
- Genel
Pakistan ile Afganistan arasında son dönemde tırmanan askeri gerilim, münferit bir sınır hadisesi değil; tarihsel, ideolojik ve jeopolitik nedenlere dayanan yapısal bir krizdir. Tarafların karşılıklı hava saldırıları ve “açık savaş” söylemi, Güney Asya’da kırılgan olan güvenlik mimarisini daha da zayıflatmaktadır.
Bu analiz; çatışmanın temel nedenlerini ve Pakistan, Afganistan, Hindistan ve Çin açısından ortaya çıkabilecek stratejik sonuçları değerlendirmektedir.
2. Çatışmanın Temel Nedenleri
a. Güvenlik Boşluğu ve TTP Faktörü
Pakistan’ın temel argümanı, Afganistan topraklarında faaliyet gösteren Tehrik-e-Taliban Pakistan (TTP) unsurlarının Pakistan içinde saldırılar gerçekleştirmesidir. 2021’de Taliban’ın Afganistan’da yeniden iktidara gelmesinden sonra TTP saldırılarında gözle görülür artış yaşanmıştır.
İslamabad yönetimi, Taliban’ın bu yapıları kontrol altına almakta isteksiz veya yetersiz olduğunu düşünmektedir. Taliban ise Pakistan’ın iç güvenlik sorunlarının sorumluluğunu kendilerine yüklediğini savunmaktadır.
Bu durum, iki ülke arasında “stratejik derinlik” anlayışının ters tepmesi anlamına gelmektedir. Pakistan’ın geçmişte destek verdiği Taliban yapısı, bugün güvenlik tehdidi üretmektedir.
b. Durand Hattı Sorunu
Pakistan-Afganistan sınırını belirleyen Durand Hattı, Afganistan tarafından tarihsel olarak tartışmalı görülmektedir. Taliban yönetimi de hattı fiilen tanısa da, ideolojik olarak kabul etmiş değildir. Sınır boyunca inşa edilen çitler, devriyeler ve karşılıklı ateş açma olayları gerilimi kalıcı hâle getirmiştir.
Bu nedenle çatışma yalnızca terörle mücadele değil, egemenlik ve sınır meşruiyeti krizidir.
Durand Hattı, 1893 yılında Afgan Emiri Abdurrahman Han ile Britanya Hindistanı adına Sir Mortimer Durand arasında imzalanan anlaşmayla ortaya çıkmış ve bugün Pakistan ile Afganistan arasındaki sınırı belirleyen çizgi hâline gelmiştir. Ancak bu hat, klasik anlamda iki egemen devlet arasında karşılıklı mutabakatla belirlenmiş doğal bir sınırdan ziyade, Britanya İmparatorluğu’nun güvenlik öncelikleri doğrultusunda tasarlanmış bir jeopolitik düzenlemedir. İngiltere’nin temel amacı, “Büyük Oyun” çerçevesinde Rusya’nın Orta Asya’dan güneye inmesini engellemek, Afganistan’ı bir tampon bölge olarak tutmak ve Hindistan’daki sömürge yönetimini güvence altına almaktı. Bu çerçevede çizilen sınır, bölgedeki etnik ve kabilesel yapıyı dikkate almamış; özellikle Peştun nüfusu ikiye bölerek uzun vadeli bir kırılganlık üretmiştir.
Durand Hattı zamanla idari bir düzenlemeden egemenlik sınırına dönüşmüş, ancak Afganistan tarafından hiçbir dönemde tam anlamıyla meşru kabul edilmemiştir. Böylece sınır, iki ülke arasında kalıcı bir ihtilaf başlığına evrilmiştir. Bu durum, emperyal “böl ve dengele” anlayışının tipik bir sonucudur: sınır çizilir, fakat çözülmemişlik bilinçli biçimde korunur.
Bu hattın kalıcı istikrarsızlık üretmesinin üç temel boyutu vardır. Birincisi, etnik bölünmüşlüktür. Peştun nüfusun iki devlet arasında parçalanması hem Afganistan’da “Peştunistan” söylemini canlı tutmuş hem de Pakistan’da kimlik temelli hassasiyetler üretmiştir. İkincisi, Afganistan’ın güçlü ve merkezi bir devlet olarak konsolide olmasının zorlaşmasıdır; zayıf bir Afganistan, Britanya Hindistanı için stratejik avantaj anlamına gelmiştir. Üçüncüsü ise belirsiz ve tartışmalı sınırların büyük güçlere sürekli müdahale alanı sağlamasıdır. 20. yüzyılda Sovyetler Birliği, 21. yüzyılda ABD ve günümüzde bölgesel aktörler bu kırılganlık üzerinden pozisyon alabilmiştir.
