1. Haberler
  2. ASSAM Kurulları
  3. Stratejik Araştırma Kurulları
  4. İslam Ülkeleri
  5. Batı Asya (Orta Doğu)
  6. İsrail’in Suriye’de Kademeli İşgal Stratejisi: Golan’dan Şam Kırsalına Derin Sızma

İsrail’in Suriye’de Kademeli İşgal Stratejisi: Golan’dan Şam Kırsalına Derin Sızma

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Giriş

Suriye’de son dönemde ortaya çıkan askerî ve siyasi gelişmeler, ülkenin yalnızca iç güvenlik dengelerini değil, aynı zamanda İsrail’in kuzey güvenlik yaklaşımını da yeniden şekillendiren bir sürece işaret etmektedir. Özellikle İsrail medyasına yansıyan haber ve sızıntılar, güvenlik bürokrasisi içerisindeki tartışmalar, sınır hattındaki askerî hareketlilik ve sahadaki fiilî uygulamalar birlikte değerlendirildiğinde; İsrail’in Suriye’ye yönelik askerî varlığını mevcut sınır hattının ötesine taşıma ve operasyonlarını daha derin bir coğrafi alana yayma ihtimalinin giderek güçlendiği görülmektedir.

Bu eğilim yalnızca kısa vadeli bir güvenlik tedbiri olarak değerlendirilmemelidir. İsrail açısından Suriye sahası; sınır güvenliği, İran bağlantılı unsurların hareket alanı, silah ve lojistik transfer güzergâhları, Golan Tepeleri çevresindeki stratejik derinlik ve Suriye’de oluşabilecek yeni güç dengeleri bakımından doğrudan ulusal güvenlik boyutu taşıyan çok katmanlı bir mesele haline gelmiştir. Dolayısıyla İsrail’in mevcut askerî faaliyetleri, münferit hava saldırıları veya sınırlı kara operasyonlarından ibaret değil; gerektiğinde daha geniş kapsamlı ve süreklilik arz eden bir güvenlik mimarisinin parçası olarak okunabilir.

Bu çerçevede, İsrail’in Suriye’deki askerî varlığını kalıcılaştırması, operasyon alanını genişletmesi veya belirli bölgelerde fiilî güvenlik kuşakları oluşturması ihtimali, bölgesel dengeler bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Böyle bir gelişme, yalnızca İsrail-Suriye ilişkilerini değil; İran’ın bölgedeki konumunu, Lübnan-Hizbullah bağlantılarını, Ürdün’ün güvenlik kaygılarını ve daha geniş anlamda Doğu Akdeniz–Levant güvenlik mimarisini de doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, İsrail’in niyeti ile fiilî askerî kapasitesinin birbirinden ayrı değerlendirilmemesi gerektiğidir. Medyaya yansıyan açıklamalar ve sızıntılar tek başına stratejik bir kararın kesin göstergesi sayılamaz. Bununla birlikte bunların saha hareketliliği, askerî konuşlanmalar, operasyon yoğunluğu ve siyasi karar alma süreçleriyle birlikte okunması, muhtemel senaryoların daha sağlıklı biçimde ortaya konulmasını mümkün kılmaktadır.

Bu nedenle mevcut tablo, “İsrail Suriye’ye saldıracak mı?” biçimindeki tek boyutlu bir sorudan ziyade; hangi koşullarda, hangi stratejik hedeflerle, hangi coğrafi derinlikte ve hangi askerî araçlarla daha geniş kapsamlı bir müdahale gündeme gelebilir? soruları üzerinden ele alınmalıdır.

  1. Stratejik Konsept Değişimi: “Sınır Ötesi Alan Hakimiyeti”

İsrail ordusunun (IDF) yaklaşımı, geleneksel “Hava Kuvvetleri ile nokta atışı/sabotaj” biçiminde gerçekleşen MABAM [[1]] konseptinden çıkarak, karadan derinlemesine sızma ve geçici/kalıcı tampon bölgeler oluşturma stratejisine, yani “Sınır Ötesi Alan Hakimiyeti”ne evrilmektedir.

