Çarşamba, 29 Ocak 2014 10:00

Cemaatin Darbe Girişimi (04 Şubat 2014)

Yazan
Öğeyi Oyla
(2 oy)

CEMAATİN DARBE GİRİŞİMİ

ve

İKTİDAR MÜCADELESİ

(2013-2014)

 

Kasım 2013 Başında dershaneler kapatılıyor yaygarası ile başlatılan Fethullah Gülen Cemaati eylemleri, devlet içindeki Cemaat örgütü vasıtasıyla, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Hükümetini yıpratarak siyasi istikrarın bozulmasını hedef almıştır.

Başlangıçta toplum tarafından anlaşılamayan girişimin boyutu 17 Aralık 2013 tarihinde “asrın yolsuzluğu” adı altında yargı ve emniyet operasyonları ile başlatılanın dış destekli büyük bir darbe girişimi olduğu ortaya çıkmaya başlamıştır.

18 Kasım 2013 tarihinden itibaren ASDER mail grubu içinde uyarıcı mahiyetteki mesajlarımı tarihe not düşmek amacı ile yayınlamayı uygun buldum ve muhatapların yazdıklarını atlayarak, son tarihli açıklamayı öne alarak, sırasına göre buraya kaydettim. Mesajlarım olayları tasvir etmekten ziyade yöneldikleri hedeflere vurgu yaparak alınacak tedbirleri ifade etmek amacına dönük olmuştur.

 

04 ŞUBAT 2014

Dün Gruba attığım mailimde; “Şebekenin, tespit edilen yurtiçi ve dışındaki, TC Devleti içindeki ve dışındaki üyeleri, devletin müesses düzenine karşı darbe girişimi suçu ile yargı önüne çıkarılmalıdır.” Demiştim.

Aşağıdaki yazıdan haberim yoktu. Yukarıdaki değerlendirmeye beni tecrübelerim ve devletin esas olduğu düşüncesi götürmüştü.

Bu gün e-postama  http://www.habervitrini.com/yazar/Metin-Ozer-2/cemaatin-basina-ne-gelecek-27/ linkindeki yazı geldi.

Soruşturma için hazırlık başlamış.

Yapılan Darbe girişimi olunca, Devlet işi oluruna bırakamaz. Mutlaka tedbir alır. Bizim savunduğumuz tedbirlerin hukuk çizgisinde olmasıdır.

Benim yukarıdaki önerime İki arkadaşımız ciddi tepki gösterdi. İki arkadaşımı da iyi tanıyorum. Şebeke ile, örgüt ile ve çete ile ilişkilerinin olduğuna inanmıyorum. 

Ama temiz arkadaşlarıma paçalarını iç yüzünü bilmedikleri bu şebekeden kurtarmalarını sağlık veririm. Biz de bu insanların dine hizmet ettiklerine inanıyorduk. Kafalarının arkalarındaki düşünceleri bilmiyorduk. Ama bu gün bunlar su yüzüne çıkmaktadır. 

Cemaat ve hizmet diyerek gönül vermiş ve mesai harcamış arkadaşlarım, bu cemaat değil, millete ve ümmete zarar veren bir örgütmüş.

Yaptıklarını savunmaktan vazgeçiniz. Sahiplenmeyiniz. Gerçek yüzlerini ortaya çıkarmak için uğraşanları düşman bilmeyiniz. Bilmeden alet olduklarınız için kendinizi temize çıkaracak girişimleri yapınız.

Ne yapıldığını bilerek savunuyor ve hizmete devamı düşünüyorsanız orası da sizin bileceğiniz iştir. 

Sevgi, muhabbet ve selamlarımla.

Adnan TANRIVERDİ

 

03 ŞUBAT 2014

Şebekenin, tespit edilen yurtiçi ve dışındaki, TC Devleti içindeki ve dışındaki üyeleri, devletin müesses düzenine karşı darbe girişimi suçu ile yargı önüne çıkarılmalıdır.

 

30 OCAK 2014

Niyet ve vakit, her ibadetin farzıdır. Niyetimiz halis ama zamanında değilse ibadetimiz sayılmaz. Niyetimiz başka, ibadetimiz zamanında ise yine kabul görmez.

Yolsuzlukla mücadele kılıfı altında yapılan işte niyet başkadır.

Benim sondan bir önceki yazımın sonunu okursanız, ne kast ettiğim daha iyi anlaşılır.

Devlet içinde devlete rağmen örgütlenmeden hiç bahsetmiyorsunuz. 

Soruşturmayı yapan savcının iddia edilen yolsuzluklarından da bahsetmiyorsunuz. 

Suriye’deki muhalefete yardım için devletin gönderdiği tırları ihbar eden devlet içindeki devletten de bahsetmiyorsunuz.

Yolsuzluğu diline dolayıp, Hükümete ve Başbakan’a kin kusan yazıları görmüyor musunuz?

Girişimin mevcut iktidarın dışında bir iktidar çıkarma gayreti içinde olduğunu fark etmiyor musunuz? 

Bu hükümetin namus, ahlak, dürüstlük, dinini yaşama konusunda, ekonomik rahatlık, dünya devletleri arasında itibar sağlama, İslam ülkelerinin gasp edilen haklarına sahip çıkma gibi saymakla bitmeyen pek çok kazanımlarını yok mu sayalım?

Fiilin üzerinde duruyorsunuz da neden faile de bakmıyorsunuz?

Biz fiilden ziyade failleri mukayese ediyoruz. 

Yürütülen mücadelede Cemaat yanlış yapıyor. Siyasi ve yıkıcı bir örgüt gibi davranıyor.  Devlete zarar veriyor. Devletin düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyor. Daha da ötesi işbirliği yapıyor. 

