Asi Nehri’nin Kan Akan Suları ve 43 Yıllık Sessizlik

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

1982 yılının Şubat ayıydı.

Suriye’nin kadim şehirlerinden Hama’da kışın soğuğu, birkaç gün içinde insanlığın tanık olduğu en ağır trajedilerden birinin soğuk sessizliğine dönüşecekti.

Şehrin içinden geçen Asi Nehri akmaya devam ediyordu.

Fakat o günlerde Asi’nin taşıdığı yalnızca su değildi.

Hama’nın sokaklarından yükselen duman, yıkılan evlerin tozu, kaybolan insanların acısı ve geride kalanların gözyaşları da o nehrin hafızasına karıştı.

Hafız Esed yönetimindeki Baas rejimi, Şubat 1982’de Hama’daki silahlı ayaklanmayı bastırmak amacıyla geniş çaplı bir askerî operasyon başlattı. Şehir kuşatıldı; topçu ve tank birlikleri konuşlandırıldı. Yerleşim bölgeleri ağır bombardımana tutuldu, ardından ev ev aramalar, toplu gözaltılar ve infazlar geldi. Amnesty International, operasyonun yaklaşık 27 gün sürdüğünü ve eski şehir bölgesinin ağır biçimde tahrip edildiğini kaydetti.

Fakat Hama’nın hikâyesini yalnızca “bir ayaklanmanın bastırılması” şeklinde anlatmak, yaşananların insani boyutunu eksiltir.

Çünkü şehirde hayatını kaybedenlerin tamamı silahlı kişiler değildi.

Çok sayıda sivil, evlerinde, sokaklarda, ibadethanelerde ve toplu gözaltı merkezlerinde hayatını kaybetti.

Human Rights Watch, Hama’daki operasyon sırasında güvenlik güçlerinin ağır insan hakları ihlallerinde bulunduğunu ve yüzlerce sivilin toplu infazlarda öldürüldüğünü kaydetmektedir. Ölü sayısına ilişkin tahminleri ise 5 bin ile 10 bin arasında vermektedir. Amnesty International’ın dönemin araştırmalarına dayanan değerlendirmesinde ise toplam ölü sayısı 10 bin ile 25 bin arasında değişmektedir.

Daha yüksek rakamlar veren çalışmalar da vardır.

Suriye İnsan Hakları Ağı, 2022 ve sonraki değerlendirmelerinde Hama’da yaklaşık 40 bin sivilin öldürüldüğünü, 17 binden fazla kişinin ise gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamadığını bildirmektedir. Aynı kaynak, 88 cami ile 3 kilisenin yıkıldığını veya zarar gördüğünü belirtmektedir.

Dolayısıyla Hama’nın bilançosunu tek bir rakama indirgemek yerine, farklı kaynakların ortaya koyduğu bu geniş aralığı hatırlamak gerekir.

Fakat rakamlar arasındaki farklılık, yaşanan trajedinin büyüklüğünü ortadan kaldırmaz.

Tam tersine…

Hama’nın en büyük trajedilerinden biri de ölülerin sayısının dahi tam olarak bilinememesidir.

Hama’da yalnızca insanlar ölmedi.

Bir şehrin hafızası da hedef alındı.

Tarihî mahalleler ağır biçimde tahrip edildi. Evler yakılıp, yıkıldı. İbadethaneler zarar gördü. Okulların, fabrikaların ve başka yapıların gözaltı ve sorgulama merkezlerine dönüştürüldüğüne ilişkin tanıklıklar kayda geçti.

Ve sonra sessizlik başladı.

Hama’dan söz etmek, yıllarca Suriye’de yalnızca bir tarih anlatmak değildi.

Bir rejimin kırmızı çizgisini aşmak anlamına geliyordu.

İnsanlar kaybettikleri yakınlarının nerede olduğunu soramıyordu.

Aileler mezar arıyordu.

Kayıpların akıbetini öğrenmek istiyordu.

Fakat cevap yoktu.

Binlerce insanın akıbeti bilinmiyordu.

Bu nedenle Hama, yalnızca bir katliamın değil, hafızanın susturulmasının da adı oldu.

Hama’nın üzerinden yıllar geçti.

Ama tarih bazen kapanmış görünen defterleri yeniden açar.

2011’de Suriye’de başlayan halk hareketleri sırasında Hama’nın adı yeniden duyuldu. 1982’nin hatırası, insanların zihninde hâlâ canlıydı.

2011’de Hama sokaklarında yürüyenlerin taşıdığı en önemli yüklerden biri, yalnızca o günün talepleri değildi.

