
(ABD-İsrail-İran Kıskacında Hürmüz Boğazı & Kızıldeniz Krizinin Jeopolitik Anatomisi)
Giriş ve Özet
21. Yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken Batı Asya (Basra Körfezi, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz havzası), küresel güç merkezlerinin çatıştığı ve yeni nesil hibrit harp tekniklerinin denendiği karmaşık bir kriz sahasına dönüşmüştür. Bölgede cereyan eden çatışmalar ve yükselen askeri gerilim, sadece yerel anlaşmazlıkların değil; Atlantik merkezli hegemonik yapının çözülüşü ile Avrasya merkezli yeni dengelerin doğum sancılarının bir yansımasıdır.
Bu analizin temel amacı; Doğu Akdeniz’den Babülmendep Boğazı’na, Hürmüz’den Basra Körfezi’ne kadar uzanan jeopolitik eksende yaşanan gelişmeleri bütüncül bir analiz çerçevesinde incelemektir. Süreç değerlendirildiğinde, ABD, İsrail ve İran’ın bölgesel ajandaları ile küresel ticaret koridorları (IMEC ve alternatif hatlar) üzerindeki rekabetin, Basra Körfezi ve Kızıldeniz hattını açık bir güvensizlik sarmalına sürüklediği görülmektedir. Karşı tabloda ise Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan hattında temelleri atılan ve “Mekke İttifakı” olarak anılan bağımsız bölgesel güvenlik arayışları, bölgenin kendi kaderini tayin etme iradesini temsil etmektedir.
1. Stratejik Aktörler ve Bölgesel Ajandalar
Orta Doğu sahasındaki krizin derinleşmesinde rol oynayan ana aktörlerin her biri, kendi milli güvenlik ve ekonomik menfaatleri ve küresel hedefleri doğrultusunda hareket etmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri için bölgedeki askeri varlık ve caydırıcılık söylemi, sadece müttefiklerini koruma amacına dayanmamaktadır. Washington yönetimi, küresel kütle merkezinin Doğu’ya kaydığı bu dönemde, Hürmüz ve Babülmendep gibi kritik deniz geçitlerini denetim altında tutarak Çin ve Rusya’nın Avrasya’daki hareket alanını kısıtlamayı hedeflemektedir. Bunu yaparken Körfez ülkelerini yüksek teknolojili füze savunma sistemlerini satmaya devam etmeyi ve uzay tabanlı istihbarat ağları üzerinden kendine bağımlı tutmayı, böylece dolar hegemonyasını ve savunma sanayisinin çıkar çarkını işletmeyi esas almaktadır.
İsrail ise, Filistin (Gazze ve Batı Şeria) topraklarındaki illegal uygulamalarını ve işgal politikalarını “İsrail’in Güvenliği” söylemiyle perdeleme gayretindedir. Gazze’deki insani kriz ve katliamların ardından tıkanan İbrahim Anlaşmaları sürecini yeniden canlandırmak isteyen Tel Aviv, Husi tehdidini tırmandırarak kendisini Körfez monarşileri için “vazgeçilmez istihbarat ve güvenlik partneri” olarak konumlandırmak istemektedir. Aynı zamanda İsrail’i bypass eden alternatif ticaret koridorlarını akamete uğratmak, Tel Aviv bürokrasisinin ana önceliklerinden biridir.
İran, “Direnç Ekseni” adını verdiği ağ üzerinden vekil güçleri vasıtasıyla bölgesel nüfuz alanını korumaktadır. Yemen’deki Husiler (Ensarullah) üzerinden Kızıldeniz ve Babülmendep geçişlerini kontrol altında tutan Tahran, bu durumu ABD ve İsrail’in kendisine yönelik askeri ve ekonomik baskılarına karşı bir pazarlık kozu olarak kullanmaktadır.
