
Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan Müşterek Savunma İttifakı, ASRİKA Modelinin Stratejik Bir Uygulama İhtimalini Gündeme Getiriyor
Giriş
7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke’de Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan tarafından imzalanan müşterek savunma anlaşması, yalnızca üç ülke arasındaki askerî iş birliğinin geliştirilmesi bakımından değil, İslam dünyasının gelecekteki güvenlik mimarisine ilişkin daha geniş bir tartışmayı yeniden gündeme taşıması bakımından da dikkat çekici bir gelişmedir.
Anlaşma, taraflardan birine yönelik saldırının diğer taraflara da yöneltilmiş kabul edilmesi esasına dayanan bir müşterek savunma anlayışı ortaya koymaktadır. Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, anlaşmanın karşılıklı savunma hükmünü NATO’nun 5. maddesine teknik olarak benzetirken, düzenlemenin belirli bir ülkeye karşı kurulmuş olmadığını da özellikle ifade etmiştir. Anlaşmanın ileride başka ülkelerin katılımına açık bir yapı olarak değerlendirilmesi de ayrıca dikkat çekmektedir.
Bu gelişme, ASSAM tarafından yaklaşık on yıl içerisinde geliştirilen Büyük İslam Birliği / ASRİKA Konfederasyonu tasavvurunun yeniden stratejik gündeme alınmasını gerektirmektedir.
Çünkü bugün tartışılan husus, yalnızca üç ülkenin bir savunma anlaşması imzalaması değildir. Asıl stratejik soru şudur:
İslam ülkelerinin kendi güvenliklerini giderek daha fazla ortaklaştırmaları, daha geniş bir İslam Birliği güvenlik mimarisinin başlangıç aşamasını oluşturabilir mi?
ASSAM’ın yıllardır ortaya koyduğu model açısından cevap, teorik olarak evettir.
1. Fikrî ve stratejik zeminin oluşumu
ASSAM’ın İslam Birliği çalışmaları yeni ortaya çıkmış bir siyasi gündem değildir. Birinci Uluslararası ASSAM İslam Birliği Kongresi 2017 yılında gerçekleştirilmiş; takip eden kongrelerde sırasıyla yönetim, ekonomik iş birliği, ortak savunma sanayii, ortak savunma sistemi ve dış politika ve ortak adalet sistemi başlıkları ele alınmıştır. ASSAM’ın 2017 kongresindeki yaklaşımında İslam Ülkeleri Parlamentosu ve İslam Ülkeleri Konfederasyonu fikri açık biçimde ortaya konulmuştur.
2019 yılındaki 3. Kongrede ise “ASRİKA Ortak Savunma Sanayi Üretimi” konusu ele alınmış; 45 İslam ülkesinden temsilcilerin katıldığı kongrede savunma sanayiinin ortak üretim, Ar-Ge, standardizasyon, sertifikasyon, akreditasyon, kodifikasyon ve bakım-onarım boyutlarıyla ele alınması önerilmiştir.
Bu süreç, 12 Aralık 2020 tarihinde gerçekleştirilen 4. Uluslararası ASSAM İslam Birliği Kongresi ile doğrudan ortak savunma sistemi seviyesine taşınmıştır.
Kongrenin ana teması:
“İslam Birliği İçin Ortak Savunma Sistemi Usul ve Esaslarının Tespiti – ASRİKA Konfederasyonu Savunma Sistemi”
olarak belirlenmiştir. Kongrede 15 İslam ülkesinden akademisyenlerin katılımıyla ortak savunma sisteminin esasları üzerinde çalışılmıştır.
Dolayısıyla bugün Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında ortaya çıkan müşterek savunma anlayışı, ASSAM açısından sonradan üretilmiş bir fikir değil; yıllar önce ortaya konulmuş daha kapsamlı bir modelin küçük ölçekli bir güvenlik uygulaması olarak okunabilecek bir gelişmedir.
2. ASRİKA Modeli’nin temel yaklaşımı
ASSAM’ın ortaya koyduğu modelde amaç, İslam ülkelerinin mevcut milli devlet yapılarını ortadan kaldırmak değildir.
Tam tersine model, milli sınırların ve devlet yapıların korunmasını, bunun üzerinde bölgesel ve konfederal bir ortak iradenin oluşturulmasını öngörmektedir.
ASSAM’ın 2020 sonrasındaki müktesebatında bu yapı, ASRİKA mihverindeki 57 İslam ülkesinin, milli sınırları ve yapıları değişmeden, etnik ve coğrafi yakınlık esasına göre dokuz bölgesel federasyon ve bunların oluşturduğu bir konfederal yapı altında bir araya gelmesi şeklinde tanımlanmıştır.
