Çarşamba, 07 Ekim 2020 14:19

Uçak Gemileri

Yazan
Öğeyi Oyla
(3 oy)

 

ÖNSÖZ

Jeopolitik, Uluslararası ilişkiler ve Askeri alanlarda uzmanlaşmış bilim adamları dünya hâkimiyeti için JEOPOLİTİK TEORİLER ileri sürmüşlerdir.

Dünyayı; Asya-Avrupa-Afrika Kıtalarının bütününü Dünya Adası, Dünya Adasının dışında kalan Amerika-Avustralya-Antartika Kıtalarını da Dünya Adasının uyduları olarak tasnif eden, İngiliz Siyasi Coğrafya uzmanı Halford Jonh Mackinder (1861-1947), Doğu Avrupa ve Sibirya’yı içine alan coğrafyayı KALPGÂH; Kalpgâh’ı çevreleyen, Balkanlardan Çin’e kadar uzanan coğrafyayı da KENAR KUŞAK olarak nitelendirmiştir.

Mackinder, Kalpgâh’a hâkim olan Dünya Adasına hakim olur, Dünya Adasına Hakim olan da dünyaya hakim olur diyerek KARA HÂKİMİYET TEORİSİNİ ileri sürmüştür.

ABD’li Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Dr. Nicholas Jonh Spykman (1843-1943)  Kara Hâkimiyet Teorisine sadık kalarak, Kalpgâh’ı çevreleyen Kenar Kuşağı öne çıkarmış ve Kenar Kuşağa Hâkim olan Dünya Adasına, Dünya Adasına hâkim olan da dünyaya hâkim olur diyerek KENAR KUŞAK TEORİSİNİ ortaya koymuştur.

Kara Hâkimiyet Teorilerinin gelişmesine, Asya ve Avrupa arasındaki iletişim ve ticari ilişkilerin kurulup gelişmesini sağlayan tarihi İPEK YOLU’nun da büyük etkisi olmuştur.

ASSAM (Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırma Merkezi) tarafından yapılan değerlendirmede; Dünyanın en büyük iç denizi konumundaki Akdeniz, Kızıl Deniz ve Karadeniz’in giriş kapıları sayılan Cebeli Tarık, Bab-El Mendeb, Çanakkale ve İstanbul boğazları ve Süveyş Kanalını kontrol eden; Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz ve Hazar Denizine kıyıları olan; Dünya kara, hava ve deniz ulaşım yollarının alternatifsiz merkezi olma imkânına sahip bulunan; Dünya petrol rezervlerinin %55,5’ine, üretiminin %45,6’sına, doğalgaz rezervlerinin %64,1’ine, üretiminin %33’üne, sahip olan; Asya-Afrika (ASRİKA) Kıtalarının Orta Asya-Yakın Doğu-Kuzey Afrika-Afrika Sahel Kuşağı- Doğu ve Batı Afrika Bölgelerini kapsayan; 61 İslâm Ülkesinden 55’inin üzerinde bulunduğu (27’si Asya, 28’si Afrika Kıtalarında) Kenar Kuşak Coğrafyasının genişletilmiş bir şekli olan İSLAM COĞRAFYASI; Jeopolitik konumu, ortak medeniyet değerleri ve tarihi birikimi ile imkân, gayret ve hedeflerini birleştirerek bir irade altında toplanması halinde DÜNYAYA HÂKİM OLMA potansiyeline sahip görülmektedir.

İngiliz Amiral Alfred Thayer Mahan (1840-1914) denizlerin önemine vurgu yaparak, Dünyaya hâkim olmanın yolunun denizlere hâkim olmaktan geçtiğini ileri sürmüş ve DENİZ HÂKİMİYET TEORİSİ’nin savunucusu olmuştur.

ABD’li Havacı Alb. Hausy Scitaklian, bütün teorilerin gerçekleşmesinin hava hâkimiyetinin sağlanması ile mümkün olabileceğini ileri sürerek, hâkimiyet teorilerine yeni bir boyut kazandırmış; NASA (ABD-National Aeronautics and Space Administration-Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) tarafından desteklenen bu teori, UZAYA HÂKİM OLAN DÜNYAYA HÂKİM OLUR şekline dönüşmüştür.