Söz konusu üçlü güç merkezinin ajandalarına tezat teşkil eden Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan ittifakı, bölgesel krizlerin “bölgesel sahiplenme” prensibi doğrultusunda iç dinamiklerle aşılmasını hedeflemektedir. Türkiye’nin yüksek teknolojik savunma kapasitesi ve jeopolitik birikimi, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve Suudi Arabistan’ın iktisadi gücünün sentezi; otonom bir bölgesel güvenlik yapısının zeminini oluşturmaktadır. Bu savunma paktının kurumsallaşarak başarıya ulaşmasının, diğer İslam ülkeleri için de bir çekim merkezine dönüşeceği öngörüsü; ABD ve İsrail’in yanı sıra paradoksal biçimde İran’ı da aynı endişe hattında buluşturmaktadır.
2. Asimetrik Harp ve Konvansiyonel Doktrinlerin Tıkanması
Suudi Arabistan’ın güneybatısındaki Khamis Mushait ve Abha gibi stratejik kentlerde sirenlerin çalması ve enerji altyapılarına, son olarak Mekke’ye yönelen füze ve SİHA saldırıları, modern askeri doktrinler açısından çok önemli bir gerçeği gün yüzüne çıkarmıştır: Devasa bütçelerle satın alınan konvansiyonel savunma sistemleri, ucuz ve yaygın asimetrik tehditler karşısında yetersiz kalmaktadır.
Suudi Arabistan’ın milyarlarca dolarlık Patriot ve THAAD sistemleri, birkaç bin dolarlık basit maliyetli kamikaze İHA’lar ve alçak irtifadan uçan füzeler karşısında ekonomik ve operasyonel sürdürülebilirlik krizine girmiştir. Milyon dolarlık önleyici füzelerin birkaç bin dolarlık dronları düşürmek için harcanması, füze stoklarının hızla tükenmesine ve hava savunma şemsiyesinin felç olmasına yol açmaktadır. Yanbu kenti yakınlarındaki rafine ve petrol ihraç tesislerini vurarak, Suudi petrolünün dünyaya ihracını Hürmüz’den sonra Kızıldeniz & Süveyş kanalında da tıkamıştır. Bu durum, parayla satın alınan konvansiyonel askeri gücün yeni nesil hibrit harp karşısındaki çaresizliğini tescillemiştir.
3. Müstakil Güvenlik İttifakı ve Perde Arkasındaki Rahatsızlık
Saha ilk bakışta ABD-İsrail bloğu ile İran/Husiler arasında bir çatışma alanı gibi görünse de derinlemesine bakıldığında aktörlerin örtülü çıkar kesişimleri dikkat çekmektedir. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında filizlenen Mekke Anlaşması tarzı özgün ve bağımsız güvenlik yapıları ne Washington’ın vesayetçi güvenlik mimarisine ne İsrail’in bölgeyi domine ederek savaşı tüm Batı Asya’ya yayma arayışına, ne de İran’ın vekalet savaşları stratejisine alan bırakmaktadır.
Husilerin taktik operasyon adımlarıyla Batı gemilerine yönelik eylemleri dondurup hedeflerini Suudi Arabistan topraklarına ve doğrudan bu güvenlik paktına yöneltmesi, yeni kurulan bölgesel ittifakı sınama amacı taşımaktadır. Oluşan bu güvenlik açığı, ABD’ye yeni silah satışları ve Batı Asya’daki askeri varlığını yeniden meşrulaştırma imkânı sunarken; İsrail’e de “Körfez’i ancak bizim istihbaratımız korur” söylemini propaganda etme zemini sağlamaktadır. Dolayısıyla tırmandırılan krizler, bölge dışı emperyal aktörlerin vesayet politikalarını sürdürmelerine hizmet etmektedir.