Yolsuzluk diye milletin en hassas olduğu bir noktadan, tam seçim zamanı girerek iktidarı zayıflatıp, istikrarı bozma girişiminde bulunanların gelir–giderleri incelense, nice yolsuzluklar ortaya çıkmaz mı?

Meseleye, Ülkem ve Ümmetim açısından bakıyorum.

Cemaatin yaptığı iş yanlış diyorum. 

İleri sürdüğü gerekçe, niyetini gizleyemiyor.

Selamlarımla.

Adnan TANRIVERDİ

 

29 OCAK 2014

Yolsuzluğa takılan arkadaşlar,

Faiz oranlarını artırma kararı %60 civarı hayat pahalılığı demektir. Yani %62 enflasyon.

Şimdi bu kaybımızı kim cebimizden aldı?

Ülke ekonomisine kim zarar verdi?

Dövizle iş yapan esnafı, iş adamını kim zarara soktu?

Piyasaları kim allak bullak etti?

Arkasından bir de siyasi kriz gelirse ne olur?

Koalisyonlara dönersek, haftalarca, aylarca hükümetler kurulamasa, kurulan hükümetlerin ömrü 6 ay-bir sene olursa, ekonomik, sosyal, siyasi, askeri hayat, iç ve dış itibarımız ne olur acaba?

Karşı karşıya bulunduğumuz tehlikeleri anlattığımızı zannederken, bazı değerlendirmelere bakınca, kendi kendime “az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir de arkamıza baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz” demekten kendimi alamıyorum.

Rabbim cümlemizin ferasetini arttırsın.

Adnan TANRIVERDİ

 

27 OCAK 2014

Yolsuzluklar konusundaki hassasiyetinizi anlıyorum.

Başbakanımızı destekleme konusunda ısrarımın sebebi; 12 yıldır 10’dan fazla kriz atlattık. Her bir krizi tereyağından kıl çeker gibi, çok hassas, süratli, milli ve manevi değerlere faydalı bir şekilde çözdü. Bazılarına başlangıçta tepki gösterenler oldu. Ama sonunda, insaflı olan herkes hak verdi.

İnanıyorum ki, bu kritik dönemi de hukuk çizgisinde atlatmamızı sağlayacak. Devlet içinde örgütlenenlere de hukuk dışı (yani Ergenekon’un yaptığı gibi yargısız devletten uzaklaştırarak değil) davranmayacak. Ama etkisiz kılacak. Yani başka merkezlerin kontrolünden çıkaracak ve pasifize edecek.

Bu hassas dönem geçtikten sonra da, yolsuzluk yapanların çanına ot tıkayacak. İnisiyatifi elde ettikten sonra yolsuzlukla mücadeleyi birinci önceliğe alacak.

Bir liderde bulunması gereken en önemli iki vasfa Başbakanımız sahip. Meseleleri süratle kavrayıp ileri görüş sağlayan FERASET ve doğru bildiğini hayatı pahasına uygulamaya koyma CESARETİ. Buna ŞEFFAFLIĞI da ekleyebiliriz.

İşte ben böyle LİDERE Ülkemizin ve İslâm Dünyasının ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Ciddi krizler karşısında dostun dosta davrandığı gibi davranılması gerektiğini düşünüyorum. Dost olmayanların ve art niyetlilerin hücum ettiği zamanda, eksikleri sayıp dökmek uygun olmaz.

Kenetlenmemiz gerekir. Büyük resme göre hareket etmek gerekir.

İslâm Dünyası bir eşik atlama safhasında, bu safhada her türlü sorumluluğu yüklenecek bir lider bulmuşuz kıymetini bilmemiz gerekir. Tökezletmek isteyenlere müsamaha etmemeliyiz.

Allah hakkımızda hayırlısını nasip eder inşaallah.

Selamlarımla.

Adnan TANRIVERDİ

 

27 OCAK 2014

Bana göre her şey açık ve nettir.

Gırtlağına kadar siyaset ve ticarete girmiş bir oluşuma dini cemaat diyemem.

Merkezi ve beyni, dünya liderliği iddiasındaki bir süper gücün ülkesinde bulunan bir oluşumun, ülkemizdeki gizli örgütlenmesini milli iradenin temsilcilerini devirmek için harekete geçirmesini masum göremem.

Bu oluşumu göz ardı edip suçu Ergenekon’a atmayı hedef saptırmak olarak kabul ederim.

Birleşmiş Millet Teşkilatını bile İslâm Dünyasını sömürecek şekilde teşkil eden ve kontrolüne alan, İsrail’i İslâm Dünyasının kalbine bir ileri karakol olarak yerleştiren Haçlı zihniyetinin, kendi topraklarındaki bir beyni kullanmayacağını düşünemem.

Bu zihniyete hizmet etmek istemeyen bir iradenin hala burada kalmakta ısrar etmesini makul göremem.

Bu tabloyu bırakıp da dikkati başka oyunlara teksif etmeyi doğru bulamam.

Canlandığı takdirde Ergenekon zihniyetinin Türkiye için tehdit olmadığını hiç söylemedim. Bilakis bunu, kimse söylemezken ben söyledim.

Sudan sebeplerle, iktidarı yıpratmak, halkın gözünden düşürmeye gayret etmek, istikrarı bozup ülkeyi koalisyonlara mahkûm etmek Ergenekon’un ekmeğine yağ sürmek değil midir?

Oyun apaçık oynanırken, suçu Ergenekon’un üzerine atarak, esas sorumluları masum göstermek bizi tarihin önünde mahkûm etmez mi?

Ben yanılırsam özür dilemesini bilirim.

Ama bu gün Milli İradeyi temsil eden, Siyasi istikrarın güvencesi durumunda bulunan, seçerek iş başına getirdiğimiz, halkın vicdanı mesabesindeki Sivil Toplum Kuruluşlarının kitle halinde desteklediği Siyasi İktidarın arkasında olmayı vicdanî, milli, dini ve insani bir görev olarak kabul ediyorum.

