Araştırma Kurulları»Savunma ve SVN. Sanayi»Yeni Dünya Düzeninde Türk Savunma Sanayi Gelişimi ve Rolü
Perşembe, 20 Mart 2014 20:36

Yeni Dünya Düzeninde Türk Savunma Sanayi Gelişimi ve Rolü

Yazan 
Öğeyi Oyla
(2 oy)

YENİ DÜNYA DÜZENİNDE TÜRK SAVUNMA SANAYİİNİN GELİŞİMİ VE ROLÜ

(Bu makale Yeni Türkiye Dergisi'nin Ocak - Şubat 2014 56. sayısında yayınlanmıştır)

 

Bugüne kadar savunma sanayinde söz sahibi olan ABD, Rusya, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkelerle aynı arenada rekabet edecek seviyeye gelen Türkiye coğrafi konum üstünlüğünü kullanarak bu ülkeler arasından sıyrılıp savunma sanayiinde söz sahibi olmaması düşünülemez. Söz konusu bu ülkeler dünya savunma sanayinin % 76’lık kısmını karşılamaktadırlar. Türkiye kalan % 24’lük pay için yaklaşık 200 ülke ile rekabet etmek durumundadır.

Bugün içinde bulunduğumuz savunma Sanayinin durumunu anlayabilmek ve savunma sanayiinde vaz geçilmez bir güç olabileceğimizi ortaya koyabilmek adına Türk Savunma Sanayinin geçmişine kısaca göz atmamız gerekmektedir.
Türkler tarih boyunca savaşçı bir millet olarak bilinmiş ve her milletin korkulu rüyası olmuşlardır. Savaşçı bir ruha sahip olan Türk Milleti savaş meydanlarında savaş alet ve ekipmanlarını son derece verimli ve etkili kullanmışlardır. Bu maksatla Türk orduları bulunulan çağın gereklerine göre en iyi saldırı ve savunma silahları ile donatılmıştır. Madenin yoğun kullanılmadığı dönemlerde ağaçtan yaptıkları modern silahlarla savaş meydanlarını süslemişlerdir.
Demir madeninin harp sanayiinde kullanılması ile harp silahlarını demirden işlemek Türkler için bir sanayiden öte sanat haline gelmiştir. Bu özellikleri sayesinde mükemmel kılıç, kalkan, kargı, mızrak, temren, gibi harp silah ve gereçlerini imal etmişlerdir. Böylece Türkler demiri son derece mükemmel işlemeleri sayesinde pek çok bölgeye hükmetmeyi başarmışlardır.
Türklerin demiri sadece taarruz aletlerinde değil savunma ekipmanlarında da kullandıkları görülmektedir. Savaş meydanlarında güvenli ve hareketli dolaşmayı sağlayacak miğfer, zırh ve kalkan kullandıkları da görülmüştür. Bu silahların yanı sıra harp meydanlarında yüksek hareket kabiliyetine sahip olacak şekilde atlardan istifade etmiş ve at üstünde silah kullanmakta oldukça ustalaşmışlardır. Türklerin kullandıkları bu silahları her ne kadar diğer milletlerde kullanmışlarsa da Türklerin bu silahları karşıt ordulara üstünlük sağlayacak hafiflik ve etkinlikte kullanmaları onlara bir ayrıcalık sağlamıştır.
Türk savunma sanayi Selçuklular döneminde belirgin bir gelişme göstermiş ve Çaka Beyin İzmir’i ele geçirmesiyle orada ilk Türk Tersanesi kurulmuştur. Osmanlı döneminde Türk Savunma Sanayi zirve yapmıştır. Karada Cebeci Ocağı, Topçu Ocağı ve Humbaracı Ocağı ile savunma sanayini geliştirmiştir. Osmanlı denizde de güçlü olmayı hedeflemiş çağın en güçlü donanmasına ve tersanelerine sahip olmuştur.
Osmanlı savunma sanayinde elde ettiği gelişmeleri tamamen yerli kaynaklarla sağlamıştır. Düşmana demir satmak onun eline silah vermek demektir. Prensibi ile hareket eden Osmanlı bu kaynakların yurt dışına satışını engellemiştir. Uzmanlaşmaya önem vermiş, bunun için sanayi kentlerini artırmıştır. Ancak 17. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı savunma sanayi teknik gelişmeleri takipte gecikmiş ve 19. yüzyıl başlarına gelindiğinde o parlak günlerini geride bırakmak zorunda kalmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye savunma sanayine önem vermiş ve 1924 yılında Kırıkkale silah fabrikasının temeli atılmıştır. Bu tarihten sonra 1938 yılına kadar Ankara, Kayaş ve Mamak’ta top ve hafif silah tamir ve fişek üretim fabrikaları kurulmuştur. 