İngiltere bugün klasik anlamda bir sömürge gücü olmasa da, tarihsel sınır mühendisliğinin ürettiği kriz alanları varlığını sürdürmektedir. Batı Asya (Orta Doğu)’da Sykes–Picot düzeninin bıraktığı mezhepsel ve etnik fay hatları, Güney Asya’da Keşmir meselesi, Kıbrıs’taki bölünmüşlük ve Afrika’daki yapay sınırlar, benzer stratejik tasarımların uzun vadeli sonuçları olarak okunabilir. Bu sınırlar, çatışmaları tamamen bitirmeyen ancak kontrol edilebilir düzeyde tutan ve büyük güçlere sürekli nüfuz alanı sağlayan yapılar üretmiştir.
Bugün Pakistan ile Afganistan arasında yaşanan kriz de büyük ölçüde bu İngilizlerin sinsi ve kasıtlı olarak ihtilaf üretmesini amaçlayarak bıraktığı tarihsel kötü mirasın üzerinde yükselmektedir. Etnik bölünmüşlük, sınırın meşruiyet tartışması ve devlet dışı silahlı aktörlerin alan kazanması, sorunu yalnızca güncel güvenlik meselesi olmaktan çıkarıp tarihsel bir jeopolitik mirasın devamı hâline getirmektedir. Bu yapı, emperyal devletlere arabuluculuk ve müdahale fırsatı sunmakta, silah ve güvenlik arz & talep piyasasını canlı tutmakta ve bölgesel güçlerin birbirini dengelemesine zemin hazırlamaktadır.
Sonuç olarak Durand Hattı, sadece tarihsel bir sınır değil; emperyal devletlerin tuzaklarına uygun bir güvenlik tasarımının uzun ömürlü bir örneğidir. Pakistan–Afganistan gerilimi bir yönüyle yerel güvenlik sorunu olsa da, diğer yönüyle 19. yüzyılın sinsi İngiliz sınır mühendisliğinin 21. yüzyıldaki jeopolitik yansımasıdır.
c. Pakistan’ın İç Siyasi ve Askerî Hesapları
Pakistan, ekonomik kriz, siyasi istikrarsızlık ve güvenlik baskısı altındadır. Sınır ötesi operasyonlar, iç kamuoyunu konsolide etme ve güvenlik tehdidini dışsallaştırma işlevi görebilmektedir. Ancak bu strateji uzun vadede maliyet üretmektedir.
3. Ülkeler bazında Stratejik Sonuçlar
a. Pakistan Açısından Sonuçlar
- Çift Cephe Riski:
Pakistan, doğuda Hindistan, batıda Afganistan ile eşzamanlı güvenlik baskısı altına girmektedir. Bu durum askeri kaynakların bölünmesine yol açar. - TTP’nin Güçlenme İhtimali:
Afganistan ile açık çatışma, TTP’nin propaganda ve mobilizasyon kapasitesini artırabilir. - Ekonomik Kırılganlık:
Savaş ortamı, zaten IMF programı altında bulunan Pakistan ekonomisine ilave yük getirecektir. - Çin Bağımlılığının Artması:
Güvenlik riskleri nedeniyle Pakistan’ın Çin’e olan stratejik bağımlılığı daha da derinleşebilir.
b. Afganistan İslam Emirliği (Taliban Yönetimi) Açısından Sonuçlar
- Meşruiyet Sorunu:
Taliban yönetimi henüz geniş BM nezdinde uluslararası tanınma elde etmemiştir. Pakistan ile açık savaş, diplomatik izolasyonu artırabilir. - İç Parçalanma Riski:
Taliban içindeki farklı fraksiyonlar (Hakkani ağı vb.) arasında gerilim artabilir. - İnsani Kriz Derinleşmesi:
Ekonomik yaptırımlar ve sınır kapanmaları Afgan halkı üzerindeki baskıyı artırır. - Radikal Grupların Alan Kazanması:
IŞİD-Horasan gibi yapılar güç boşluklarından yararlanabilir.
c. Hindistan Açısından Sonuçlar
- Stratejik Fırsat Alanı:
Pakistan’ın batıya odaklanması, Hindistan için askeri rahatlama sağlayabilir. - Afganistan’da Nüfuz Artışı:
Yeni Delhi, Taliban ile temkinli temas kurarak Afganistan’da ekonomik ve diplomatik alan açabilir. - Ancak Riskler de Mevcut:
Bölgesel istikrarsızlık, Keşmir merkezli radikal mobilizasyon riskini artırabilir.