İsrail’in Suriye sahasındaki askerî yaklaşımında dikkat çeken temel değişim, tehdidi yalnızca sınırın karşı tarafından etkisizleştirme anlayışından, tehdidin ortaya çıkabileceği coğrafi alanı doğrudan kontrol altında tutma arayışına doğru gerçekleşen dönüşümdür. İsrail’in uzun yıllar Suriye’de uyguladığı MABAM (Campaign Between Wars/Muharabot Bein Ha-Ma’arachot) yaklaşımı esas olarak istihbarata dayalı, noktasal ve çoğunlukla hava gücü merkezli operasyonlarla İran ve müttefiklerinin askerî kapasitesinin gelişmesini engellemeye odaklanmıştır. İsrail güvenlik literatüründeki değerlendirmeler de MABAM’ın zaman içerisinde tekil nokta operasyonlarından, daha geniş bir coğrafi ve stratejik kampanyaya dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

Ancak Suriye’de 2024 sonrası ortaya çıkan yeni güvenlik ortamı, bu yaklaşımın sınırlarını yeniden tartışmaya açmıştır. Merkezi otoritenin zayıflaması, güney Suriye’de farklı silahlı aktörlerin ortaya çıkması ve 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın oluşturduğu eski güvenlik düzeninin fiilî koşullarla giderek daha fazla karşı karşıya gelmesi, İsrail açısından “tehdidin sınırdan uzak tutulması” ile “tehdidin bulunduğu alanın şekillendirilmesi” arasındaki farkı daha önemli hale getirmiştir. Nitekim Birleşmiş Milletler soruşturmasına ilişkin 2026 tarihli değerlendirmelerde, İsrail’in güney Suriye’de kara girişleri, baskınlar ve askerî altyapı oluşturulmasına yönelik faaliyetlerinin süreklilik kazandığı belirtilirken, İsrail bu faaliyetleri güvenlik gerekçeleriyle savunmakta ve toprak elde etme amacı taşımadığını ifade etmektedir.

Bu çerçevede söz konusu dönüşüm, henüz resmî bir İsrail askerî doktrininin adı olarak “Sınır Ötesi Alan Hâkimiyeti” şeklinde tanımlanmaktan ziyade, mevcut askerî uygulamalardan hareketle kullanılan analitik bir kavram olarak değerlendirilmelidir.

1.1. Tehdidi Kaynağında Geri İtme ve Stratejik Derinlik

Bu yaklaşımın ilk unsuru, İsrail sınırına yaklaşan tehditleri sınır hattında karşılamak yerine, hasım ülkenin daha içlerinde, tehdidin oluşabileceği bölgelerde baskı altında tutmak düşüncesidir. Buradaki amaç yalnızca bir saldırıyı önlemek değil; silahlı unsurların konuşlanmasını, lojistik hatların oluşmasını, füze ve İHA kapasitesinin gelişmesini veya Türkiye bağlantılı yapıların kalıcı askerî altyapı kurmasını mümkün olduğunca erkenden engellemektir.

Bu nedenle Golan Tepeleri’nin hemen doğusundaki alanın İsrail açısından önemi yalnızca sınır güvenliğiyle sınırlı değildir. Hermon/Cebel eş-Şeyh çevresi ve güney Suriye’ye uzanan yaklaşım hatları, gözlem ve erken uyarı imkânları, arazi hâkimiyeti ve Şam yönüne açılan ulaşım güzergâhları bakımından daha geniş bir stratejik derinlik meselesi haline gelmektedir. Böyle bir anlayışta askerî amaç, mutlaka geniş çaplı bir kara işgali gerçekleştirmek değildir; tehdidin belirli bir mesafede tutulması, hareket alanının daraltılması ve gerektiğinde kısa süreli askerî erişimin mümkün kılınmasıdır.

1.2. Tahkim Edilmiş Noktalar ve Fiilî Güvenlik Kuşağı

Bu yaklaşımın ikinci unsuru, yalnızca hareketli operasyonlarla yetinmeyerek arazi üzerinde kalıcı veya yarı kalıcı askerî mevcudiyet oluşturulmasıdır. Sabit gözetleme noktaları, kontrol noktaları, askerî mevziler ve lojistik destek alanları; gerektiğinde çevre arazi üzerinde daha sürekli bir güvenlik etkisi oluşturulmasına hizmet eder.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, tek tek askerî mevzilerin varlığından doğrudan “kalıcı işgal kararı” sonucu çıkarmanın analitik açıdan doğru olmayacağıdır. Ancak kara unsurlarının tekrarlanan girişleri ile askerî altyapının birlikte ortaya çıkması, geçici bir operasyon ile süreklilik kazanan güvenlik düzenlemesi arasındaki çizginin giderek belirsizleştiğini göstermektedir. BM’nin 2026 değerlendirmesinde de güney Suriye’deki kara girişleri ve askerî altyapı faaliyetlerinin yerleşik bir nitelik kazandığı yönündeki kaygılar özellikle vurgulanmıştır.