Ne cemaatle, ne iktidarla şahsi menfaat birliğim de, hasmane bir ilişkim de yoktur.

Her devlette, her iktidar döneminde olabilecek kişisel kusurları, ahlâki olduğu tartışılan usullerle tespit edilen, kişilerin yanlışlarını, asrın yolsuzluğu adı altında lanse ederek, Devlet içindeki gizli örgütlerini harekete geçirip iktidarın yıpratılmasını hiçbir şekilde doğru bulmuyorum. Kasıtlı, toplum menfaatine zararlı, Türkiye’yi ve İslâm Dünyasını hedef alan Uluslararası Güçlerin işine yarayacak girişlimler olarak görüyorum.

Bu dış merkezin safiyetine inanmamız için;

  • Dış Merkezin bizzat kendisinin, Türkiye’deki Hizmet Hareketi ile ilişkisini kestiğini açıklaması,
  • Dış merkezin Holding yöneticisi gibi ticari işleri takip etmekten vazgeçmesi,
  • Türkiye içindeki Hizmet hareketinin Devletteki paralel kadrolaşma (Yargıda, emniyette, askeriyede, Bürokraside) ile hiçbir ilgilerinin olmadığını açıklamaları ve İktidarın bu kadrolarla hukuk içindeki mücadelesine muhalefet etmemeleri,
  • Hizmetin temiz mensuplarının, yanlışlara sahip çıkmaktan vazgeçmesi,
  • Hizmetin organı olarak bilinen basın ve yayın kurumlarının iktidar aleyhindeki menfi yayınlarını durdurmaları ve Devlet içindeki paralel kadroların girişimlerini savunmamaları,
  • Devlet içindeki paralel yapının, kendilerini kadrolaştıran iradeden emir almaktan vazgeçip, kendilerini pasifize edip, siyasi istikrarı bozucu menfi eylemlerine son verip,  Devlet Hiyerarşisinin kontrolüne girmeleri gerekir.

Bu girişimi gördüğümüz zaman biz de, yanılmışız, bunlar gerçekten din hizmetinde bulunan cemaatmiş deriz.

Adnan TANRIVERDİ

 

26 OCAK 2014

Kendinizi çok zorlamışsınız.

Gerçeği görmemek için çaba sarf ediyorsunuz.

Dün gece her cemaate mensup çok sayıda kanaat önderinin ve 150 Sivil Toplum Kuruluşunun temsilcilerinin katıldığı, Başbakanımız ile 3 saate yakın istişare toplantısı yapıldı. İstisnasız herkes Dış merkeze cemaat değil örgüt diyor. Katılanlar tehlikeyi fark etmişler. Kitle halinde Başbakan’ın arkasında kenetlendi.

Mesele maalesef sizin tasavvurunuz gibi değil.

İşin en doğrusu, İslâmi hassasiyetleri ile hizmete gönül vermiş dostlarımızın ABD’deki merkezle ve oraya bağlı organizasyon ile irtibatlarını kesmeleridir.

Başımızı başka yöne çevirmeyelim. Gerçeği görmemek için çaba sarf etmeyelim

Belki bazı arkadaşlarımız alınıp kırılacaklar.

Ama doğruları bir an önce görmeliyiz.

Kabahati başkasına bulmak, her olanı Ergenekon’un üstüne atmak, bizi fazlası ile saf konumuna düşürmez mi?

Selamlarımla

Adnan Tanrıverdi

 

24 ARALIK 2013

Dışarıdan yönetilen bir hizmet, faaliyet, harekât, hayırlı bile olsa, dış güçlerin tasallutuna uğrar, kontrolüne girer, siyasete de bulaşmışsa milli çıkarlara zarar verir.

Dış güçlerin amaçlarına hizmet etmeye başlar.

Masum hizmet ehlini kullanır.

Geçmiş hizmetler bu gerçeği değiştirmez.

Bu gerçek anlaşılmalı ve yurt içindeki hizmet organizasyonunun dışarı ile irtibatı kesilmeli, siyasetten elini çekmesi sağlanmalıdır.

Son yapılanlar dış güçlerin ülkemiz yönetimine karşı başlattığı darbe girişimidir. Hizmetin dış merkezi buna alet olmuştur.

Bu hata geçmişteki bütün güzel şeyleri siler süpürür.

Geçmişte hizmet ettim diye kimsenin buna hakkı yoktur.

Hayatın içindeyiz. bu ülke en rüşvetsiz dönemine bu yönetim zamanında girmiştir.

Yolda, belde, karakolda, maliyede, kabristanlarda, hastanelerde, belediyelerde yaşananları unutmayalım.

Rüşvetçi ilan etmek bühtandır.

Münferit suçlu varsa cezasını görür.

Buna çağın yolsuzluğu denmez.

Bizim önce istikrara ihtiyacımız var.

Bunu bozmak isteyen olursa bu milletin elleri onların yakasındadır.

Bu töhmetten onları kimse kurtaramaz.

Aklımızı başımıza alalım. Milletin kaderi ile oynamayalım.

Bir asırdır hasretini çektiğimiz bir yönetime sahip olduk. Kim bunu devirmek isterse karşına dikilmek bizim vazifemizdir.

Hizmet uluslar arası boyutunu milli menfaatlere uygun olarak yürütebiliyorsa başımızın tacıdır. Yürütemiyorsa milli bünye içine dışarıdan müdahaleyi engellemelidir.

