
28 Şubat 2026’dan bu yana ABD ve İsrail ile İran arasında devam eden savaş, klasik konvansiyonel harp ile asimetrik ve simetrik güç unsurlarının iç içe geçtiği, hibrit karakterli bir çatışma olarak dünya siyasetinin en kritik kırılmalarından birini oluşturmaktadır. Görünürde iki taraf arasındaki askerî mücadele olarak yaşanan bu savaşın, daha geniş perspektiften bakıldığında İslam coğrafyası üzerindeki nüfuz, enerji kaynakları ve jeopolitik hâkimiyet mücadelesinin yeni ve son derece yıkıcı bir aşaması olduğu görülmektedir.
Bu mücadelenin köklerini yalnızca bugünün gelişmelerinde aramak doğru değildir. 1990’lı yıllarda Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgale sürüklenmesiyle başlayan ve ABD öncülüğündeki Batılı koalisyonların bölgeye müdahalesini beraberinde getiren süreç, Birinci ve İkinci Körfez Savaşlarıyla devam etmiş; 2000’li yılların başından itibaren Afganistan ve Irak’ın işgaliyle yeni bir safhaya taşınmıştır. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un “Haçlı Seferi” ifadesiyle de tartışmalara konu olan bu müdahaleler zinciri, aradan geçen yıllara rağmen farklı yoğunluklarda devam eden, zaman zaman düşük yoğunluklu çatışmalara, zaman zaman ise geniş çaplı savaşlara dönüşen uzun soluklu bir güç mücadelesine evrilmiştir. Bu tablo, bazı çevrelerce fiilen yaşanan bir “Üçüncü Dünya Savaşı’nın bölgesel cepheleri olarak da değerlendirilmektedir.
Yaklaşık altı aya yayılan ABD-İsrail/İran savaşının ateşkes ve barış girişimleriyle zaman zaman kesintiye uğraması, bölgedeki güvenlik ve enerji dengelerini de doğrudan etkilemiştir. Dünya enerji arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir istikrarsızlık, enerji güvenliğini doğrudan tehdit ederken; bu güzergâhla bağlantılı Aden Körfezi, Bâbülmendep Boğazı ve Kızıldeniz ise ikinci derecede, fakat son derece kritik bir baskı alanına dönüşmüştür. Enerji arzındaki belirsizlik, artan taşıma ve sigorta maliyetleri ve yükselen petrol fiyatları yalnızca bölge ekonomilerini değil, küresel ekonomik dengeleri de ciddi biçimde sarsmıştır.
İşte tam da bu şartlar altında, enerji arz güvenliği ve deniz ticaret yollarının kesintisizliği bakımından doğrudan etkilenen ülkelerin başında gelen Suudi Arabistan’ın öncülüğünde 3 Ağustos 2026’da gündeme gelen çok uluslu deniz güvenliği girişimi, yeni bir jeopolitik gerçekliğe işaret etmektedir. Bu gelişme, Kızıldeniz’in artık yalnızca bir deniz ulaşım koridoru olmadığını; Basra Körfezi-Hürmüz-Bâbülmendep-Aden-Kızıldeniz hattının, bölgesel güvenlik ve küresel enerji jeopolitiğinin birbirine bağlandığı yeni bir stratejik güvenlik kuşağına dönüştüğünü bir kez daha ortaya koymaktadır.
Kısacası Hürmüz’de başlayan her kriz, Bâbülmendep’e; Bâbülmendep’teki her kırılma ise Kızıldeniz’e ve oradan dünya ekonomisine uzanan bir dalga üretmektedir. Bugün artık mesele yalnızca bir deniz yolunun güvenliği değil; enerjinin, ticaretin ve nihayetinde küresel güç dengelerinin güvenliğidir.
Bu gelişmenin ardından gelen ve Riyad’ta 07. Ağustos 2026 tarihinde Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan Arasındaki Savunma İttifakına ilişkin değerlendirmeyi bir başka analiz yazısına bırakarak, ana konumuza dönelim.