Bu nedenle Hermon çevresi, Beyt Cinn hattı ve Golan’ın doğusundaki bazı ulaşım geçişleri; yalnızca “hedef bölge” olarak değil, İsrail açısından ileri gözetleme, erken uyarı, erişim ve tehdit yönetimi alanları şeklinde değerlendirilmelidir. Böyle bir yapılanma, İsrail’in güvenlik derinliğini fiilen doğuya doğru genişletirken Suriye tarafındaki manevra alanını da daraltma potansiyeli taşımaktadır.

1.3. MABAM’dan Alan Hâkimiyetine: Esas Kırılma

Buradaki esas stratejik kırılma, hava gücünün önemini kaybetmesi değil, tek başına yeterli görülmemeye başlamasıdır. MABAM modeli; yüksek kaliteli istihbarat, hava üstünlüğü ve hassas vuruş kapasitesi sayesinde karşı tarafın belirli askerî kabiliyetlerini savaş eşiğinin altında aşındırmayı hedefliyordu. İsrail’in kendi güvenlik literatüründe de MABAM’ın temel mantığı, savaş devresi dışında da askerî faaliyet yürüterek düşmanın kapasitesini engellemek ve savaşı geciktirmek şeklinde tarif edilmektedir.

Yeni ortamda ise soru değişmektedir:

“Karşı taraf ne zaman güçlenecek?” yerine,
“Karşı tarafın güçlenebileceği alanı kim kontrol edecek?”

Bu değişim son derece önemlidir. Çünkü hava operasyonları bir tehdidi imha edebilir; fakat arazinin kontrolü, tehdidin yeniden ortaya çıkabileceği ortamı şekillendirmeyi amaçlar. Dolayısıyla İsrail açısından kara mevcudiyeti, gözetleme, erken uyarı, hareket serbestisi ve gerektiğinde hızlı müdahale imkânı birbirini tamamlayan araçlar haline gelebilir.

1.4. 1974 Rejimi Açısından Anlamı

Bu dönüşümün en önemli sonucu, 1974 Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması’nın öngördüğü askerî ayrışma mantığı ile çağdaş güvenlik uygulamaları arasındaki gerilimi artırmasıdır. 1974 düzeni iki düzenli ordunun belirli hatların gerisinde tutulmasını ve aradaki tampon bölgenin BM tarafından izlenmesini esas alıyordu.

MABAM ise bu statik ayrışma modelinin dışında, tehdidin daha geniş askerî çevresini hedef alan bir yaklaşım geliştirmiştir. Buna karşılık sınır ötesi alan hâkimiyeti, bir adım daha ileri giderek askerî etkinliği yalnızca hava sahası veya uzaktan vuruş kapasitesi üzerinden değil, karasal mevcudiyet ve arazi üzerinde süreklilik üzerinden kurmaya yönelmektedir.

Bu nedenle üç aşamalı bir dönüşümden söz etmek mümkündür:

  • 1974 rejimi → Temas hattını ayır ve çatışmayı önle.
  • MABAM → Temas hattının gerisindeki tehdidi uzaktan aşındır.
  • Alan hâkimiyeti yaklaşımı → Tehdidin ortaya çıkabileceği alanı doğrudan şekillendir ve kontrol altında tut.

Sonuç olarak burada ortaya çıkan mesele, yalnızca İsrail’in Suriye topraklarında askerî operasyon yapıp yapmaması değildir. Daha önemli soru, geçici askerî müdahalenin zaman içinde kalıcı bir güvenlik kuşağına, bu güvenlik kuşağının ise fiilî alan kontrolüne dönüşüp dönüşmeyeceğidir. İsrail’in “geçici güvenlik tedbiri” olarak tanımladığı faaliyetlerin sahadaki sürekliliği, gelecekteki bölgesel güvenlik mimarisinin en kritik göstergelerinden biri olacaktır.