10 Şubat 1937’de Nuri Demirağ ve Selahattin Alan ilk özel uçak fabrikasını hizmete açmıştır.  Hava savunma sanayii alanında 1925 yılında Eskişehir uçak fabrikası, 1926 da Kayseri uçak fabrikası kurulmuştur. Özel sektör olarak Vecihi Hürkuş uçak üretim çalışmaları yapmıştır. 1948 yılında da Türk Hava Kurumu Atatürk Orman Çiftliği’nde uçak üretimine başlamıştır.
Maalesef tüm bu girişimler geleceği görememe, kötü yönetimler ve yapılan Amerikan Marshall yardımları sonucu durdurulmuş ve sadece bakım ve onarım faaliyetleri yapabilen kuruluşlar haline getirilmiştir. Devlet bu dönemde savunma sanayinden elini çekmiş ve kurulan fabrikalar kullanılmamıştır. Savunma sanayimiz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra ABD’nin uyguladığı ambargo sonrasında farklı bir dönemece girmiş ve dışa bağımlılıktan milli projelere adım atılmıştı.
Aselsan, Havelsan, İşbir, Aspilsan askeri vakıf şirketleri kurularak milli projelere başlanmıştı. Türkiye 1990’ların sonunda 70’li yıllardan beri uygulaya geldiği savunma sanayii geliştirme çalışmalarıyla oldukça deneyim kazandı. Bu projelerin birçoğunda yerli teknoloji ve kaynak gücünü kullanma gayretinde oldu.  1998’de Bakanlar Kurulu’nun onayladığı “Türk Savunma Sanayii Politikası ve Stratejisi Esasları” ve SSM’nin “Savunma Sanayi Müsteşarlığı” 2007 – 2011 Stratejik Plan’ının ardından Türk Savunma Sanayi yeni bir döneme girmiştir.
Son yıllarda Dünya Ekonomisinin yoğunlaştığı bölge Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkeleri olmuştur. Özellikle Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri arasında jeopolitik olarak geçiş güzergâhın da olan Türkiye oldukça önem arz eden bir konuma gelmiştir. Bugüne kadar dışa bağımlı olarak savunma sanayisini ikame eden Türkiye son 10 yılda kendi Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarını öz kaynaklarından elde etmekle beraber dünya devletlerine ihracatını da artırmıştır.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde meydana gelen köklü değişiklikler ve kısmi savaş hali bu bölgedeki savunma sanayinin önemini bir kat daha artırmıştır. Öyle olmuştur ki savunma sanayisi küresel süreçte ülkelerin ekonomik ve siyasal güçlerini belirlemede en önemli etken olmuştur. Teknolojik gelişmenin süratli olduğu bu dönemde savunma sanayinin gelişimi de hız kazanmıştır. Ülkeler bu değişim karşısında ayakta durabilmek ve caydırıcılıklarını en üst düzeyde sağlayabilmek için savunma sanayisindeki gelişmelere göre mevcut silahlı kuvvetlerini modernize etmek zorundadırlar.
Bugüne kadar savunma sanayinde söz sahibi olan ABD, Rusya, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkelerle aynı arenada rekabet edecek seviyeye gelen Türkiye coğrafi konum üstünlüğünü kullanarak bu ülkeler arasından sıyrılıp savunma sanayiinde söz sahibi olmaması düşünülemez. Söz konusu bu ülkeler dünya savunma sanayinin % 76’lık kısmını karşılamaktadırlar. Türkiye kalan % 24’lük pay için yaklaşık 200 ülke ile rekabet etmek durumundadır.
Nitekim Türk Savunma Sanayi 2012 yılı itibari ile ihracatını % 43 artırmayı başarmıştır. Aldığı destekleri, doğru strateji ve  pazarlamayla birleştiren savunma sanayimiz Ruanda'dan İngiltere'ye geniş bir yelpazede ihracat yapmayı başardı. İhracat yaptığımız ülkeler arasında Rusya, Fransa, Almanya gibi devlerde bulunuyor. En çok ihracat yaptığımız kalemse uçak ve helikopter parçaları olurken bunu jet parçaları ve zırhlı araçlar izledi.