Hindistan için ideal senaryo, Pakistan’ın iki cephede yıpranması; ancak bölgesel çöküşe dönüşmeyen kontrollü bir krizdir.
d. Çin Açısından Sonuçlar
Çin’in bölgedeki temel çıkarı güvenlik ve ekonomik istikrardır.
- CPEC Güvenliği:
Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC), istikrarsızlıktan doğrudan etkilenir. - Uygur Güvenliği Hassasiyeti:
Çin, Afganistan’daki radikal unsurların Sincan’a sızmasından endişe etmektedir. - Arabuluculuk Rolü:
Pekin, Pakistan üzerindeki etkisi sayesinde arabulucu rolüne soyunabilir. Ancak Afgan Taliban üzerindeki etkisi sınırlıdır. - Bölgesel Güç Statüsü Testi:
Bu kriz, Çin’in Güney Asya’daki kriz yönetim kapasitesinin sınavıdır.
4. Muhtemel Senaryolar
- Senaryo 1: Kontrollü Tırmanma
Sınırlı hava saldırıları ve misillemeler devam eder; tam ölçekli kara savaşı yaşanmaz.
- Senaryo 2: Vekâlet Savaşı
TTP ve diğer gruplar üzerinden dolaylı çatışma derinleşir.
- Senaryo 3: Bölgesel Kriz
Hindistan faktörünün devreye girmesiyle kriz Güney Asya çapında genişler.
*En muhtemel kısa vadeli senaryo; kontrollü fakat kronikleşmiş bir düşük yoğunluklu çatışmadır.
5. Genel Değerlendirme
Pakistan-Afganistan çatışması:
- Bu mesele, yalnızca terörle mücadele başlığıyla açıklanamayacak; sınır meşruiyeti krizini barındıran, Pakistan’ın stratejik derinlik politikasının geri tepen bir sonucu olarak ortaya çıkan, Çin ile Hindistan arasındaki dolaylı rekabete zemin hazırlayan ve Güney Asya güvenlik mimarisini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyan çok katmanlı bir gelişmedir.
- Bu kriz, yalnızca iki ülke arasındaki bir gerilim olarak okunmamalıdır. Bölgesel güç dengeleri, ekonomik koridor güvenliği ve radikal örgütlerin yeniden mobilizasyon kapasitesi açısından dikkatle izlenmesi gereken bir süreçtir.
6. Türkiye Açısından Stratejik Çıkarımlar
Pakistan–Afganistan çatışması, coğrafi olarak Türkiye’ye uzak görünse de; güvenlik, göç, savunma sanayii, jeopolitik denge ve İslam dünyası içindeki güç mimarisi bakımından doğrudan ve dolaylı etkiler üretme potansiyeline sahiptir.
Aşağıdaki fıkralar, Türkiye açısından öne çıkan stratejik çıkarımları ortaya koymaktadır:
- Pakistan–Afganistan hattında yaşanabilecek bir savaşın Türkiye açısından ilk yansıması göç ve insani güvenlik alanında ortaya çıkacaktır. Afganistan kaynaklı düzensiz göç zaten Türkiye’nin en hassas başlıklarından biridir. Çatışmanın derinleşmesi Afganistan’da yeni bir istikrarsızlık dalgası doğurabilir, Pakistan’daki Afgan mültecilere yönelik baskıyı artırabilir ve İran üzerinden Türkiye’ye yönelen göçü tetikleyebilir. Bu tablo yalnızca insani değil; sınır güvenliği, kamu düzeni ve sosyal uyum bakımından da stratejik risk anlamına gelir. Bu nedenle Türkiye’nin özellikle İran sınır hattındaki fiziki ve teknolojik tedbirleri güçlendirmesi ve olası göç senaryolarını güncellemesi önem taşımaktadır.