Ülkeler güvenlikleri için, kendilerine yönelecek tehditleri sınırlarının ötesinde tespit ederek, kaynağında bertaraf edecek bir savunma sistemi oluşturmak zorundadırlar. Savunma konseptlerini böyle tespit etmeyenler ise, tehdit gelip kapıya dayansın diye sınırlarında bekleyen bir savunma organizasyonu içine girerler.

Açık denizlere sahili olan Devletler, yine açık denizlere kıyısı olan bütün devletlerle sınır komşusu gibidir.

Devletler; kara kuvvetlerinin yanı sıra deniz kuvvetleri, kara ve denizlerdeki hava platformları üzerine konuşlandırdıkları taktik ve stratejik savaş uçakları, helikopterler, füzeler, elektronik harp vasıtaları ve siber güvenlik sistemlerinden oluşan hava kuvvetleri ile karalarda, denizlerde, havada ve uzayda güçlü bulunmak suretiyle Dünya üzerinde hâkimiyet mücadelesi vermekte ve güvenlik ihtiyaçlarını gidermektedirler.

Ülkeler, Atom enerjisi ile çalışan uçak gemileri, bunların korumasını yapan savaş gemileri ve kara kuvvetlerini taşıyan amfibi gemilerle kara üssüne ihtiyaç duymadan muharip unsurlarını dünyanın istediği bölgesine taşıma imkânına sahip olabilmektedirler.

ABD, Avustralya, Brezilya, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, İtalya, Japonya, Rusya, İspanya, Güney Kore ve Tayland, Dünyada Uçak gemisine sahip olan ülkelerdir. Amfibi imkâna da sahip olan ilk Türk Uçak Gemisi 2021 yılında Deniz Kuvvetlerinin envanterine girecektir. 

Savaş uçakları ve gemilerinin teknik, taktik ve stratejik gelişim ve teknik özelliklerinin tarihi süreç içinde değerlendirildiği bu eseri, deniz ve hava kuvvetleri tarihine kazandıran Sayın Ersan Ergür’ü tebrik eder “Uçak Gemileri Kitabı”nın hayırlara vesile olmasını dilerim.

 

 

Tuğg. Adnan Tanrıverdi

ASSAM Ynt. Krl. Bşk.

 


GİRİŞ

Uluslararası ilişkilerin realist paradigmanın öngördüğü kurallara göre yürüdüğü, güçlü olanın üstünlük sağlayarak istediğini elde ettiği; gücün ise askeri ve ekonomik güç olduğu bir dünyadayız. Güçlü olan, gücünü gerektiği anda süratle sevk edip kullanabilen ve bunu idame edenler çıkarlarını korumak maksadıyla krizlere müdahale edebilir gerek kendi bölgesinde gerekse kendi sınırlarından çok uzaklara güç aktarımı yaparak bölgesel ve küresel sorunların çözümünde (veya çözülmemesinde) rol oynayabilirler. Geçmişte de günümüzde de güçlü devletlerin ortak özelliği denizci olmaları ve iyi bir deniz gücüne sahip olmalarıdır. Osmanlı Devleti parlak zamanlarında çok güçlü bir donanmaya sahipti. İspanya, Hollanda, Portekiz, İngiltere denizci milletler olarak 15. Yüzyıl ile 20. Yüzyıl arası dünyanın büyük güçleri arasında yer aldılar. Geniş topraklara sahip Rusya kara sınırlarının ötesine geçemedi ve savunmada kaldı. Asırlarca sömürgecilik yapmış olan Fransa ise denizci millet olamadığından büyük güç olamadı.   Küresel ve bölgesel aktörler, denizciliğe verdikleri önem derecesinde güçlerini muhafaza edebilirler.