  1. Ordu İçi Baskı ve Konsept Değişikliği Talebi

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in 19 Ağustos 2026’da 210. Tümen’de gerçekleştirdiği operasyonel değerlendirme ve Güney Suriye turu, İsrail’in Suriye sahasını artık yalnızca sınır güvenliği açısından değil, ileri savunma ve stratejik derinlik alanı olarak ele aldığını göstermektedir. Zamir’in 210. Tümen ve bölgedeki yedek unsurlarla görüşmesi sırasında yaptığı açıklamalarda, İsrail’in sınırları yakınında “düşman güçlerin yerleşmesine” izin vermeyeceği ve gerektiğinde gücü “doğru yerde ve doğru zamanda” kullanacağı vurgulanmıştır.

Bu çerçevede, saha birliklerinde ortaya çıkan daha ileri ve saldırgan bir operasyon yaklaşımı, mevcut savunma hattının giderek sınır ötesine taşınması yönündeki eğilimin önemli bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ancak yedek subayların belirli taleplerinin bağımsız olarak doğrulanması sınırlı olduğundan, bu husus kesinleşmiş bir kurumsal politika değil, saha baskısının ve konsept tartışmasının bir göstergesi olarak ele alınmalıdır.

2.1. Saha Unsurunun Tırmandırma İsteği

Saha birliklerinin operasyon alanını köyler ve meskûn mahallere doğru genişletme yönündeki talepleri, güvenlik anlayışında “sınırda karşıla” yaklaşımından “tehdidi daha içeride karşıla ve baskı altında tut” anlayışına geçiş arzusunu ifade etmektedir. Böyle bir eğilim, askerî karar vericiler üzerinde daha geniş kara operasyonları, daha uzun süreli arazi kontrolü ve ileri güvenlik mevzilerinin korunması yönünde baskı oluşturabilir.

Bu durum özellikle 210. Tümen gibi Golan merkezli bir yapının görev anlayışını da değiştirebilir. Nitekim İsrail ordusu Güney Suriye’de hâlihazırda çeşitli askerî mevkiler kurmuş ve operasyonel varlığını Quneitra’dan Dera’nın batısına uzanan hatta genişletmiştir.

2.2. “Görünmez Sınır”ın Doğuya Taşınması

İkinci boyut, İsrail açısından tehdit değerlendirmesinin klasik 1974 ayrışma hattıyla sınırlı kalmamasıdır. Golan–Kuneytra hattının ötesindeki Cebel eş-Şeyh/Hermon çevresi, Dera ve Şam kırsalına uzanan alan, silahlı grupların hareketi, lojistik bağlantılar ve gelecekte oluşabilecek askerî yapılanmalar bakımından daha geniş bir güvenlik sahası olarak değerlendirilmektedir. EUAA verileri de İsrail’in güney Suriye’deki askerî mevcudiyetinin Kuneytra ve batı Dera’ya doğru genişlediğini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle söz konusu yaklaşımın nihai hedefi yalnızca mevcut tehditleri bertaraf etmek değil, Suriye’nin güneyini İsrail sınırına yönelik sürekli bir askerî veya lojistik tehdit üretemeyecek şekilde yeniden şekillendirmek olabilir. Böyle bir yönelim, Lübnan cephesindeki Hizbullah yapılanmasıyla mücadeleyle birlikte düşünüldüğünde, İsrail’in kuzeyinde birbirine bağlanan güvenlik alanları oluşturma arayışına işaret edebilir.

Stratejik açıdan kırılma noktası şudur:
Savunma hattı sınırda tutulduğunda amaç sınırı korumaktır; savunma hattı sınırın ötesine taşındığında amaç, tehdidin ortaya çıkabileceği coğrafyayı şekillendirmektir.

Bu sebeple ordu içindeki saha baskısı, tek başına bir askerî müdahale isteğinden ziyade, İsrail’in MABAM’dan daha ileri, karasal ve sürekli bir “ileri güvenlik kuşağı” anlayışına yönelip yönelmeyeceğinin önemli göstergelerinden biri olarak incelenmelidir.