Adnan Tanrıverdi

 

23 ARALIK 2013

Eğer Bir Cemaat; ulusal ve uluslararası şirketler kurup yönetiyorsa, devlette kadrolaşıp iktidara ortak olmaya çalışıyorsa, bu cemaatin başı dünyayı yönetme gayretinde olan, gerektiğinde müttefiki devlet adamlarını bile gizli dinleyen bir ülkede ikamet ediyorsa, süper güçlerin Ülkemiz aleyhine başlattığı uluslararası bir operasyonla aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine yönelik sözüm ona bir yolsuzluk operasyonu başlatıyorsa, bu cemaat dini cemaat olmaktan çıkmış ve en hafifinden bir ticari şirket ve siyasi parti kisvesine girmiş demektir. Bu şirketin ve siyasi partinin Amerika’dan yönetilmesi, temiz dini duyguları ile hareket eden cemaat mensuplarına, milletimize ve ümmetimize zarar vermektedir. Şahsen bu irtibatın koparılması için hükümet tarafından başlatılan girişimlerin desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyim.

Yolsuzlukla mücadele ayrı önemli bir konudur. Onun mecrası açık bırakılmalıdır.

Düşüncelerimi arkadaşlarımla paylaşmayı bir borç bildiğim için yazıyorum.

Selamlarımla.

Adnan Tanrıverdi

 

23 ARALIK 2013

Fevkalade iyi niyetlisiniz.

Bu mesele bir iç mesele olsa, belki diyalogla çözülebilir. Mesele dış mesele ve ihanet boyutunda görünüyor. Bazıları su-i zan olur diye düşünüyor.

Kanaatim açık ve net bir şekilde şudur ki;

Fethullah Hoca Efendi dış güçlerle iş birliği halinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine ikinci darbe girişiminde bulunmuştur.  

Hükümet darbeyi önlemek için tedbirler geliştiriyor.

Hakemle, diyalogla sorun çözülemez.

Dış güçlerin operasyonunda görev alan kim olursa olsun, bu millete ve ümmete düşmanlık etmektedir.

Yapmamız gereken, İktidarın safında yer alarak, önce temiz hizmet hareketinin ABD’den yönetilmesinin önünü kesmek, müteakiben de hizmetin temiz insanlarını ikna ederek sistemlerinin ticaretin ve siyasetin dışına çıkaracak yeni bir örgütlenmeye gitmeleri gerektiğine inandırmak olmalıdır.

Bunun için; Sivil toplum ve meslek kuruluşları, yolsuzlukla mücadele düşüncelerini ikinci plana iterek (o zaten yolunu aldı gidiyor), Hükümetin safında yer almalıdır. Siyasi istikrarın yanında münferit yolsuzluklar teferruattır, önemli olan uluslararası girişimleri ve buna payanda olanları önlemektir diyerek hükmünü açıklamalıdır. Bu tutum, safiyane bir tarzda hizmet içinde bulunan arkadaşlarımızın tamamına yakınının aklını başına getirecek veya etkisiz hale sokacaktır. Sonra da hizmet harekâtının yeniden dizaynı için girişimlerde bulunulmalıdır.

Böyle yapmayıp da arayı bulmak için çaba harcamak, hizmete temiz düşüncelerle katılan kardeşlerimizin de Cemaatin ABD merkezi ile kenetlenmesine sebep olacak ve hükümetin devrilmesi için var gücü ile çalışacaklardır. Eğer, hükümet hâkimiyeti sağlar ise, kenetlenmiş temiz insanlar da bu operasyonlardan zarar görecekler.

Biz de bu gelişmeleri ah vah çekerek seyretmekten başka bir şey yapamayacağız. Bu işi planlayan dış güçler de ellerini ovuşturacaklar.

Sinmek daha kolay olduğu için fitneye sebep olmayalım kalkanı arkasına sığınmayı çözüm zannedenler veya Cemaat ehli olanların dolduruşuna gelerek reaksiyon gösterme ihtimali olan kişi ve kurumları pasifize etmek isteyenler var.

Biz de pasif kalırsak, dış güçlerin desteklediği cemaat ile hükümet hesaplaşacak, biz de bu ataletimizin hesabını kendimize bile veremeyeceğiz.

Açıkça Hükümetimizin yanında yer almalıyız, dış güçlerin hesaplarının bozulması ve hizmete kendini adamış kardeşlerimizin de zarar görmesini önlemeliyiz.

Durumu doğru tespit edelim. Doğru tarafta yerimizi alalım. Cesaretli adımlarımızı atalım. Ondan sonra Rabbimizin takdirini bekleyelim.

Selamlarımla.

Adnan Tanrıverdi

 

22 ARALIK 2013

Meselenin gerçek yüzünü yaşananlarla önümüze serdiniz. Allah razı olsun.

Şimdi Cemaat, inançlı bir iktidara rağmen neden Yargıda, Emniyette, Bürokraside ve devlette kadrolaşmayı istiyor?

İktidarı neden sahibine teslim etmek istemiyor?

Bu kadroyu Başbakan kullanamayacaksa kim kullanacak?

Bu paralel kadrolaşmaya kim hükmedecek?

Cemaatin lideri Fethullah hoca Efendi mi kullanacak?

Böyle bir niyeti varsa siyasete girer. Yetkiyi alır ve kullanır.

Kadrolaştığı devlette iradeyi elinde tutmayı neden istiyor?

Hükümet iradesini Fethullah Hoca Efendinin istemediği bir konuda kullanamasın.

Pekiyi Hoca Efendi nerede?

Amerika’da!

Amerika, Türkiye yargısında, yürütmesinde ve yasamasında bu denli kudreti olan Hoca Efendinin bu imkânlarını, Amerikan çıkarlarına uygun kullanılmasını sağlamadan, Hoca efendiyi Ülkesinde ikamet ettirir mi?

Hoca Efendi, elindeki imkânın Amerika’nın çıkarına kullanılmasına razı olmasa Amerika’da ikamete devam eder mi?