Yüzyılda uçak gemileri devletler için saygınlık ve statü sembolü haline gelmişlerdir. Devletler bu çok maksatlı gemileri, güç aktarımı yapmak, kendi denizleri haricinde varlık göstermek, insani yardım ve afet yardım harekâtı icra etmek, gerektiğinde de çatışmalara girerek üstünlük sağlamak amacıyla kullanmaktadırlar. 20. Yüzyılın başlarında ana muharebe gemileri devletler için nasıl bir sembol ise günümüzde bu görev uçak gemilerine düşmüştür. Daha da ileri giderek 20. Yüzyılın sonunda güçlü olmak veya güçlü görünmek isteyen devletlerin nükleer silahlara sahip olması nasıl önemliyse, bugün de uçak gemisine sahip olmak o derecede önemlidir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimî üyesi ABD, Rusya, Fransa, Çin ve İngiltere’nin en göze çarpan üstünlükleri nükleer silahlara sahip olmalarıydı. Sonradan İsrail, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore kendi nükleer silahlarını geliştirdiler. Ancak Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle bu silahların caydırıcılığı değilse de popülerliği azaldı. Nükleer silaha sahip olma çabaları gösteren İran, Kuzey Kore gibi ülkeler Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin girişimleri ile cezalandırıldı; haydut devlet damgasıyla uzun süreli ambargolara maruz kaldılar. Günümüzde de Almanya, Brezilya, Japonya gibi ülkeler nükleer silahları geliştirme ve üretme kapasitesine sahip oldukları halde hem kendi iç politikaların da hem de dış politikada getireceği ağır maliyetlerden kaçınmak için nükleer silah sahibi olmadılar.

   Nükleer silahların aksine uçak gemileri için herhangi bir sınırlama mevcut değildir ve BM Güvenlik Konseyi daimî üyelerinin tamamı uçak gemisine sahiptirler. Nükleer silahların yalnızca tahrip edici olmalarının aksine uçak gemileri, askeri görevler dışında insani yardım, kurtarma, tahliye ve benzeri sivil faaliyetlerde de etkinlikle kullanılabilmektedir.

Kısacası Uçak Gemisi yalnızca güç aktaran bir platform değil, taktik, stratejik ve diplomatik bir araç olma özelliğine sahiptir.

Gündemimizin en önemli kavramı Mavi Vatan’dır. Mavi Vatan, 21. Yüzyılda Türkiye’nin geleceğidir. Mavi Vatan’da var olmak ve hakimiyetimizi sürdürmek bir varoluş mücadelesidir. Mücadelenin sürmesi ve kazanılması için ülkemizin çevresindeki denizlerle bu denizlerin komşusu deniz ve okyanuslardaki çıkarlarını koruyup kollamak ve oluşabilecek tehditleri oluşmadan engellemek amacıyla Türkiye güçlü olmak ve gücünü gerektiği yerde ve biçimde kullanmak zorundadır. Bu da elbette sağlam ve dinamik bir deniz gücü ile mümkün olacaktır. Bizi ilgilendiren bölge ve sularda bir olay vuku bulduğunda devletimizi idare edenler “O bölgede hangi unsurlarımız var?” [1] Diye sorabilecek seviyeye gelmemizle mümkündür.

Bu kitabımızın amacı siyasi, ekonomik veya uluslararası ilişkiler temelinden deniz gücünü, stratejisini veya diğer önemli kavramları tartışmaya açmaktan ziyade, belki de üzerinde hiç Türkçe eser verilmemiş bir konu olan Uçak Gemileri hakkında bilgiler vererek bir kaynak oluşturmaktır. Konu ilginç ve Türk araştırmacılar tarafından henüz yeterince ele alınmadığından söylenecek çok söz vardır. Ama en acil olanı, kendi kamuoyumuzda Uçak Gemisi kavramının bilinir hale gelmesine yardımcı olmak ve böyle bir teknoloji devine sahip olmanın milletimiz için ne kadar önemli olduğunu göstermeye çalışmaktır. Bu amaçla bilgileri birincil kaynaklardan elde etmeye gayret ettik. Daha evvel başka ortamlarda kullanılmamış orijinal fotoğrafları sahiplerinden gerekli izinleri alarak kullandık. Kitabın hacminin büyümemesi ve okuyucunun sıkılmaması için konuların ayrıntılarına girmekten kaçındık. Akademik bir tarzda ve bakış açısıyla kaleme almaya çalışarak araştırmacıların ilgi göstermelerini sağlamaya gayret ettik.

Ümidimiz, başka araştırmacıların bu ve benzeri henüz el atılmamış konularda fikir üreterek daha ayrıntılı siyasal ve sosyolojik analizlerini yapmaya başlamaları ve özgün eserler ile akademik çalışmalar kazandırmalarıdır. En büyük eser, Türkiye’nin kendi uçak gemilerine sahip olmasıdır.

[1] Kitap kapağında yer alan B. Clinton’un “Where is the nearest carrier?” sorusuna benzer bir biçimde

 

Okunma 90 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 07 Ekim 2020 14:36
Yorum eklemek için giriş yapın