Bu nedenle ASRİKA modeli klasik anlamda tek merkezli bir devlet yapılanmasından ziyade:
Milli Devlet → Bölgesel İslam Federasyonu → ASRİKA İslam Ülkeleri Konfederasyonu
şeklinde katmanlı bir organizasyon olarak tasarlanmıştır.
Modelde merkezî yapıya verilmesi öngörülen faaliyet alanları arasında:
- Adalet,
- Savunma,
- Savunma Sanayii,
- İç Güvenlik,
- Dış Politika
bulunurken; bölgesel federasyonlara ekonomi, ticaret, ulaştırma, bilim, sanayi ve teknoloji gibi alanlarda görevler verilmesi; milli devletlerin ise eğitim, sağlık, enerji, tarım ve benzeri alanlarda kendi yetkilerini muhafaza etmesi öngörülmektedir.
Bu yönüyle model, ortak güvenlik ile milli egemenliğin aynı sistem içerisinde birlikte yürütülmesini amaçlamaktadır.
3. Savunma ittifakı neden modelin başlangıç noktası olabilir?
Bir siyasi veya ekonomik birlik, öncelikle ortak güvenlik ihtiyacından doğabilir.
Tarih boyunca güvenlik tehdidi, farklı devletleri ortak savunma mekanizmaları kurmaya zorlayan en güçlü faktörlerden biri olmuştur.
ASSAM’ın 4. Kongre müktesebatında da bağımsızlığın ve egemen güç olmanın önemli şartlarından birinin savunmanın merkezî bir anlayışla yürütülmesi olduğu vurgulanmış; ortak savunma sistemi ve savunma sanayii iş birliği, İslam Birliği’nin temel kurumları arasında değerlendirilmiştir.
Bu bakımdan üç ülke arasındaki müşterek savunma anlaşması stratejik açıdan üç farklı kapasiteyi aynı çerçevede buluşturmaktadır:
Türkiye: Savunma teknolojileri, platform üretimi, insansız sistemler, elektronik harp, kara-hava-deniz sistemleri ve operasyonel tecrübe.
Pakistan: Güney Asya’daki askerî kapasitesi, savunma sanayii altyapısı ve nükleer caydırıcılık kapasitesi.
Suudi Arabistan: Finansal kapasitesi, enerji kaynakları, stratejik coğrafyası ve savunma yatırımlarındaki büyüme potansiyeli.
Bu üç kapasitenin ortaklaştırılması, yalnızca üç ülkenin toplam askerî gücünü artırma potansiyeline sahip değildir.
Daha önemlisi, farklı bölgelerde bulunan İslam ülkeleri arasında müşterek güvenlik anlayışının kurumsallaşması için bir çekirdek oluşturabilir.
4. “Üçlü ittifak”tan “çok taraflı güvenlik mimarisi”ne
Burada dikkat edilmesi gereken temel husus, mevcut anlaşmanın doğrudan ASRİKA Konfederasyonu anlamına gelmediğidir.
Bugünkü yapı:
Türkiye + Pakistan + Suudi Arabistan
üçgenidir.
ASSAM’ın tasavvuru ise:
57 ülke + 9 bölgesel federasyon + konfederal merkez
ölçeğindedir.
Dolayısıyla iki yapı arasında doğrudan özdeşlik kurmak doğru olmayacaktır.
Ancak stratejik açıdan daha önemli olan başka bir husus vardır:
Büyük modeller çoğu zaman küçük ve uygulanabilir iş birliklerinden başlayarak gelişir.
Bu nedenle Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan anlaşması, ilerleyen dönemde yeni üyelerin katılımına açık, savunma sanayii iş birliğini geliştiren, müşterek tatbikatlar gerçekleştiren, istihbarat paylaşımını artıran ve deniz güvenliği gibi belirli görev alanlarında ortak kuvvet yapılanmaları oluşturan bir mekanizmaya dönüşürse, ASRİKA modelinin bazı unsurlarının fiilen denenmeye başladığı ileri sürülebilir.
Nitekim anlaşmanın gelecekte başka ülkelerin katılımına açık olabileceği ve Mısır’ın potansiyel katılımcılardan biri olarak zikredildiği güncel açıklamalarda görülmektedir.
Bu gelişme, R4 mekanizması olarak Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki mevcut istişare sürecinin de dikkate alınmasını gerekli kılmaktadır. Dört ülkenin dışişleri bakanları 21 Haziran 2026’da Kahire’de gerçekleştirdikleri toplantıda bölgesel ve uluslararası güvenlik konularında istişare ve koordinasyonun sürdürülmesini teyit etmişlerdir.