Uçak ve helikopter parçalarında toplam 297 milyon dolar ihracat yapılırken, bu rakam turbo jetlerde 218, zırhlı araçlarda 108 milyon dolar oldu.  Toplamda ise ihracatımız bir önceki yıla göre % 43'lük artışla 1 milyar 262 milyon dolar oldu. İlginçtir ihracat yapılan ülkelerden ilk sırayı ABD almıştır. 2008 yılı ihracat rakamımızın 600 bin dolar olduğu düşünülürse gelinen nokta küçümsenmeyecek derecede önemlidir.
Savunma ve Havacılık İhracatçılar Birliğinin tabiri ile tereciye tere satan Türk savunma sanayii 2012 yılı itibari ile ihracat rakamlarını en çok artıran sektör olmuştur.  Kara araçları sektöründe tüm sistemleri Türk mühendislerimiz tarafından tasarlayıp üreten Türk savunma sanayi kendi ihtiyacının % 54 lük kısmını öz kaynaklarından karşılar hale gelmiştir.
 Türk savunma sanayi ihracat hacminde hali hazırda ihraç ettiği harp silah araç ve gereçleri ile bunların yedek parçalarına ilave olarak dünya savunma sanayiinde üretim ve satışta ilk sıraları alan tanklar, zırhlı araçlar, insansız hava araçları ile helikopterler üzerinde bir artış ve yoğunluk beklenmektedir. Türkiye’nin savunma sanayiinde özellikle kendi coğrafyasında bulunan ülkelerle yapacağı savunma sanayi işbirliği dünya savunma sanayii sektöründe ülkemizi şaha kaldıracak bir imkân sağlayacaktır. Kara araçlarında ileri ve önemli bir noktada olan savunma sanayimiz deniz araçlarında da ileri bir noktaya geldiği takdirde bu sektörde söz sahibi olmamak içten bile değildir. 
İslam ülkeleri nezdinde diğer ülkelerden daha avantajlı bir konumda olan Türk savunma sanayii Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa’ya ihracatını devam ettirirken Kuzey Afrika ve Ortadoğu İslam ülkeleri savunma sanayi harcamalarını karşılamayı da başarırsa kara, deniz ve hava savunma sistemlerinde kısa zamanda çağın teknolojik gücünü yakalayabilecektir.
Ortadoğu olarak nitelenen İslam ülkelerine savunma sanayi ithalatını yapan ülkelerin başında ABD gelmektedir. İngiltere ise bu bölgede ikinci paya sahip ülkedir. İngiltere’yi Rusya ve diğer Avrupa ülkeleri takip etmektedir.  Ortadoğu ve özellikle Körfez ülkelerindeki hareketlilik savunma sanayi harcamalarında sürekli bir artış olacağının göstergesidir.
Ortadoğu da en fazla savunma sanayi harcamasını Suudi Arabistan yapmaktadır. Suudi Arabistan la birlikte Bahreyn, Kuveyt, Oman Sultanlığı ve Birleşik Arap Emirlikleri bu bölgedeki savunma sanayi harcamalarının % 60’nı oluşturmaktadır. Bu oranın 2/3 Suudi Arabistan’a aittir.  Irak ve Suriye’nin gelecekteki durumu da değerlendirilirse bu bölge pazarı önemli bir noktaya gelecektir.
Türk savunma sanayii bulunduğu coğrafya da doğal olarak var olan avantajını iyi değerlendirdiği ve 2023 yılı savunma sanayi ihracat hedefleri arasına aldığı Orta Asya Türki Cumhuriyetlerini, Uzak Doğu ve Asya ülkelerine ihracat rakamlarını artırmayı başardığı takdirde dünya savunma sanayii sektöründe dengeleri değiştirebilecek bir konuma gelecektir.
Türk savunma sanayinin ihracat hedefine aldığı bazı ülkelerin savunma harcamalarına kısaca bakacak olursak bu hedeflerin hiçte hayali olmadığını anlamış oluruz. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) 2012 dünya askeri harcamaları raporuna göre bazı ülkelerin savunma sanayi harcamaları şöyledir.
 