3.  Siyasi ve Jeopolitik Zamanlama

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki askeri ve siyasi angajmanını artırması ve gerektiğinde Şam kırsalına kadar uzanabilecek bir karasal operasyon ihtimalini gündemde tutmasının arkasında, yalnızca kısa vadeli güvenlik kaygılarının değil, Suriye’nin yeniden yapılanma sürecini ve bölgesel güç dengelerini şekillendirmeye yönelik daha geniş kapsamlı jeopolitik hesapların bulunduğu değerlendirilmektedir. Bu çerçevede öne çıkan başlıca faktörler şunlardır:

3.1 Suriye’deki Güç Boşluğu ve Geçiş Sürecinin Kırılganlığı:

Esed sonrası Suriye’de geçiş hükümetinin, merkezi devlet otoritesini ülke genelinde yeniden tesis etme süreci henüz tamamlanmamıştır. Özellikle ordunun merkezi komuta-kontrol mekanizmalarının, hava savunma kapasitesinin, sınır güvenliği sisteminin ve farklı silahlı unsurların devlet yapısı içerisinde bütünleştirilmesinin zaman alacağı değerlendirilmektedir. Bu durum, İsrail açısından Suriye’nin güneyinde askeri hareket serbestisi sağlayabilecek geçici bir “fırsat penceresi” oluşturabilir. Tel Aviv’in bu dönemde sahada oluşturacağı fiili güvenlik alanlarının, ilerleyen aşamalarda Suriye’nin merkezi yönetimi tarafından geri alınmasını zorlaştıracak bir durum yaratması da muhtemel bir stratejik hesap olarak değerlendirilebilir.

3.2 Süveyda ve Dürzi Kartının Kullanılması:


Suriye’nin güneyinde, özellikle Dürzi nüfusun yoğun olduğu Süveyda ve çevresindeki sosyo-politik dinamikler, İsrail açısından önemli bir jeopolitik araç niteliği taşımaktadır. İsrail’in Dürzi toplumunun güvenliği söylemini öne çıkararak Suriye merkezi yönetiminin bölgedeki otoritesini sınırlamaya yönelik siyasi ve askeri girişimlerde bulunması, ülkenin parçalı güvenlik yapısının kalıcılaşması riskini artırabilir. Bu yaklaşımın uzun vadeli hedefi, doğrudan bir ilhak veya açık bir siyasi kopuştan ziyade, Şam’ın tam kontrol sağlayamadığı özerk veya yarı özerk güvenlik ceplerinin oluşmasını teşvik etmek olabilir. Böyle bir yapı, İsrail’e Suriye’nin güneyinde hem ileri bir güvenlik hattı hem de Şam yönetimi üzerinde sürekli bir siyasi baskı mekanizması sağlayabilir.

3.3. Doğu Akdeniz, Türkiye ve Bölgesel Güç Dengesi:

İsrail’in Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve GKRY ile geliştirdiği siyasi, ekonomik ve güvenlik iş birlikleri, Suriye’deki gelişmelerden bağımsız değerlendirilmemelidir. Suriye’nin güneyinde oluşturulabilecek bir tampon veya güvenlik bölgesi, İsrail’in bölgesel nüfuz alanını kuzeye doğru genişletmesine ve Suriye’nin yeniden yapılanma sürecinde daha güçlü bir pazarlık pozisyonu elde etmesine imkân sağlayabilir.

Bu durum aynı zamanda Türkiye’nin Suriye sahasındaki etkinliği açısından da yeni bir jeopolitik denklem ortaya çıkarabilir. İsrail’in Suriye’nin güneybatısında oluşturacağı baskı alanı, Türkiye’nin Suriye’deki güvenlik ve siyasi öncelikleri üzerinde dolaylı bir baskı unsuru olarak kullanılabilir. Dolayısıyla Suriye’nin güneyinde meydana gelecek gelişmeler, yalnızca İsrail-Suriye ilişkileri bağlamında değil, Türkiye-İsrail rekabeti, Doğu Akdeniz güç dengesi ve Suriye’nin gelecekteki siyasi yapılanması çerçevesinde birlikte değerlendirilmelidir.

  1. Saldırı İhtimalleri ve İlerleme Senaryolarının İrdelenmesi, birebiriyle mukayesesi

Senaryo

Amaç ve Yöntem

Olasılık

1)             Genişletilmiş Tampon Bölge (Sınırlı Kara Harekâtı)

Hermon Dağı silsilesi, Beyt Cinn ve Kuneytra hattında 15-20 km derinlikte askeri kontrol şeridi kurulması.

Çok Yüksek

2)             Güney Suriye Kırsalına Sızma ve Altyapı İmhası

Şam’ın güney banliyölerine kadar giden noktasal kara baskınları ile Suriye ordusuna/direniş unsurlarına ait stratejik mühimmatın imha edilmesi.

