Ortaklık Mevzuatı
Open Panel
assam logo 150

 ASSAM®

Adaleti Savunanlar

Stratejik Araştırmalar Merkezi

Derneği

Buradasınız:ASSAM Kurulları»Stratejik Araştırma Kurulları»Ortaklık Mevzuatı»Milli Güç ve Devlet - II
Pazartesi, 17 Kasım 2014 00:00

Milli Güç ve Devlet - II

Yazan 
Öğeyi Oyla
(5 oy)

 

MİLLİ GÜÇ ve DEVLET (2)

 Allah Resulü (SAV) inanmış küçücük bir topluluktan, dünyanın müstekbirlerine meydan okuyan, mustazaflara ise daima umut olacak Güç ve Devlet nasıl olunur onu da öğretti.

 Hendek savaşında Mümin’ler, Medine’yi Farisi bir usulle savunmaya hazırlanırlarken, hendeğin kazıldığı bir anda önlerine bir kaya çıkmıştı. Parçalanamıyordu. Efendimize haber salındı. Kayanın başına geldiler. Kayaya üç balyoz darbesi indirdiler. İlk darbede müthiş bir kıvılcım çıktı ve güneye Yemen’e (San’a), ikinci darbede kuzeye (Şam), üçüncü darbede ise doğuya (İran) yöneldi.

 

 

 

 Ashab ;Bu ne? Ya Resullullah dediler.

 O’ da (S. A. V. ) “Allah, size Bizans’ın, Yemen ve İran’ın fethini müjdeliyor…” buyurdu. “La İlahe İllallah deyin İran ve Bizans sizin olacak” buyurdular.

 Allah’ın Resulü (S. A. V. ) irtihal ettikten kısa bir süre sonra bu mucize gerçekleşti.

 Cenab-ı Hak, Hz. Ömer döneminde İran, Bizans ve Yemen’in fethini lütfetti. Bu fetihlerle beraber dünyanın üçte birine ait zenginlikler Ashab-ı Kiram’ın emrine girdi. Yalın ayak baş açık çıktıkları Medine’den servete gark olmuş olarak geri döndüler. Medine hazinelerle dolup taştı. Garip başlayan bu din 30 yıl gibi kısa bir sürede servete gömüldü. Hazar’dan Cebelitarık'a – Anadolu'dan Yemene uzanan bir egemenlik coğrafyası lütfedildi. 30 yıllık Raşit halifeler döneminde İslam, Dünya gücü olmuştu.

 Emeviler döneminde Endülüs fethedildi. Efendimizin ikinci fetih müjdesi olan Kostantiniyye için fetih planları yapıldı. Konstantiniyyenin kapılarına dayanıldı.

 Müslim veya gayr-i Müslim onlarca kavmin yaşadığı ve onlarca dilin konuşulduğu bir huzur ve adalet coğrafyası inşa edildi…

 Efendimiz’den 150 yıl sonra Abbasiler döneminde Harun Reşid’in yardımcısı, bulutlar Bağdad’tan gitti deyince” Harun Reşid “ nereye giderlerse gitsinler, nasıl olsa vergisi bana gelecek” demişti.

 Emeviler ve Abbasiler döneminde Müslümanlar şimdiki kadar olmasa da dünyevileşme hastalığının etkisine girdiler. Siyaset dönem dönem nebevi çizginin dışına çıksa da, bu dönemlerde de muazzam fetihler ve hizmetler gerçekleştirilmiştir. Allah onlardan razı olsun.

 Peki bu gücün sırrı neydi ?

 Allah’ın Resulü (S. A. V. ) demişti. ”LA İLAHE İLLALLAH” deyin Yemen, İran ve Bizans sizin olacak. Dedi ve oldu.

 Ashab’ın ”LA İLAHE İLLALLAH” demesi nasıl bir deyişti ki bu mucize gerçekleşti.