        Tablo: Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) 2012 Raporu

Görüldüğü gibi ihracat hedeflerine alınan ülkelerin savunma harcamaları küçümsenmeyecek derecededir. Diğer bir husus, bu bölgenin sürekli hareketli ve mütecaviz hareketlere açık olduğunu düşünürsek bu harcamalar hızla artmaya devam edecektir.
İslam ülkelerinde sanayi genel anlamda gelişmediğinden savunma sanayi haliyle hemen hemen yok gibidir. Bu bölgelerde gelirin büyük çoğunluğu enerji ve tarımdan elde edilmektedir. Enerjinin de savunma harcamalarını doğrudan etkilediğini düşünürsek bu durumda savunma sanayisi gelişmekte olan Türkiye’nin teknolojik olarak ne kadar avantajlı olduğu anlaşılacaktır.
Ancak özellikle son yüzyılda İslam coğrafyası sürekli karışıklıklar içerisinde olmuş ve birbirleriyle ortak Pazar oluşturmaları engellenmiştir. Petrol ve doğalgaz gelirlerinin oluşturduğu enerji gelirleri savunma harcamaları karşılığında ABD ve Avrupa ülkelerine aktarılmaktadır. Dünya petrol rezervinin % 65 Ortadoğu bölgesinde bulunmaktadır.  İşte Türk savunma sanayi böyle zengin ve önü açık bir pazara hitap etmektedir. Müslümanlar kendi elleri ile ellerindeki zenginliği ABD ve Avrupalılara peşkeş çekmektedir. Türkiye’nin izleyeceği yerinde stratejilerle bu bölgedeki savunma sanayi ibresi ülkemize çevrilebilir.
Dünya ekonomik gelişimine doğrudan etki eden ve ülkelerin güvenliğinin garantisi olan savunma sanayiinde sağlanacak teknolojik üstünlüğün İslam ülkelerine politik ve ekonomik avantaj sağlayacağı aşikârdır. İslam ülkeleri arasında kurulacak olan bir savunma sanayi işbirliği ortaklığı sayesinde dışa bağımlılık azalacak, öz kaynakların kullanımı artacak ve çağın gereklerine uygun teknolojik ürünleri üretebilen Savunma Sanayiine sahip olunacaktır. Böylelikle güçlü bir savunma sanayiine sahip İslam ülkelerinde kargaşa ve savaş hali son bulacak barış, istikrar ve güvenlik ön plana çıkacaktır.
Son yüzyılda meydana gelen gelişmeler göstermiştir ki İslam devletlerinin refahı ve huzuru ancak tek bir ses ve tek bir yumruk olmaları ile sağlanabilecektir. Bugün Avrupa Birliği (AB) bunun en belirgin göstergesidir. Müslümanların haklarının korunması diğer Müslümanların üzerinde bir haktır. Bunu Müslüman olmayan devletlerden beklemek doğru değildir. Çünkü hiçbir devlet yoktur ki barış ve huzuru getireceğim diye gittiği ülkenin ekonomik gelirlerini kendisine aktarmasın. Bugün ABD Irak işgalinden sonra gerek Irak’ın ve gerekse Kuveyt’in petrol gelirlerinin büyük çoğunluğunu savaş gideri olarak kendisine bağlamıştır.
Bunun için İslam ülkeleri arasında ekonomik işbirliği kurulmalıdır. Dünya ekonomilerinin belirginleştirilmesinde savunma sanayi çok önemli bir yer tutmaktadır. Ülkelerin tamamının savunma sanayi harcamaları diğer harcamalarından fazla olmaktadır. Birçok ülkede eğitim ve sağlık harcamaları savunma harcamalarından daha azdır. Adam Smith’in "Savunma zenginlikten önemlidir" sözü bunu ispatlamaktadır.  Savunma sanayisi güçlü olmayan hiçbir devlet ekonomik bağımsızlığını sürdüremez. Bir gün muhakkak bir başka ekonomik güç tarafından işgal edilecektir.
Tüm bunlar göstermektedir ki İslam Devletleri savunma sanayiinde mutlaka ortak işbirliğine gitmelidir. Bu sayede parasal güç kendi içinde döngüye tabi tutulacak ve ekonomik gelişme hızlı bir şekilde sağlanacaktır. Üstelik bu birliktelik bir nevi Kuran’ın emridir. Kuran-ı Kerimde Müslümanların birbirleriyle dayanışması yardımlaşması zenginin yoksulu desteklemesi emredilmiştir. Zekât bu emrin açık bir göstergesidir. Müslümanlar gelirlerini Gayri Müslüm devletlere aktarmakla diğer Müslümanların refahını engellemiş olurlar.
Elbette İnsanlığın gereği gayri Müslimlerle de ticaret yapılabilir. Ancak bu Müslümanlar arasında ticaret imkânı kalmadığı durumlarda tercih edilmelidir. Allah Teâlâ Ali İmran Suresi 103. Ayeti kerimede mealen; “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın...” buyurmuştur. Bizler bu ayeti kerime gereği birlik ve beraberliğimizi sağlayarak üzerimize düşen vazifeyi yapmak zorundayız.
İslam Ülkeleri arasında savunma sanayi işbirliği ortaklığı kurulduğu takdirde sadece savunma sanayii alanında değil her alanda muzafferiyet bizim olacaktır. Çünkü Allah Teâlâ Enfal Suresi 63. Ayette bunun müjdesini vermiştir.
“Fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü o Aziz’dir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
  