Yüksek

3)             Şam’ın Doğrudan Kuşatılması / İşgali

Başkenti tamamen kontrol altına almaya yönelik tam ölçekli bir işgal harekâtı. (Askeri maliyet ve uluslararası tepki nedeniyle dikey işgal yerine lojistik felç tercih edilecektir.)

Düşük

İsrail’in Suriye sahasında izlemesi muhtemel hareket tarzları, operasyonun coğrafi kapsamı ve siyasi hedefleri bakımından üç temel senaryo altında değerlendirilebilir. Mevcut bölgesel dengeler, İsrail’in güvenlik yaklaşımı ve Suriye’deki merkezi otoritenin yeniden yapılanma süreci dikkate alındığında, Tel Aviv açısından sınırlı ve kontrollü askerî müdahale ile tampon alan oluşturma seçeneğinin, doğrudan ve kapsamlı bir işgal senaryosuna kıyasla daha uygulanabilir olduğu değerlendirilmektedir.

4.1. Genişletilmiş Tampon Bölge – Sınırlı Kara Harekâtı / Olasılık: Çok Yüksek

Bu senaryoda İsrail’in temel amacı, Suriye topraklarında kalıcı bir işgal gerçekleştirmekten ziyade kendi kuzey sınırının güvenliğini ileri bir hat üzerinden sağlamlaştırmak ve Suriye’nin güneyindeki gelişmeleri kontrol edebileceği bir güvenlik kuşağı oluşturmaktır. Bu kapsamda Hermon Dağı silsilesi, Beyt Cinn ve Kuneytra hattı öne çıkan coğrafi alanlar olarak değerlendirilebilir.

Yaklaşık 15–20 km derinliğe ulaşabilecek bir askerî kontrol alanı oluşturulması halinde İsrail, hem Golan çevresindeki stratejik hâkimiyetini güçlendirebilir hem de Suriye’nin güneyindeki askerî yapılanmaların faaliyetlerini sınırından daha uzakta tutabilir. Bununla birlikte böyle bir uygulamanın yalnızca askerî boyutla sınırlı kalmayarak, bölgede yerel güvenlik yapılanmalarının desteklenmesi ve merkezi Şam yönetiminin nüfuzunun sınırlandırılması şeklinde hibrit bir güvenlik modeli ile desteklenmesi muhtemeldir.

Bu senaryonun İsrail açısından tercih edilmesinin “çok yüksek olasılık” olarak alınmasının temel nedeni, sınırlı askerî kaynak kullanımıyla daha geniş bir stratejik etki yaratabilmesi ve kapsamlı bir işgalin doğuracağı uluslararası siyasi maliyetleri nispeten düşük tutabilmesidir.

4.2. Güney Suriye Kırsalına Sızma ve Kritik Altyapının Hedef Alınması / Olasılık: Yüksek

İkinci senaryo, geniş çaplı ve sürekli bir kara işgalinden ziyade noktasal, kısa süreli ve hedef odaklı askerî operasyonlar yürütülmesini öngörmektedir. Bu kapsamda İsrail’in özellikle Suriye ordusuna veya İsrail tarafından tehdit olarak değerlendirilen silahlı unsurlara ait mühimmat depoları, komuta merkezleri, lojistik tesisler ve askerî altyapıyı hedef alması mümkün olabilir.

Bu yaklaşımın temel amacı, Suriye’nin güneyinde İsrail açısından tehdit oluşturabilecek askerî kapasitenin yeniden oluşmasını engellemek ve merkezi yönetimin bölgedeki askerî kapasitesini kontrollü biçimde sınırlandırmaktır. Noktasal kara baskınlarının hava saldırıları ve istihbarat faaliyetleriyle birlikte yürütülmesi, İsrail açısından daha düşük maliyetli bir seçenek oluşturabilir.

Bununla birlikte bu senaryonun sürekli tekrarlanması, Suriye’nin egemenliği konusunda uluslararası tartışmaları artırabileceği gibi, Şam yönetimi ile İsrail arasında doğrudan çatışma riskini de yükseltebilir. Dolayısıyla bu yöntemin süreklilik arz eden bir işgalden ziyade caydırıcılık ve kapasite engelleme aracı olarak kullanılması daha muhtemeldir.