Riyad’ın Deniz Koalisyonu ve ASSAM’ın “Model ASRİKA” Perspektifi
Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulması planlanan çok uluslu deniz savunma koalisyonu; Kızıldeniz, Bâbülmendep Boğazı ve Aden Körfezi’nde deniz ulaşımının, enerji nakil hatlarının ve uluslararası ticaretin güvenliğini sağlamayı hedefliyor. Riyad’ın girişimi için çok sayıda ülkenin desteğinin açıklanması, bölge ülkelerinin deniz güvenliğini artık yalnızca dış güçlerin inisiyatifine bırakmak istemediğinin önemli bir göstergesidir.
Bu gelişmenin ASSAM açısından dikkat çekici tarafı ise başka bir yerde durmaktadır:
Bugün gündeme gelen ihtiyaç, ASSAM’ın daha önce “Model ASRİKA Konfederasyonu” kapsamında kavramsal olarak üzerinde çalıştığı bir güvenlik mimarisini hatırlatmaktadır.
Deniz güvenliği artık tek ülkenin meselesi değil
Kızıldeniz’deki gelişmeler bize klasik deniz gücü anlayışının değiştiğini gösteriyor.
Eskiden deniz güvenliği denildiğinde akla büyük savaş gemileri, donanmalar ve deniz muharebeleri gelirdi.
Bugün ise mesele çok daha geniştir:
Ticaret gemisi güvenliği, enerji akışının devamlılığı, limanların korunması, denizaltı altyapısı, istihbarat paylaşımı, insansız sistemler, arama-kurtarma, lojistik ve kritik boğazların güvenliği…
Dolayısıyla Kızıldeniz’in güvenliği, sadece Suudi Arabistan’ın, Mısır’ın veya Yemen’in meselesi değildir.
Bâbülmendep’ten geçen bir geminin güvenliği; Asya’yı Avrupa’ya bağlayan ticaret zincirinin, enerji piyasalarının ve nihayetinde küresel ekonominin güvenliğidir.
Nitekim son yıllarda Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle deniz ticaretinde ciddi güvenlik sorunları yaşanmış, farklı uluslararası deniz görev güçleri bölgede faaliyet göstermiştir.
Ancak burada önemli bir gerçek ortaya çıkmıştır:
Bölgenin güvenliği, bölge dışı güçlerin sürekli askerî varlığına bağımlı bırakıldığında kalıcı bir güvenlik mimarisi ortaya çıkmamaktadır.
ASSAM’ın yıllar önce ortaya koyduğu yaklaşım
ASSAM’ın “Model ASRİKA Konfederasyonu Kriz Yönetim Teşkilatı” kapsamında geliştirdiği yaklaşım tam da bu noktadan hareket etmektedir.
Söz konusu çalışma, gerçek bir askerî harekât planı değil; konfederal güvenlik yapılanmasının nasıl teşkilatlanabileceğini ortaya koyan akademik ve kavramsal bir modeldir.
Bu modelde deniz güvenliği;
- Merkez Deniz Gücü Komutanlığı,
- Üç Donanma,
- Üç Filo,
- Üç Boğaz Komutanlığı,
- Dokuz Üs ve Liman Komutanlığı ve bunları destekleyen lojistik, istihbarat, eğitim, bakım-onarım, haberleşme ve arama-kurtarma unsurları üzerinden düşünülmüştür.
Bu yaklaşımın temel mantığı basittir:
Deniz güvenliği, yalnızca gemi bulundurmak değildir; gemiyi besleyen, bilgilendiren, onaran, koruyan ve gerektiğinde yerine yenisini koyabilen bütünleşik bir sistem kurmaktır.
İşte bugün Riyad’ın öncülüğünde şekillenmeye başlayan girişim, bu bakımdan dikkat çekici bir stratejik kesişme noktasıdır.