KAYNAKÇA
Toker, Hülya. http://resmitarih.com/wp-content/uploads/2013/04/DNDEN-BUGNE-SAVUNMA-SANAY.pdf, 4.02.2014 tarihli erişim.

15’ inci Yıldönümünde Savunma Sanayiinin: Dünü, Bugünü ve Yarını, Ankara 2001.

Stuart Kline, Türk Havacılık Kronolojisi, İstanbul 2002.

Ziylan, Aytekin. Savunma Nereden Nereye, Ulusal Strateji Dergisi, Kasım/Aralık 2001
http://www.sasad.org.tr/turk_savunma_sanayisi_tarihcesi.html, 05.02.2014 tarihli erişim.  

Savunma ve Havacılık İhracatçıları Birliği (SSİ) Genel Değerlendirme ve Hedefler MSI Dergisi IDEF 2013 Özel  Sayısı.

TOBB, Savunma Sanayi Sektör Raporu,2012.
    
Türkiye Petrolleri A.O. Genel Müdürlüğü,  2012 Yılı Ham petrol ve Doğal Gaz Sektör Raporu.

Giray, Filiz, Savunma Harcamaları Ve Ekonomik Büyüme. C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 5, Sayı 1

Okunma 7188 defa Son Düzenlenme Perşembe, 17 Nisan 2014 09:10
Yorum eklemek için giriş yapın
Adres: Yakuplu Mahallesi Hürriyet Bulvarı No:17 Kat:1 Daire:5 Beylikdüzü / İstanbul / 34524 / Türkiye
Tel : +90 555 000 58 00 eposta: info @ assam . org . tr