Onlar aynı zamanda 1982’nin suskunluğunun gölgesinde yürüyordu.

Bu nedenle Hama’nın hikâyesi, Suriye’deki sonraki çatışmaları anlamak açısından da önemlidir.

Çünkü toplumların hafızasına gömülen travmalar, zaman geçtikçe kendiliğinden yok olmaz.

Bazen nesilden nesile aktarılır.

Bir babanın oğluna anlattığı hikâyede…

Bir annenin kayıp evladının fotoğrafında…

Bir ailenin yıllarca sakladığı eski bir belgede…

Ve bir şehrin yıkılmış mahallesinde yaşamaya devam eder.

Hama’da yaşananların bir başka acı tarafı da dünyanın bu trajediye ilişkin yeterli ve zamanında bir hesaplaşma mekanizması oluşturamamış olmasıdır.

O yıllarda bilgi akışı bugünkü kadar hızlı değildi.

Şehir kuşatılmıştı.

İletişim imkânları son derece sınırlıydı.

Dış dünyanın Hama’da neler olduğunu tam olarak öğrenmesi zordu.

Bu durum, kapalı rejimlerin en büyük avantajlarından biridir:

Şiddeti yalnızca uygulamak değil, şiddetin tanıklığını da kontrol etmek.

Hama örneğinde de uzun süre böyle oldu.

Şehirde yaşananların boyutu konusunda bugün dahi farklı rakamların bulunmasının nedenlerinden biri budur.

Bugün Hama’ya baktığımızda sadece 1982’yi görmemeliyiz.

Hama bize daha büyük bir hakikati hatırlatıyor:

Bir toplumun hafızasını yok saymak, o toplumun acısını ortadan kaldırmaz.

Aksine, adaletin gecikmesi acıyı derinleştirir.

Kayıpların akıbetinin bilinmemesi, geride kalan aileler için savaşın bitmediği anlamına gelir.

Bir mezarın başına gidip dua edememek…

Bir evladın nerede öldüğünü bilememek…

Bir kardeşin son görüntüsünü yıllarca beklemek…

Bunların her biri, tarihin resmî kayıtlarında birkaç satırla anlatılamayacak kadar ağır insan hikâyeleridir.


Bugün Asi Nehri yine akıyor.

Suyunun rengi değişmedi.

Ama nehirlerin de hafızası vardır.

Hama’nın taş duvarları, eski mahalleleri, yıkılmış ibadethaneleri ve kayıp insanları bize aynı soruyu soruyor:

Bir şehir ne zaman gerçekten iyileşir?

Evleri yeniden yapıldığında mı?

Sokakları temizlendiğinde mi?

Yoksa kayıpların isimleri ortaya çıkarıldığında, mezarlar bulunduğunda ve yaşananların hesabı hukuk önünde sorulduğunda mı?

Cevabı tarih ve mevcut yeni Suriye Arap Cumhuriyeti’nin halihazır ve sonraki yönetimleri verecek.

Fakat tarihin bize öğrettiği bir şey var:

Unutulan acılar, ortadan kalkmaz.

Sadece sessizleşir.

Ve bazen 43 yıl sonra yeniden konuşmaya başlar.

Hama bugün bize tam da bunu söylüyor.

1982’nin şubat ayında susturulan insanların sesi, yıllar sonra hâlâ Asi’nin sularında yankılanıyor.

Belki de bu yüzden, Hama’yı hatırlamak yalnızca geçmişe bakmak değildir.

Hama’yı hatırlamak;

Zulmün karşısında hafızayı, kayıpların karşısında hakikati, sessizlik karşısında adaleti savunmaktır.

Çünkü tarih yalnızca kazananların yazdığı bir metin değildir.

Bazen tarih, mezarı bulunamayanların,

Adı kayıtlardan silinenlerin,

Evine dönemeyenlerin,

Çocuklarını bir daha göremeyen annelerin sessiz çığlığıdır.

Ve Asi Nehri akmaya devam ederken, Hama’nın bize bıraktığı en ağır miras şudur:

Bir şehir yıkılabilir; fakat hakikat yıkıntıların altında sonsuza kadar tutulamaz.

Bugün rüzgâr biraz da o kayıp ruhların anısına essin.

Hama’nın yıkık sokaklarında sessizce ağlayanların hüznü, tarihin sayfalarında yeniden duyulsun.

Çünkü unutmak, yalnızca geçmişi kaybetmek değildir. Bazen geleceğin aynı acıyı yeniden yaşamasına da kapı aralamaktır.

Allah masumların intikamını bu dünyada da ahirette alacaktır. Ruhlarına El Fatiha.

Giriş Yap

ASSAM ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!