5. Deniz güvenliği: Büyük modelin küçük ölçekli uygulaması
Bu noktada ASSAM’ın 3 Ağustos 2026 tarihinde yayımladığı “ASSAM’ın Mutasavver Deniz Güvenliği Mimarisi Üzerinden Yeni Çok Uluslu Deniz Koalisyonu Örneği” başlıklı değerlendirme (https://assam.org.tr/assamin-mutasavver-deniz-guvenligi/ ) özel bir önem kazanmaktadır.
Deniz güvenliği, ortak savunmanın uygulanması bakımından en uygun başlangıç alanlarından biridir. Kaldı ki, 2026 yılında son 6 aydır Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazında cereyan eden çetin savaşlar, Deniz Güvenliğinin küresel çapta hayatın her alanını derinden etkileyebileceğini somut olarak göstermiştir. Bölge ülkelerinin varoluşsal bir beka kaygısı yaşadığı ortadadır.
Çünkü deniz ticaret yollarının güvenliği;
- Tek bir ülkenin sınırlarıyla sınırlı değildir,
- Enerji güvenliğiyle doğrudan bağlantılıdır,
- Küresel ticareti etkiler,
- Farklı ülkelerin deniz kuvvetlerinin koordinasyonunu gerektirir,
- Müşterek İstihbarat, keşif-gözetleme ve erken uyarı sistemlerini teşvik eder.
Dolayısıyla çok uluslu bir deniz güvenliği koalisyonu, gelecekte daha geniş bir müşterek savunma sisteminin “görev alanı bazlı” ilk uygulamalarından biri olabilir.
Başka bir ifadeyle:
Önce ortak tehdit → sonra ortak görev → ardından ortak kuvvet → daha sonra ortak savunma sistemi
şeklinde ilerleyen kademeli bir entegrasyon mümkündür.
Bu yaklaşım, 57 ülkenin bir anda tek bir askerî organizasyona dönüştürülmesi gibi gerçekçi olmayan bir beklenti yerine, aşamalı ve modüler güvenlik entegrasyonu öngörmektedir.
6. ASRİKA’nın güvenlik mimarisi nasıl gelişebilir?
ASSAM müktesebatından hareketle geleceğe dönük bir uygulama perspektifi beş aşamalı düşünülebilir:
Birinci aşama: İkili ve üçlü savunma anlaşmaları
Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan örneğinde olduğu gibi ülkeler arasında müşterek savunma, savunma sanayii, istihbarat ve eğitim anlaşmaları geliştirilebilir.
İkinci aşama: Bölgesel güvenlik kümelenmeleri
Körfez, Orta Doğu, Orta Asya, Güney Asya, Kuzey Afrika ve Doğu Afrika gibi bölgelerde ortak güvenlik mekanizmaları kurulabilir.
Üçüncü aşama: Ortak savunma sanayii
ASSAM’ın 3. Kongresinde öngörüldüğü gibi;
Ar-Ge → üretim → standardizasyon → sertifikasyon → akreditasyon → kodifikasyon → bakım/onarım
zincirinin ortaklaştırılması hedeflenebilir.
Bu aşama, güvenlik iş birliğini kalıcı hale getirecek en önemli ekonomik ve teknolojik unsurlardan biridir.
Dördüncü aşama: Müşterek kuvvet ve görev yapıları
Deniz güvenliği, hava savunması, terörle mücadele, insani yardım, afet müdahalesi ve kritik ulaştırma hatlarının korunması gibi alanlarda müşterek görev kuvvetleri oluşturulabilir.
Beşinci aşama: Konfederal savunma sistemi
Bölgesel yapıların ortak iradesini temsil eden bir konfederal savunma mekanizması oluşturulabilir.
Bu aşama, ASSAM’ın ASRİKA Konfederasyonu Savunma Sistemi tasavvurunun kurumsal karşılığı olacaktır.
7. Böyle bir yapının stratejik değeri
ASRİKA coğrafyası yalnızca nüfus bakımından değil, jeopolitik konumu bakımından da olağanüstü bir potansiyel taşımaktadır.
ASSAM’ın çalışmalarında 57 İslam ülkesinin Asya, Afrika ve Avrupa’da geniş bir coğrafyaya yayıldığı; Akdeniz, Kızıldeniz, Karadeniz, Hint Okyanusu ve Atlas Okyanusu’na erişim sağladığı; Cebelitarık, Babülmendep, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Süveyş Kanalı gibi küresel ulaştırma hatlarının önemli bölümünün bu coğrafyayla ilişkili olduğu vurgulanmaktadır.