Ara bulma safhası çoktan geçmiştir. Sonra ne diyeceğiz, Yargıda Hoca efendi, Emniyette İktidar güç sahibi olsun mu diyeceğiz?

Hoca Efendi, korkarım hıyanet içindedir.

Meselenin gerçek yüzü Ülkemizdeki temiz hizmet ehline gösterilmelidir.

Hoca Efendinin elini ayağını Türkiye’den çekmesi sağlanmalıdır. Ara formüller ülkemize huzur getirmez. Cemaatlerin görevi, devlette kadrolaşmak için değil, devlet hiyerarşisi içinde dürüst görev yapacak insanlar yetiştirmek olmalıdır. Bu denli kadrolaşmak istemesi anlaşılabilir gibi değildir. Bundan vazgeçmeyeceklerine göre pasifize edilmelidirler, itibarsızlaştırılmalıdırlar. Bu zihniyetten ne Türkiye’ye ne de İslam Âlemine fayda gelmez.

Arabuluculuğa da, meselenin çözümüne de ASDER’in gücü yetmez.

ASDER doğru tarafta yerini alırsa görevini yapmış sayılır. Sivil toplumu doğru tarafa toplama gayreti içinde olursa vazifesini yapmış olur.

ASDER fevkalade önemli bir karar vermek zorundadır. Mücadele başlamıştır. Haklı tarafla birlikte mücadeleye katılmalıdır.

Sevgi ve selamlarımla.

Adnan Tanrıverdi

 

22 ARALIK 2013

Fethullah Gülen Hocanın;

Amerika’da bulunmasını nasıl yoruluyorsunuz?

Amerika yararına hareket etmeme seçeneği olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Dünyayı yönetme gayretinde olan bir ülkenin bu fırsatı değerlendirmeyeceğini mi düşünüyorsunuz?

Ben Türkiye’ye zarar verdiğinin bilincinde olarak orada şuurlu bir şekilde kaldığını düşünüyorum.

Selamlarımla.

Adnan Tanrıverdi

 

22 ARALIK 2013

Rüşveti, mafyayı, yolsuzluğu savunmak mümkün değildir.

Halk bankasının yaptığı iş, ABD’nin İran’a koyduğu ambargoyu, Hükümetin politikaları doğrultusunda delme eylemidir.

Şimdi yargı önüne getirilen, doğruluğu kanıtlanırsa, bu büyük işten bir kısım uyanıklar şahsi menfaat sağlamaya kalkışmış. Tabii ki bunlar cezalarını alsınlar.

Ama Fethullah Hocayı kullananların amacı bu yolsuzluğun ortaya çıkarılması değildir. Ambargoyu delen Türkiye’nin ve Başbakanının cezalandırılmasıdır. Hoca efendi de aynı şeyi istiyor. Amacı yolsuzlukla savaş değildir. Amelde niyet eylemden önemlidir.

İşe sadece adli boyutundan bakarsak gerçek adaletsizliği yapmış oluruz kanaatindeyim.

Hükümetin yanında yolsuzlukların karşısında olmamız gerektiği düşüncesindeyim..

Selamlarımla.

Adnan Tanrıverdi

 

22 ARALIK 2013

Kritik bir süreçten geçiyoruz.

Allah insanı evladıyla ve malıyla da imtihan eder.

Şimdi biz, bu güne kadar omuz omuza mücadele verdiğimiz kardeşlerimizle imtihan ediliyoruz.

Bizim dışımızda iki Müslüman kardeşimizin ihtilafa düşmesini istemeyiz. İkisi ile de dostluk ilişkimiz varsa, aralarını bulmak için uğraşırız. Ama silahlarını çekip bir birinin çanlarına kast ettiklerini gördüğümüzde, kötü olmayalım diye bir kenara çekilip sonucu bekleyemeyiz. Haklı olanın yanında ve yardımında olmak bize farzdır.

Fethullah Hoca Efendi ile Tayyip Bey arasında bir savaş başlamıştır. Cemaate mensup kardeşlerimiz işin ne kadarının farkında ve oynanan kirli oyunda ne kadar rol alıyorlar bilemiyorum.

Ama ABD ve batılı güçler, İslâm Âlemini kendileri aleyhine organize eden bir beyni kendi ülkelerinde barındırmazlar. Barındırıyorlarsa onu organize olduğu ülkede kendi emellerine uygun olarak kullanıyorlardır.

Kendini kullandırmak istemeyen beyinler de, kullanmak isteyen ülkelerin topraklarında barınmazlar. Güvenli bulmadığı için Türkiye’den nasıl ayrılmışsa oradan da ayrılmaları gerekirdi.

Fetullah Hoca Efendinin ABD, Hıristiyan ve Yahudi Dünyası ile İslâm âlemi ve Türkiye aleyhine kirli bir işbirliği içinde olduğu anlaşılıyor. Bana göre son olaylar bunu açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Hoca Efendi, Türkiye yargı ve bürokrasisinde kadrolaştırdığı elemanlarını, dershane ve yolsuzluklar gibi münferit bakıldığında hak verilebilecek sebepleri öne çıkararak, ama aslında batılı güçlerin istediği amaçları temin etmek üzere, Tayyip Bey Liderliğindeki AK Parti iktidarını devirmek için kirli bir savaşa sürüklemiştir.

Savaş kirli ve sinsidir. Hedefi bütün politika ve icraatları ile TC ve Hükümetidir.

ASDER bu savaştaki yerini gün geçirmeden almalıdır. Haklı olanın yanında safını belirlemelidir.