4.3. Şam’ın Doğrudan Kuşatılması / İşgali- Olasılık: Düşük

Suriye’nin başkenti Şam’ın doğrudan hedef alınması veya kentin tamamen kontrol altına alınmasına yönelik kapsamlı bir kara harekâtı, mevcut koşullarda İsrail açısından en yüksek maliyetli senaryoyu oluşturmaktadır. Böyle bir operasyon yalnızca askerî açıdan büyük bir kuvvet ve lojistik kapasite gerektirmeyecek; aynı zamanda Suriye’nin egemenliği, bölgesel istikrar ve uluslararası hukuk bakımından ciddi sonuçlar doğuracaktır.

Bu nedenle İsrail açısından doğrudan “Şam’ı işgal etme” hedefinden ziyade, başkentin askerî ve lojistik kapasitesini dışarıdan baskı altına alma, kritik askerî unsurları etkisizleştirme ve merkezi yönetimin hareket alanını daraltma yöntemleri daha rasyonel seçenekler olarak değerlendirilebilir.

Başka bir ifadeyle, bu senaryoda “toprağı ele geçirmekten ziyade karar alma ve askerî kapasiteyi felç etmek” daha düşük maliyetli bir stratejik yaklaşım olacaktır. Ancak Suriye’de merkezi otoritenin yeniden güçlenmesi, İsrail’e yönelik doğrudan bir tehdit algısının ortaya çıkması veya bölgesel aktörlerin çatışmaya daha yoğun biçimde dâhil olması halinde bu düşük olasılıklı senaryonun koşulları değişebilir.

4.4. Senaryoların Genel Değerlendirmesi ( Düşman İmkan ve Kabiliyetlerinin Kabul İhtimal Derecesi)

Üç senaryo birlikte değerlendirildiğinde, İsrail açısından en muhtemel hareket tarzının (1. Senaryonun) “sınırlı kara hâkimiyeti + noktasal askerî operasyonlar + siyasi/yerel güvenlik yapılanmalarının desteklenmesi” şeklinde çok katmanlı bir yaklaşım olması beklenebilir.

Bu çerçevede amaç, Suriye’nin tamamını askerî olarak kontrol etmekten ziyade, güney Suriye’de İsrail açısından kabul edilebilir bir güvenlik mimarisi oluşturmak, Şam yönetiminin askerî kapasitesinin güneye doğru genişlemesini engellemek ve gerektiğinde daha derin müdahaleler gerçekleştirebilecek bir stratejik esneklik elde etmek şeklinde değerlendirilebilir.

İsrail ordusunun Golan Tepeleri’nden Şam’ın güney kırsalına doğru kademeli olarak oluşturduğu askeri nüfuz alanını gösteren harita referansı ve coğrafi Kroki aşağıdadır.

Golan Tepeleri ve Suriye Sınır Hattı. Kaynak: Dimitrios Karamitros / Getty Images

 

  1. Krokide Yer Alan Askeri Mantık ve Kritik Noktalar
  • Golan Tepeleri (IDF 210. Tümen Ana Hattı): Operasyonların komuta edildiği, ağır zırhlıların ve lojistik depoların bulunduğu ana güvenlik hattıdır.
  • Beyt Cinn (Beit Jinn) Boğazı: Şam’ın güneybatı kapısı niteliğindedir. Hermon Dağı (Cebel eş-Şeyh) eteklerini kontrol ettiği için İsrail’in karasal baskınlarla en sık tahkim ettiği stratejik kilit noktadır.
  • 10 İleri Askeri Pozisyon: Sadece devriye gezilen yerler değil; radar, dinleme istasyonları, İHA yönlendirme cihazları ve zırhlı araç mevzilerinin kurulduğu fiili işgal noktalarıdır.
  • Hedeflenen Alan Hakimiyeti: Bu 10 nokta vasıtasıyla İsrail, Şam’ın güney kırsalını (Sa’sa, Cebel Manea hattı) kapsama alanına alarak Suriye ordusunun veya bölgesel unsurların Golan sınırına yaklaşmasını engellemeyi amaçlayan fiili bir güvenlik şeridi oluşturmaktadır.