Bu nedenle ortak güvenlik mimarisi yalnızca askerî bir güç çarpanı değildir.
Aynı zamanda:
enerji güvenliği + deniz güvenliği + ticaret güvenliği + ulaştırma güvenliği + savunma sanayii + teknolojik bağımsızlık
arasında bütünleşik bir stratejik alan oluşturabilir.
Bu açıdan ASRİKA modeli, yalnızca “ortak ordu” fikrine indirgenmemelidir.
8. En önemli mesele: Ortak güvenlik anlayışının ortak iradeye dönüşmesi
Ancak böyle bir modelin önünde ciddi siyasi, ekonomik, hukuki ve jeopolitik engeller bulunmaktadır.
İslam ülkeleri arasında;
- Farklı siyasi sistemler,
- Farklı güvenlik öncelikleri,
- Bölgesel rekabetler,
- Ekonomik Farklılıklar,
- Mezhep Ve Kimlik Temelli Gerilimler,
- Dış Güçlerle Kurulmuş Farklı Güvenlik İlişkileri
bulunmaktadır.
Bu nedenle 57 ülkenin kısa zamanda tek bir savunma ittifakına dönüşeceğini varsaymak gerçekçi değildir.
Gerçekçi yaklaşım, işlevsel birliklerden stratejik birliğe doğru aşamalı ilerlemektir.
Başka bir ifadeyle:
Önce Güvenlikte İş Birliği,
Sonra Savunma Sanayiinde Bütünleşme,
Ardından Ortak Ekonomik Çıkarların Geliştirilmesi,
Nihayet Ortak Stratejik İradenin Oluşması.
ASSAM’ın kongreler boyunca geliştirdiği modelin önemli taraflarından biri de zaten bu kurumsal katmanlaşmadır.
Sonuç: Bir fikirden stratejik ihtimale
Adnan Tanrıverdi’nin öncülüğünde ASSAM tarafından geliştirilen İslam Birliği ve ASRİKA modeli, yıllar boyunca kongreler ve bildiriler aracılığıyla yönetim, ekonomi, savunma sanayii, ortak savunma ve dış politika boyutlarıyla sistematik bir çerçeveye dönüştürülmüştür.
Özellikle 2019’daki ortak savunma sanayii çalışmaları ve 2020’deki ASRİKA Konfederasyonu Savunma Sistemi Kongresi, bugün yaşanan gelişmenin fikrî zeminini anlamak açısından önemlidir.
Bugün Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın müşterek savunma anlaşması imzalaması, bu büyük tasavvurun gerçekleştiği anlamına gelmemektedir.
Fakat stratejik açıdan daha mühim bir şey gerçekleşmiştir:
Yıllardır teorik ve kurumsal düzeyde tartışılan “İslam ülkeleri arasında müşterek savunma” fikri, ilk defa üç önemli devlet arasında somut bir devletlerarası güvenlik düzenlemesi biçiminde görünür hale gelmiştir.
Bu nedenle söz konusu anlaşma, ASSAM perspektifinden ASRİKA’nın gerçekleşmesi değil; ASRİKA fikrinin bazı unsurlarının küçük ölçekte uygulanabilirliğinin test edilmeye başlanması olarak okunmalıdır.
Buradan sonraki stratejik soru ise şudur:
Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan üçgeni genişleyerek bölgesel güvenlik kümelerine, ortak savunma sanayii projelerine, müşterek deniz ve hava güvenliği mekanizmalarına ve nihayet daha geniş bir İslam ülkeleri müşterek savunma sistemine dönüşebilir mi?
Eğer bu süreç gerçekleşirse, 2026 yılında imzalanan üçlü savunma anlaşması geriye dönük olarak yalnızca bir diplomatik belge değil, İslam dünyasının kendi güvenlik mimarisini kendi imkânlarıyla oluşturma sürecinin başlangıç noktalarından biri olarak değerlendirilebilir.
ASSAM’ın yıllar önce ortaya koyduğu Büyük İslam Birliği tasavvuru açısından mesele tam da burada anlam kazanmaktadır:
Büyük hedef, 57 ülkenin bir gecede birleşmesi değil; ortak tehditler karşısında ortak iradenin, ortak güvenlik mekanizmalarının ve ortak stratejik kapasitenin adım adım inşa edilmesidir.
Bu bakımdan 2026’nın gelişmeleri, ASRİKA tasavvurunun yeniden tartışılması için yalnızca siyasi değil, aynı zamanda stratejik bir fırsat penceresi açmaktadır.