Zaman kritik bir zamandır. Tarafımızın belirtilmesinin fitneyi büyüteceğini ileri süren arkadaşlarımız bulunabilir. Aksine, haklı tarafın yanında yer almaz isek fitne büyür. Sessizliğimiz yanlış yapanlara cesaret verir. Meselenin farkında olmayan cemaat mensuplarının yanlışlarını devam ettirmelerine sebep olur. Üyelerimizin de birbirleri ile mail savaşlarını devam ettirmelerinin önü alınmaz.

Bu savaş bir gün bitecek. Haksız taraf galip gelirse iş işten geçmiş olacak. Ondan sonra, meseleyi düzeltmek için, tarafımızı belirlesek de bir şey yapamayacağız. Haklı taraf kazanırsa, hakkın yanında bulunma kararlılığını gösteremediğimiz için hakkın imtihanından başımız eğik çıkacağız.

Sonuç; Batılı güçler, Fethullah Gülen Cemaatini maşa olarak kullanarak TC Hükümetini yıkmak için birkaç yıldır gizli kapaklı uygulamalarla sürdürdükleri savaşı, açıkça sürdürmektedir.

Hükümet de bu tehlikeyi bize haber vererek iktidarını ve ülkeyi savunma refleksi içinde hareket etmektedir. Yani savaşın tarafı olarak açıkça cephe almış ve hedefi bize göstermektedir.

Bu savaş bizim misyon olarak savunduklarımız uğruna yapılmaktadır.

Haktan yana görünerek,  Cemaat Lideri ve yakın çevresindekiler bizi kandırmışlardır.

BEN TARAFIMI BELİRLEDİM.

HÜKÜMET HAKLIDIR.

BAŞBAKAN HAKLIDIR.

BAŞBAKAN ÜLKE MENFAATLERİNİN VE İSLÂM DÜNYASININ MENFAATLERİNİN TEMİNATIDIR.

BU MİLLETİN VE ÜMMETİN EN BÜYÜK ŞANSIDIR.

BEN TAYYİP BEYLE, BAŞBAKANLA VE HÜKÜMETLE BERABERİM.

ASDER de vakit geçirmeden tarafını belirlemelidir.

Zaman tarafsızlık politikası uygulama zamanı değildir.

ASDER kimi haklı görüyorsa ona açık olarak güç vermelidir.

Fethullah Gülen mi?

Recep Tayyip Erdoğan mı?

Adnan Tanrıverdi

 

21 ARALIK 2013

Hizmetin temiz hadimlerine selam olsun. Bu kardeşlerimizin oynanan büyük oyunun farkında olmalarını umarım.

Fethullah Hoca Efendi, Ülke ve dünya çapındaki İslâmi çalışmalarından dolayı şahsi güvenliği riske girdiği için Türkiye’den ABD’ye göç etmedi mi?

ABD kendi çıkarlarını korumayan bir organizasyonun başının ve merkezinin kendi ülkesinde yaşamasına müsaade eder mi?

ABD İslam Dünyasında ve diğer coğrafyada, İslâm şuuru ile yetişecek yeni nesiller inşasında iddiası olan, yetiştirdiği dindar kadrolarla başta Türkiye olmak üzere pek çok ülkede bürokraside bir güç oluşturan ve ABD aleyhine olarak İslâm Âlemi için çalışan cemaatin önderinin kendi ülkesinde barınmasına müsaade eder mi?

Hoca Efendi, ABD ve Batılı çıkar gruplarının aleyhine olarak, Türkiye‘nin ve İslâm Âleminin çıkarlarını öne çıkaran çalışmalar içerisinde ise, ABD’de güvenlik içerisinde olabilir mi?

Diğer taraftan;

Milletin seçip, devletin yönetimine getirdiği bir iktidarın devrilmesi için devlet bürokrasinde kadrolaşmış bir cemaatin iktidarın yıkılması için başlattığı eyleme CEMAAT DARBESİ denmez mi?

Bu iktidarın devrilmesi, Milletin ve ümmetin kazanımlarını geri götürmez mi?

Böyle bir darbeye siyasi iktidar ve bu ülkenin kendi iradesi ile yönetilmesini isteyen halkı müsaade eder mi?

Hizmet ehli kardeşlerimizin meseleye, dershane kapatmada özel girişime hükümet darbesi söylemi ve devlette temizlik operasyonu gözü ile bakmaktan biraz daha geniş açı ile bakmalarını umarım.

Mesele hak arama ve temiz yönetim boyutunu çoktan geçmiştir. İktidarı götürme niyetine yönelmiştir. Bu milletin çoğu iktidarından memnundur. Bu iktidarın, ileri sürülen bütün noksanlıklarına rağmen, muktedir olarak devamı Milletin ve Ümmetin menfaatinedir. Zayıflamasına sebep olanlar iki milyar müslümanın vebalını üzerlerine alırlar.

Bu yazımı, tertemiz düşünceleri ile hizmete sarılan arkadaşlarıma ithaf ediyorum. Kendilerini aklıselime davet ediyorum.

Sevgi, muhabbet ve selamlarımla.

Adnan Tanrıverdi

 

18 KASIM 2013

Ülkemizde siyasi istikrarın devamını istiyoruz.

Barış sürecini destekliyoruz. Başbakanın Diyarbakır gezisini özlediğimiz, geç kalmış, birleştirici, geniş ufuklu, çok cesur,  çok önemli sosyal, siyasal ve hukuki sonuçları olacak, toplumsal barışı sağlayacak bir adım olarak görüyoruz.

Ergenekon davasının adil şekilde sonuçlanmasını istiyoruz. Yargılanan zihniyetin hortlaması ve hortlatılmasını istemiyoruz.