 Onlar, LA İLAHE İLLALLAH’ı hayat rehberi yaptılar. Allah’ın boyası ile boyandılar. Kur’an’ı hayatlarına hakim kıldılar. Çarşı, pazar, okul, devlet tümüyle “LA İLAHE İLLALLAH”kaidesine bürünmüştü. Cehalet ve katı Arap kavmiyetçiliğinden sıyrılıp millet-i İbrahim olma onuruna erdiler. Onlar, milleti ümmet olarak anladılar. Bu günün ırksal tanımlamalarında olduğu gibi değil. Türk milleti, Arap Milleti veya başka başka değil, önce bu sorun çözümlenmelidir.

 Bu ayrılık tohumlarını içimize eken İngiliz kafiri için derler ki, eğer bir derede iki kurbağayı kavga ederken görürseniz biliniz ki oradan uzun bacaklı İngiliz geçmiştir. Bizim için de bu böyle oldu. İslam Coğrafyasından (bizim dereden) uzun bacaklı İngiliz Hempher ‘ler, Lawrence’lar geçti. Ümmet ve tek millet olma bilincimizi yıktılar aramıza nifak tohumları ektiler. Bizi biribirimize düşürdüler. En basit meselelerde bile bir araya gelemez hale geldik. Ne acı bir durum.

 İngiliz casusu Hempher diyor ki: Devletimiz(Büyük Britanya Krallığı), Hindistan, Çin ve Ortadoğu’daki sömürgelerini idaremizin altına alabilmek için çok faal ve başarılı bir politika tatbik ediyor.

 Burada iki şey mühimdir:
1-Elimize geçmiş yerleri elimizde tutmaya çalışmak,
2-Elimize geçmemiş yerleri ele geçirmeye çalışmak.

İkinci şık için, Osmanlı toplumuna ayrılıkçı tohumlar ekilmelidir diyor. Ve başardılar.

 Lawrence, 1910 yılında Arkeolog Prof. Hagarth ile birlikte Türkiye’ye geldi. Fırat Nehri kıyısında arkeolojik kazılar adı altında petrol etüdü yaptı, siyasî ve etnolojik bilgiler topladı. Bu çalışmalar 1914 yılına kadar, Sina’da, Gazze’de ve Akabe’de sürdü. Bu şekilde Birinci Dünya Savaşı öncesi, Osmanlı’nın haritası çıkarılmış ve etnik yapı tespit edilmişti. Artık bir yandan Araplar ve diğer etnisiteler Osmanlı’ya karşı kışkırtılırken bir yandan da kurulan irili ufaklı devletçiklerin bütün yer altı yerüstü zenginlikleri kontrol altına alınıyordu.

 Tekrar vurgulamalıyım ki bugün bu ülkede ve İslam coğrafyasında yaşayan etnik farklıların tümünü birleştiren ümmet şuurunun tesis edilmesi Milli Güç ve Devlet olmanın ön şartıdır. İslam aleminin sosyolojik bir gerçeklikten siyasal bir bütünlüğe geçmesi için bu husus elzemdir. O kadar ki etnik kimlik İslam kimliğinin yanına dahi konmamalıdır. Bir madeni başka bir kalıba dökmek veya başkalarıyla karıştırıp başka alaşımlara (halitalara ) dönüştürmenin yolu, farklı madenlerin molekülleri arasındaki kohezyon kuvvetini gevşetecek biçimde ısıtıp eritmekle mümkündür. Farklı milletleri tek çatı altında toplamanın yolu, onları İslam potasında eritmekle mümkündür.

 Her devletin bir varoluş nedeni vardır. Medine İslam devletinin varoluş nedeni hakkın yeryüzüne hakim kılınması ve yeryüzünün fitneden arındırılması idi. Emevi – Abbasi – Selçuklu ve Osmanlı İslam Devletlerinin varoluş nedenleri de aynı idi. Bu günün Milli devletinin varoluş nedeni de bu olmalıdır. Newyork(BM), Kopenhag(AB) veya Brüksel(Nato) kriterleri değil.