4. Jeo-Ekonomik Koridorlar Savaşı ve Türkiye’nin Merkezi Rolü
Deniz hatlarındaki tırmanma sadece bir askeri güç gösterisi değil, aynı zamanda 21. yüzyılın Avrasya ticaret haritasını şekillendirme savaşıdır. Gazze’deki katliamlar ve Suudi Arabistan’ın İsrail ile (İbrahim Anlaşmaları üzerinden ) normalleşmeyi Filistin şartına bağlaması, Hindistan-Körfez-İsrail-Avrupa hattını kapsayan IMEC projesini fiilen askıya almıştır.
Bu durum, İsrail’i devre dışı bırakan alternatif ticaret ve lojistik güzergâhları gündeme getirmiştir. Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Doğu Akdeniz ile Avrupa’ya bağlanacak ticaret koridorları ve Irak merkezli Kalkınma Yolu Projesi, İsrail’i “vazgeçilmez transit ülke” olmaktan çıkarmaktadır. Tel Aviv yönetiminin ve Batılı merkezlerin bölgesel denkleme bu kadar agresif müdahale etmelerinin arkasındaki temel faktörlerden biri de bu jeo-ekonomik bypass edilme korkusudur.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
Batı Asya (Orta Doğu) ve Kızıldeniz havzasında yaşanan son gelişmeler; konvansiyonel silahların, vekalet savaşlarının ve vesayetçi ittifakların bölgeye kalıcı barış getiremeyeceğini açıkça kanıtlamıştır. ABD, İsrail ve İran’ın kendi ideolojik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda yürüttüğü gerilim politikaları, küresel ekonomiyi 2020-2022 arasında pandemik süreçte yaşandığından daha sert bir stagflasyon ve tedarik zinciri kırılmaları gibi büyük risklerle yüz yüze bırakmaktadır.
Bu kaotik ortamda Türkiye; tarihsel birikimi, milli savunma sanayiindeki yerli hamleleri ve çok boyutlu ve ilkeli diplomasisiyle bölgesel istikrarın anahtarı durumundadır. Mesele sadece boru hatlarının veya askeri üslerin emniyeti değil, adil bir bölgesel düzenin kurulması meselesidir. Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından her platformda dile getirilen “Dünya Beşten Büyüktür” vizyonu ve Filistin meselesinde adaleti merkeze alan tutum dikkate alınmadıkça ne bölgesel aktörlerin ne de küresel güçlerin Hürmüz Boğazı, Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz hattında kalıcı bir güvenliği tesis etmesi mümkün olmayacaktır.
Yaşananlar, insanlığı ya bu hayırlı yönde evrilmeye mecbur kılacak, ya da giderek Kıyamete daha hızlı yaklaşmasına vesile olacaktır. Dünyanın, barış ve huzur ve sükuna kavuşması için, Allah’ın Adalet Nizamına ihtiyacı vardır.
Kaynakça:
- Adalet Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi ASRİKA İslam Birliği Modeli Uluslararası Kongre Sonuç Raporları. https://assamcongress.com/ [1]
- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi. (t.y.). Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Birleşmiş Milletler şartı (Madde 2/4). Birleşmiş Milletler. https://www.un.org/securitycouncil/
- Channel 12, & Israel Hayom. (t.y.). CENTCOM ve bölgesel istihbarat paylaşımı raporları [Haber ve istihbarat analizi].
- Jerusalem Post. (t.y.). IMEC koridoru ve Suriye-Türkiye alternatif güzergâh analizleri [Medya analizi].
- Middle East Eye. (t.y.). Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Mekke Anlaşması ve savunma taahhütleri analizi [Haber raporu]. https://www.middleeasteye.net
- Reuters. (t.y.). Saudi Arabia urges China to pressure Iran over Houthi Red Sea attacks [Diplomatik sızıntı ve bölgesel haber analizi]. https://www.reuters.com
- Stockholm International Peace Research Institute. (t.y.). Orta Doğu askeri harcamalar ve savunma raporları. SIPRI Publications. https://www.sipri.org
[1] Belirli bir yayın tarihi bulunmayan rapor ve haber derlemeleri için yayın yılı yerine (t.y.) (tarihsiz) kısaltması kullanılmıştır.