Eğitim sisteminin islahını istiyoruz. Dershane sisteminin savunulmasını getirim kavgası olarak görüyoruz. Dershanelerin, üniversite girişlerinde çıtayı yükseltmekten ve maddi imkân sahiplerinin şanslarını arttırmaktan başka bir fayda sağlamadığını, gençlerimizin eğitimine fazla bir katkısı olmadığını, özel okulların manevi değerlerin yerleşmesi için daha etkili olacağını düşünüyoruz. Ülkenin devasa sorunları yanında dershane meselesini teferruat olarak görüyoruz.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı sadece Türkiye için değil İslâm Âlemi için Allah’ın bir lütfü olarak görüyoruz. Liderliğini takdir ediyor, politikalarını tasvip ediyoruz. İç ve dış politikada Türk Milletinin ve İslâm Âleminin eğik başını kaldırdığına, hakkın ve hakikatin sesi olduğuna, yerinin kolay doldurulamayacağına, kendisini hedef alanların niyetlerinin sorgulanması gerektiğine inanıyoruz.

Siyasi istikrarı bozacak hareket kimden gelirse gelsin yanlış, art niyetli, ülkenin hızını kesen, mihverini değiştiren, koalisyonlara ve milletin değerlerine düşman yönetimlere kapı açtığına inanıyor ve karşında durulması gerektiğini savunuyoruz.

Tepkimiz, yanlışa karşıdır.

Körü körüne Cemaatçilik yapılmamasını tavsiye ediyorum.

Selamlarımla.

Adnan Tanrıverdi

 

Okunma 3692 defa Son Düzenlenme Salı, 04 Şubat 2014 22:26
Adnan TANRIVERDİ

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi Kimdir?

 

Adnan Tanrıverdi08 Kasım 1944 tarihinde Konya'nın Akşehir ilçesinde doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Akşehir'de bitirdi. Orta tahsilinden sonra 1962-1963 öğrenim yılında bir yıl ilkokulda vekil öğretmen olarak görev yaptı. 1963-1964 öğrenim yılında bir yıl İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümünde öğrenim gördü.

1964 yılında Kara Harp Okuluna girdi. 30 Ağustos 1966 yılında; Topçu Subayı olarak pekiyi derece ile Kara Harp Okulunu bitirdi. 1967 yılında Topçu ve Füze Okulu Subay Temel Kursunu ikincilikle bitirdi. Mart 1967 tarihinde Teğmenliğe nasbedildi. Aynı yıl Füsun Hanım ile evlendi.

Sırasıyla; 23ncü Piyade Tugayı 8inci Topçu Taburunda (İstanbul), 10uncu Piyade Tümeni Topçu Alayında (Tatvan), 58inci Topçu Er Eğitim Tugayı Karargah Bölüğü ve 1inci Topçu Taburunda Batarya Komutanlıkları (Burdur) görevlerinde bulundu. 30 Ağustos 1970'de Üsteğmen, 30 Ağustos 1973'de Yüzbaşı rütbesine yükseltildi. Topçu Ve Füze Okulu Kurslar Alayı Yedek Subay taburunda Yedek Subay Bölük Komutanlığı yaptı.

1976-1978 yıllarında Kara Harp Akademisinde öğrenim görerek 1978 yılında Kurmay Subay statüsünü kazandı. 1980 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisini bitirdi. Kurmay Sb. olarak; 2nci Piyade Tümen  Komutanlığında  (Adapazarı) İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Kurmay Başkan Vekilliği; Kara Harp Akademisi Öğretim Üyeliği; Genelkurmay Özel Harp Daire Başkanlığı Lojistik ve Harekat Şube Müdürlükleri, Kurmay Başkan Vekilliği görevlerinde bulundu.

30 Ağustos 1980 tarihinde mümtazen terfi ettirilerek Binbaşılığa, 30 Ağustos 1984 tarihinde Yarbaylığa, 30 Ağustos 1987 tarihinde Albaylığa yükseltildi.

Akademi öncesi Özel Tekamül Kursları, Fransızca Temel Kursu ve Gayri nizami Harp Kursu gördü.

1986-1988 yıllarında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sivil savunma Teşkilat Başkanlığı, 1988-1990 yıllarında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1inci ve 2nci Dairelerinde Subay Üyelik ve 1inci Daire Başkan Vekilliği görevlerinde bulundu.

1990 yılında 8inci Kolordu Topçu Alay Komutanlığı (Malazgirt) görevine atandı. Bu görevde iken 30 Ağustos 1992 tarihinde Tuğgeneralliğe yükseltildi.

1992-1995 yılları arasında üç yıl 2inci Zırhlı Tugay Komutanlığı (Kartal), 1995-1996 yıllarında da Kara Kuvvetleri Sağlık Daire Başkanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 30 Ağustos 1996 yılında kadrosuzluktan emekliye sevk edildi.

Emekliye ayrıldıktan sonra, 1997:1998 yılları arasında bir yıl süre ile fahri olarak , Üsküdar FM Radyosunun Genel Koordinatörlük görevini yürüttü. 30 Mayıs 2004 tarihinde İhlâs Marmara Evleri Camii Yaptırma ve Yardım Derneği Yönetim Kurulunda yer aldı. 28 Kasım 2004 : 22 Kasım 2009 tarihleri arasında Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) nin Genel Başkanlığı görevini üstlenmiştir.

Yeni ASDER Yönetimi, kendisine ASDER Onursal Başkanlığı titrini münasip görmüştür.

ASDER Onursal Başkanı olarak, Müslüman Ülke Silahlı kuvvetlerinin organizasyonu ve stratejik kullanımına danışmanlık, son kullanıcıdan eğitici seviyesi kadar özel konularda eğitim ve harp, silah ve araçlarının temini, bakım ve onarımı hizmetlerinde görev yapmak üzere SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim şirketini 28 Şubat 2012 tarihinde; İslam Ülkelerinin bir irade etrafında birleşmesinin teknik esaslarını inceleme ve İslam birliği temelinin atılması için uygun koşulları oluşturma hizmetleri için "Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneğini" (ASSAM) 24 Mayıs 2013 tarihinde; SADAT A.Ş. bünyesinde hizmet verecek emekli askeri personelin kondisyonlarını muhafaza etme ve geliştirme hizmetlerinin yürütülmesi için "Yunus Uluslararası Doğa Sporları Derneği ve Deniz Sporları Kulübünü" (YUSDER) 19 Ocak 2013 tarihinde kurmuştur.