Üç deniz havzası, tek güvenlik kuşağı
ASSAM modelinde Kızıldeniz, Bâbülmendep ve Aden Körfezi birbirinden kopuk üç coğrafya olarak değil, tek bir stratejik deniz güvenliği kuşağı olarak ele alınmaktadır.
Bu bakış açısı önemlidir.
Çünkü Bâbülmendep’te meydana gelen bir kriz, birkaç saat veya gün içerisinde Kızıldeniz’e; oradan Süveyş Kanalı’na ve nihayetinde Akdeniz’e kadar uzanabilmektedir.
Başka bir ifadeyle:
Boğazdaki küçük bir kıvılcım, küresel ticaret zincirinde büyük bir yangına dönüşebilir.
Bu nedenle bölgedeki ülkelerin kendi coğrafi avantajlarını birleştirmesi, güvenliğin maliyetini paylaşması ve ortak bir deniz resmi oluşturması stratejik bir zorunluluk hâline gelmektedir.
Türkiye’nin konumu neden önemli?
Bu denklemde Türkiye’nin varlığı ayrıca dikkat çekicidir.
Türkiye; donanma tecrübesi, gemi inşa kapasitesi, deniz havacılığı, insansız sistemleri, C4ISR kabiliyetleri ve lojistik altyapısıyla yalnızca bir “katılımcı ülke” değil, böyle bir yapının kurumsal ve teknolojik kapasitesine katkı sağlayabilecek ülkelerden biridir. ASSAM’ın kavramsal modelinde de Türkiye’ye Deniz Gücü Komutan Yardımcılığı, Harekât Başkanlığı ve muharebe filosu gibi görevler verilmesinin temelinde bu yaklaşım bulunmaktadır.
Burada mesele herhangi bir ülkeye görev biçmekten ziyade, ülkelerin sahip oldukları kabiliyetleri ortak güvenlik mimarisinin ihtiyaçlarıyla buluşturma fikridir.
Asıl sınav: Gemileri bir araya getirmek değil, sistemi birleştirmek
Riyad’ın girişiminin başarısını belirleyecek husus, kaç geminin denize çıkacağı olmayacaktır.
Bu ülkeler ortak bir harekât resmi oluşturabilecek mi?
- Ortak istihbarat paylaşılabilecek mi?
- Komuta ve kontrol nasıl sağlanacak?
- Lojistik nasıl yürütülecek?
- Angajman kuralları nasıl belirlenecek?
- Bir ülkenin gemisi başka bir ülkenin ticaret gemisini korurken hangi hukuki yetkiye dayanacak?
Ve en önemlisi:
Kriz büyüdüğünde karar kimin tarafından verilecek?
Nitekim Riyad’ın ilk açıklamasında komuta yapısı, görev dağılımı ve angajman kuralları gibi kritik operasyonel ayrıntıların henüz netleşmediği görülmektedir.
Dolayısıyla önümüzdeki dönem, bu girişimin gerçek bir güvenlik mimarisine dönüşüp dönüşmeyeceğini gösterecektir.
Akademik veya kavramsal bir model olarak, “Model ASRİKA Konfederasyonu Kriz Yönetim Teşkilatı” kapsamında varsayımsal bir “Deniz Gücü” organizasyon şeması tasarlanmıştır. Bu, gerçek bir askerî operasyon planı değil; kongre çalışmaları, senaryo geliştirme veya stratejik modelleme amacıyla hazırlanmış bir organizasyon önerisidir.