6. Genel Sonuç ve Değerlendirme

  • Sahadan yansıyan bilgiler, askerî tahkimatlar ve İsrail’in güney Suriye’deki güvenlik yaklaşımına ilişkin gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in Suriye’ye yönelik müdahale ihtimalinin artık yalnızca teorik bir senaryo olarak ele alınmaması gerektiği değerlendirilmektedir. Mevcut göstergeler, sınırlı askerî müdahaleler, fiilî güvenlik alanlarının genişletilmesi ve kalıcı askerî mevcudiyetin tesis edilmesi şeklinde ilerleyebilecek, zamana yayılmış bir kademeli kontrol ve nüfuz oluşturma sürecine işaret etmektedir.
  • İsrail’in temel hedeflerinden birinin, Şam’daki yeni yönetimin siyasi ve askerî kurumlarını tam anlamıyla konsolide etmesinden ve savunma kapasitesini yeniden yapılandırmasından önce, Suriye’nin güneyinde kendi güvenlik anlayışına uygun bir fiilî güvenlik kuşağı oluşturmak olduğu değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca sınır güvenliğinin ileri bir hatta taşınmasını değil, aynı zamanda Şam yönetiminin güney Suriye üzerindeki askerî ve siyasi nüfuzunun sınırlandırılmasını da beraberinde getirebilir.
  • Söz konusu gelişmeler, Suriye’de merkezi otoritenin yeniden tesis edilmesini ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunmasını bölgesel güvenlik açısından daha kritik bir mesele hâline getirmektedir. İsrail’in güney Suriye’de kalıcı veya yarı kalıcı bir güvenlik alanı oluşturması, Suriye’nin parçalı güvenlik yapısını derinleştirme, bölgesel güç rekabetini artırma ve yeni çatışma hatlarının ortaya çıkmasına yol açma potansiyeline sahiptir.
  • Bu nedenle Suriye’nin toprak bütünlüğü ve merkezi devlet kapasitesinin güçlendirilmesi, yalnızca Şam yönetiminin değil, Türkiye’nin güney sınır güvenliği ve genel bölgesel istikrarın korunması açısından da stratejik bir öncelik niteliğindedir.
  • Gelişmelerin böylesine kırılgan ve hassas bir evreye girmesi halinde, İsrail’in Yunanistan ve GKRY ile Türkiye’yi iki cepheli bir savaşa zorlaması ihtimalinin kuvvetlenmesi anlamına gelecektir. Türkiye bu son derece zafiyet potansiyeli taşıyan durumla yüzleşmek zorunda kalmadan, Adalar Denizi’nde (kuvvetle muhtemel ABD, Fransa desteği alacak olan) batı cephesinde Yunanistan’la ve Güneyde de GKRY & İsrail ittifakı ile baş edecek tedbirleri almak zorundadır. Bu durum hem Türkiye’nin ve hem de himaye ederek ayağa kalkmasına çalıştığı Suriye Arap Cumhuriyeti’nin doğrudan varoluşsal bir meselesidir.

 

[[1]] İsrail’in MABAM’ doktrininde temel yaklaşımı; düşmanı savaş alanında yenmekten ziyade, savaş alanına güçlü bir şekilde ulaşmasını engellemektir. İsrail-Suriye 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ve Golan güvenlik rejimi açısından MABAM özellikle önemlidir. Çünkü 1974 rejimi iki düzenli ordunun fiziksel olarak ayrıştırılmasına dayanırken, MABAM hava sahası, istihbarat, füze sistemleri, milis yapılanmaları, lojistik hatlar ve stratejik altyapı üzerinden “hatların ötesindeki tehdidi” yönetmeye çalışır. Dolayısıyla iki yaklaşım arasında belirgin bir gerilim bulunmaktadır:

1974 rejimi → Temas hattını istikrarlı tutmak
MABAM → Temas hattının gerisindeki askerî kapasiteyi sürekli şekillendirmek

Bu yönüyle MABAM, konvansiyonel ateşkes rejimleri ile çağdaş asimetrik/hibrit güvenlik anlayışı arasındaki farkı açıklamak için güçlü bir kavramsal araçtır. Dolayısıyla kavramsal değişim şu şekilde ifade edilebilir:

MABAM: Tehdidin askerî kapasitesini uzaktan ve noktasal operasyonlarla aşındırmak.
Sınır ötesi alan hâkimiyeti: Tehdidin ortaya çıkabileceği coğrafi alanı sürekli baskı ve kontrol altında tutmak.

 

 

Giriş Yap

ASSAM ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!