- İkinci önemli boyut terör ve radikal yapıların hareketliliğidir. Afganistan tarihsel olarak küresel radikal örgütler için elverişli bir zemin olmuştur. Pakistan’la açık çatışma, TTP ve IŞİD-Horasan gibi yapıların alan kazanmasına, yeni bir dalga halinde DAEŞ tipi terör unsurlarının bölgeye intikal et(tiril)mesine ve emperyal güçler tarafından bölgesel terör ağlarının yeniden canlandırılmasına yol açabilir. Bu durum Orta Asya–İran hattı üzerinden Türkiye’ye uzanabilecek güvenlik riskleri doğurabilir. Dolayısıyla Ankara’nın istihbarat iş birliğini bu eksende derinleştirmesi kritik önemdedir.
- Türkiye–Pakistan ilişkileri savunma sanayii ve askeri iş birliği bakımından güçlüdür. Ancak Pakistan’ın batı sınırında yoğun askeri angajmana girmesi ve ekonomik baskı altına girmesi, ortak projeleri ve ödeme takvimlerini etkileyebilir. Bununla birlikte Türkiye, taraflardan biri gibi konumlanmak yerine dengeleyici ve kolaylaştırıcı bir diplomasi izleyerek arabuluculuk potansiyelini değerlendirebilir.
- Çin faktörü de denklemin önemli bir parçasıdır. Pakistan, Kuşak-Yol Girişimi ve CPEC açısından Pekin için kritik bir ülkedir. Çatışma, Çin’in Pakistan üzerindeki güvenlik angajmanını artırmasına ve bölgedeki varlığını genişletmesine yol açabilir. Bu durum Orta Asya dengelerini ve Türkiye’nin Türk Devletleri Teşkilatı eksenli açılımını dolaylı biçimde etkileyebilir. Ankara’nın Güney Asya ile Orta Asya arasındaki güvenlik etkileşimini yakından izlemesi gerekmektedir.
- Öte yandan Pakistan’ın batıya yoğunlaşması, Hindistan’ın bölgesel manevra alanını genişletebilir ve Afganistan’daki etkisini artırabilir. Bu da Güney Asya’daki bloklaşmayı derinleştirebilir. Türkiye’nin Pakistan ile stratejik bağlarını korurken Hindistan’la ilişkilerde temkinli ve dengeli bir diplomatik alanı açık tutması gerekecektir.
- Son olarak, çatışma İslam dünyasının iki önemli ülkesi arasında yaşanacağı için Türkiye açısından arabuluculuk ve diplomatik girişim fırsatı da doğurabilir. Geçmiş krizlerde sergilenen kolaylaştırıcı rol, İİT çerçevesinde veya ikili kanallarla güven artırıcı adımlar geliştirilmesine imkân tanıyabilir. Askeri değil siyasi çözümü önceleyen bir yaklaşım, Türkiye’nin bölgesel ağırlığını artırabilecek stratejik bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.
7. Stratejik Genel Sonuç
a. Pakistan–Afganistan savaşı:
- Güney Asya’yı istikrarsızlaştırma potansiyeli taşıyan,
- Terör ağlarını yeniden canlandırabilecek,
- Çin-Hindistan-Pakistan üçgeninde yeni güç dengeleri üretebilecek,
- Göç baskısı üzerinden Türkiye’yi dolaylı etkileyebilecek bir krizdir.
b. Türkiye açısından ülkemizin menfaatine dair temel yaklaşım şöyle olabilir:
Türkiye açısından öncelik; güvenlik risklerini erken aşamada tespit edebilen bir analiz ve istihbarat kapasitesini sürekli canlı tutmak olmalıdır. Buna paralel olarak göç dalgaları ve radikal yapıların olası hareketliliği konusunda ön alıcı, caydırıcı ve koordineli tedbirlerin devreye alınması gerekmektedir. Diplomatik düzlemde ise denge politikasını koruyan, gerektiğinde arabuluculuk üstlenebilecek esnek ve çok yönlü bir kapasitenin hazır tutulması önem taşımaktadır. Tüm bu başlıkların yanında savunma planlamasının da değişen bölgesel risklere uyum sağlayacak şekilde güncel ve hazırlıklı olması stratejik bir zorunluluktur.