Örneğin, ülkelerin deniz kabiliyetleri ve coğrafi konumları esas alınarak şu seviyede bir teşkilat önerilebilir:
| Görev Alanı | Lider Ülke | Destekleyen Ülkeler |
| Deniz Kuvveti Komutanlığı | Suudi Arabistan | Türkiye, Mısır |
| Harekât ve Planlama | Türkiye | Pakistan, Mısır |
| Kızıldeniz Kuzey Görev Grubu | Mısır | Suudi Arabistan, Ürdün |
| Bâbülmendep Görev Grubu | Yemen | Cibuti, Somali |
| Aden Körfezi Görev Grubu | Pakistan | Bangladeş, Komorlar |
| Lojistik ve İkmal | Suudi Arabistan | Kuveyt, Katar, Bahreyn |
| Deniz İstihbaratı ve Durumsal Farkındalık | Türkiye | Pakistan, Mısır |
| Arama-Kurtarma ve İnsani Yardım | Cibuti | Somali, Sudan |
Bu tür bir model, görev paylaşımını kavramsal düzeyde göstermeye yöneliktir.
ASSAM’ın “Model ASRİKA Konfederasyonu Kriz Yönetim Teşkilat Şeması” ile uyumlu, yalnızca akademik ve kavramsal amaçlı bir “Deniz Gücü” teşkilat şeması hazırlanmıştır.
Model ASRİKA Konfederasyonu Savunma Sistemi kapsamında Deniz Kuvvetleri teşkilatlanmasını; Merkez Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Müşterek Harekât Komutanlıkları, Üç Donanma, Üç Filo, Üç Boğaz Komutanlığı, Dokuz Üs ve Liman Komutanlığı ile destek unsurlarından oluşacak şekilde tasarlamaktadır. Ayrıca, Kriz Yönetim Merkezi bünyesinde üye ülkelerin katkılarıyla oluşturulacak bir Askerî Ani Müdahale Gücü öngörülmektedir.
13 ülkeli çok uluslu deniz koalisyonunu (tamamen kavramsal bir model olarak) ASSAM’ın organizasyon mantığına uyarlayan aşağıdaki teşkilatlanma önerisi hazırlanabilir.
MODEL ASRİKA KONFEDERASYONU KRİZ YÖNETİM MERKEZİ
ASKERÎ MÜDAHALE GÜCÜ HAREKÂT MERKEZİ
DENİZ GÜCÜ KOMUTANLIĞI
(Kavramsal Organizasyon Modeli)

1. Komuta Kademesi
| Görev | Kavramsal Lider Ülke |
| Deniz Gücü Komutanlığı | Suudi Arabistan |
| Deniz Gücü Komutan Yardımcılığı | Türkiye |
| Kurmay Başkanlığı | Mısır |
| Harekât Başkanlığı | Türkiye |
| İstihbarat Başkanlığı | Pakistan |
| Lojistik Başkanlığı | Suudi Arabistan |
| Eğitim Başkanlığı | Mısır |
2. Üç Donanma Komutanlığı
ASSAM modelindeki “Üç Donanma” yaklaşımına uygun olarak:
I. Kızıldeniz Donanması
Karargâh: Cidde
Katkı sağlayan ülkeler
- Suudi Arabistan
- Mısır
- Ürdün
- Sudan
Görevler
- Kuzey Kızıldeniz
- Süveyş yaklaşmaları
- Deniz ulaştırma güvenliği
II. Babülmendep Donanması
Karargâh: Cibuti
Katılımcılar
- Yemen
- Cibuti
- Somali
Görev
- Boğaz güvenliği
- Deniz korsanlığıyla mücadele
- Kritik geçiş kontrolü
III. Aden Körfezi Donanması
Karargâh: Karaçi (veya alternatif bir bölgesel üs)
Katılımcılar
- Pakistan
- Türkiye
- Bangladeş
- Komorlar
- Katar
- Bahreyn
- Kuveyt
Görev
- Aden Körfezi
- Hint Okyanusu bağlantısı
- Ticaret koridoru güvenliği
3. Üç Filo Komutanlığı
ASSAM raporunda öngörülen “Üç Filo” yapısına uygun olarak:
1. Muharebe Filosu
Lider : Türkiye
Katkılar:
- Türkiye
- Suudi Arabistan
- Pakistan
- Mısır
2. Deniz Güvenlik Filosu
Lider : Suudi Arabistan
Katkılar
- Bahreyn
- Kuveyt
- Katar
- Ürdün
3. Destek ve İkmal Filosu
Lider : Pakistan
Katkılar
- Bangladeş
- Sudan
- Somali
- Komorlar
4. Üç Boğaz Komutanlığı
Raporda öngörülen “Üç Boğaz Komutanlığı” esas alınmıştır.