 Diğer mühim bir meselede devletin milli karakteri muhafaza edilirken, çağın olumlu gelişmelerine ayak uydurmak gerekmektedir. Cumhuriyet yüzyılımızın değil, asırların olumlu bir yönetim biçimi iken 1923 ‘te bize mecburiyet yapılmıştır. Bu ülkede Cumhuriyet zulümle özdeş hale getirilmiştir. Cumhuriyet mecburiyet yapılmadan, içi Cumhurla dolu olduğu halde, ahlak ve maneviyat temelli, halkların eşitliğine dayanan, adil, refahın hakça paylaşımıyla taçlandırılmalıdır. Zulüm aracı haline getirilmemelidir.

Kur’an-ı Azimüşşan birçok sembol kavramlardan bahseder.

En müşahhas olanları,

Firavun; Güç ve İktidarı,

Haman; İktidarın kurumsal yapılanmasını “hakim anlayışı”, firavunun tüm taleplerini yerine getirmekle sorumlu olmayı.

Bel’am; İlmi ve bilgeliği,

Karun; Serveti ve zenginliği,

Samiri ise Kültür ve Sanatı temsil eder.

Her biri kendi alanlarında ilahi ahlak ve ittika yerine, şahsi çıkar ve zulmete tevessül etmişliğin tarihsel simgeleridirler.

 Cumhuriyetimiz, Firavunlaşmaya, Hamanlaşmaya, Bel’amlaşmaya, Karunlaşmaya ve Samirileşmeye imkan sağlamamalıdır.

 Beka hissi bütün canlıların müşterek vasfıdır. Özellikle insanda bu his çok güçlüdür. Bu devletler içinde geçerlidir. Devletler için “Milli menfaat” ve “Milli hedef” vazgeçilmez hususlardır. Türkiye öncelikle kendi içinde ahlak ve maneviyatı, huzur ve barışı, refah ve adil paylaşımı tesis etmek zorundadır. Sonra, ümmet-i Muhammed’in birlik, dirlik ve iriliğini sağlamak nihai hedefimiz olmalıdır.

 Bahsettiğimiz ütopya değildir. Bu batı dünyası için tarihte mümkün olamamıştır. Zira, batı hakka değil, güce tapar.

 Almanlar 1 nci dünya savaşında Versay (Versailles) anlaşmasının ezikliği ile ütopik bir hayale kapıldılar. Hitler, Alman ırkının üstünlüğüne dayanan sapık bir ideolojinin peşine takılarak bütün dünya ırklarını hegomanyası altına almak istedi ve bunun içinde 2 nci dünya savaşını başlattı, Avrupa baştan sona işgal edildi. 6 milyon insan öldü. Sonuç hem Naziler için ve hem de Avrupa için vahimdi. Biz böylesi paylaşım kavgaları ve ayrımcılığa dayanan ütopik hayallerden bahsetmiyoruz. İslam birliği fikri, 150 yılı aşkın bir süredir İslam bilginlerinin işlediği bir idealdir. Bu husus ütopya değildir. Kökü maziye Medine’ye dayanan, dalları ise atiye uzanacak ulu bir çınara ait, ulu bir hakikattır.

 Milli hedefler, her milletin hem tarihinde yer alır ve hem de geleceğe yöneliktir. Eskimeyen deyimle ”milletin tarihinde mündemiç ve istikbaline muzaftır. ” Örneğin Ruslar için Türk Boğazları hem çarlık döneminin ve hem de SSCB ve sonrası için bir milli hedeftir. Bu hedef Türkiye’nin kararlı direnci sayesinde gerçekleşememiş sadece Montrö Antlaşmasının kısıtlı bazı haklarından ve kolaylıklarından yetinmekle kalmışlardır.

Milli Devlet için Misak-ı Milli asgari, İslam birliği ise azim bir hedef olmalıdır.

(Devam edecek)

 

Okunma 2508 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 17 Kasım 2014 20:46
Yorum eklemek için giriş yapın
Adres: Marmara Mahallesi Hürriyet Bulvarı No:110/H Beylikdüzü / İstanbul / 34524 / Türkiye
Tel : +90 555 000 58 00 eposta: info @ assam . org . tr