| Boğaz | Lider |
| Babülmendep | Yemen |
| Tiran | Suudi Arabistan |
| Süveyş Güney Yaklaşması | Mısır |
5. Dokuz Üs ve Liman Komutanlığı
Raporda belirtilen “Dokuz Üs ve Liman Komutanlığı” modeline göre:
| Üs | Ülke |
| Cidde | Suudi Arabistan |
| Yanbu | Suudi Arabistan |
| Port Sudan | Sudan |
| Süveyş | Mısır |
| Akabe | Ürdün |
| Cibuti | Cibuti |
| Berbera | Somali |
| Karaçi | Pakistan |
| Çanakkale / Aksaz (eğitim ve destek) | Türkiye |
6. Muharebe Hizmet Destek Yapısı
ASSAM modeline uygun olarak:
- Deniz Lojistik Destek Komutanlığı
- Deniz Eğitim Komutanlığı
- Deniz Bakım-Onarım Komutanlığı
- Deniz Sağlık Destek Birimi
- Deniz Haberleşme ve Bilgi Sistemleri Birimi
- Deniz İkmal Komutanlığı
- Liman Güvenlik Birimi
- Arama-Kurtarma Birimi
- Hukuk ve Angajman Kuralları Koordinasyon Birimi
Değerlendirme ve Sonuç
Bu yapı, ASSAM 4. Kongre (ORTAK SAVUNMA SİSTEMİ ’2020) temel organizasyon (Merkez Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Üç Donanma, Üç Filo, Üç Boğaz Komutanlığı, Dokuz Üs ve Liman Komutanlığı) esas alınarak, 13 ülkeli koalisyon senaryosuna kavramsal olarak uyarlanmıştır. Raporun belirttiği üzere bu model, kriz yönetimi kapsamında oluşturulacak varsayımsal bir askerî organizasyon tasavvuruna dayanmaktadır; gerçek bir askerî plan veya mevcut bir koalisyonun operasyonel yapısını temsil etmez.
Sonuç: Fikirden ihtiyaca…
ASSAM açısından bu gelişmenin asıl önemi burada yatmaktadır.
Bugün ortaya çıkan ihtiyaç, dün üzerinde çalışılan bir stratejik modelin aynısının uygulanacağı anlamına gelmez.
Fakat stratejik düşüncenin değeri de zaten geleceğin ihtiyaçlarını bugünden görebilmektir.
Kızıldeniz’de yaşanan gelişmeler, İslam dünyasının stratejik güvenliğini yalnızca millî kapasitelere dayanarak değil, ortak tehditlere karşı ortak kabiliyetler geliştirerek ele alma ihtiyacını güçlendirmektedir.
Model ASRİKA’nın “Deniz Gücü” yaklaşımı da bu düşüncenin kavramsal bir örneğidir.
Bugün mesele bir donanmanın diğerinden daha güçlü olması değildir.
Mesele, aynı denizi paylaşan ülkelerin aynı güvenlik resmini görebilmesidir.
Çünkü Kızıldeniz bize bir kez daha şu gerçeği hatırlatmaktadır:
Denizler ülkeleri ayırmaz; doğru güvenlik mimarisi kurulamadığında onları birbirine bağımlı hâle getirir.
Ve belki de önümüzdeki dönemin en önemli sorusu şudur:
Kızıldeniz’in güvenliğini başkaları mı sağlayacak, yoksa bölge ülkeleri kendi deniz güvenliği mimarisini kendileri mi kuracak?
ASSAM’ın yıllar önce ortaya koyduğu kavramsal yaklaşım, bu soruya verilebilecek cevaplardan birini göstermektedir.