Ağustos 2016-Mart 2020 tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı görevinde bulunmuştur.

Halen; ASDER Onursal Başkanlığı ile ASSAM Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi ve YUSDER Yönetim Kurulu Başkanlıklarını aktif olarak yürütmektedir.

Evli ve iki çocuk babası olup Fransızca bilir.

 

من هو الجنرال المتقاعد عدنان تاريفيردي

 

هو من مواليد 08/11/1944 من محافظة قونية منطقة أكشيهير , أتم دراسته الابتدائية و الاعدادية و الثانوية في أكشيهير . بعد التعليم الثانوي عام 1962 – 1963 قام بوظيفة مدرس وكيل للمرحلة الابتدائية في سنة تدريسية . وفي عام 1963-1964 في هذه السنة دخل جامعة استنبول كلية العلوم قسم الحيوان .

في عام 1964 دخل الى المدرسة الحربية . بتاريخ 30 أغسطس عام 1966 , انهى المدرسة الحربية كضابط مدفعية و بقدير امتياز . في عام 1967 , انهى كضابط عام في مدرسة المدفعية و الصواريخ واحتل المركز الثاني . وبتاريخ 1967 آذار تخرج برتبة ملازم . و بنفس العام تزوج من السيدة نوفوس .

على التوالي : قام بالخدمة في  اللواء 23 مشاة في الكتيبة 8 مدفعية ( استنبول ) , في اللواء 10 شعبة فوج المدفعية (تطوان) , الكتيبة 58 لواء التدريب الخاص مقر الكتيبة و الكتيبة الاولى وقيادة البطاريات (بوردور) , بتاريخ 30 أغسطس عام 1970 رفع الى رتبة ملازم أول , وبتاريخ 30 أغسطس عام 1973 رفع الى رتبة نقيب . وخدم كقائد قسم الضباط الاحتياط في دورات مدرسة المدفعية و الصواريخ .

بين أعوام 1976 – 1978 قام بالتدريس في اكاديمية الحرب البرية وفي عام 1978 اكتسب مكانة ضابط اركان . في عام 1980 انهى اكاديمية القوات المسلحة بكونه ضابط أركان .

تواجد أيضا في الخدمة في الاماكن التالية : قيادة اللواء الثاني (أدابازاري) مديرية فرع الاستخبارات و قسم نائب رئيس الأركان , عضوية مدرس في اكاديمية الحرب البرية مديرية فرع الحركات و الخدمات اللوجستية,وفي دائرة الحرب الخاصة في رئاسة الاركان , وقسم  نائب رئيس الأركان .

وبتاريخ 30 أغسطس 1980 رفع الى رتبة رائد بتقدير ممتاز , وبتاريخ 30 أغسطس 1984 رفع الى رتبة مقدم , وبتاريخ 30 أغسطس 1987 رفع الى رتبة عقيد .

قبل الأكاديمية دورات تطوير خاصة , دورة أساسية باللغة الفرنسية , و أخذ ايضا دورة في الحروب الغير نظامية .

بين أعوام 1986 – 1988 قائد تشكيلات الدفاع المدني في جمهورية شمال قبرص التركية .

بين أعوام 1988 – 1990  كان بالخدمة في المحكمة العسكرية الادارة العليا في الدوائر الأولى و الثانية كعضو ضابط , وشغل نائب رئيس الدائرة الثانية .

وفي عام 1990 تم تعيينه في قيادة لواء المدفعية في الفيلق 8(ملازجيت). ورفع الى رتبة عميد عام 1992 وهو في هذا الموقع .

تواجد بالخدمة بين أعوام 1992 – 1995 ثلاث سنوات في اللواء الثاني مدرع (كارتال), في عامي 1995 – 1996 كان في قيادة دائرة الصحة للقوات البرية  , ثم بتاريخ 30 أغسطس من عام 1996 تمت احالته من العمل الى التقاعد .

بعد أن تقاعد , بين أعوام 1997:1998 ولمدة عام واحد كان بمثابة رئيس فخري و عمل كمنسق عام لراديو اسكودار . بتاريخ 30 آذار (مارس) 2004 كان له موقع في ادارة انشاء جمعية للمساعدة و بناء جامع في منطفة منازل اخلاص مرمرة.

وبين تواريخ 28 تشرين الثاني(نوفمبر)عام 2004 ,22 تشرين الثاني (نوفمبر) 2009 شغل منصب رئيس الجمعية العامة لجمعية المدافعين عن العدالة (ASDER).

وكونه رئيس فخري لـ (ASDER) : بتاريخ 28 شباط 2012 تم انشاء شركة SADAT  الاستشارية الدولية للدفاع و التجارة والتجارة و الصناعة المساهمة , وذلك لخدمات الصيانة و الاصلاح وتأمين المعدات للأسلحة و الحرب و التدريب بشكل خاص , و التدريب من مستوى المجند الى مستويات المدرب , و تنظيم القوات المسلحة للدول المسلمة و استشارات في الاستخدام الاستراتيجي. القيام بالخدمات اللازمة وخلق ظروف مواتية لارساء أسس الاتحاد بين الدول الاسلامية بارادة موحدة والقيام بالخطوات المطلوبة ودراسة المبادئ التقنية " جمعية مركز المدافعين عن العدالة للأبحاث الاستراتيجية ". بتاريخ 24 آذار (مارس) 2013 قامت SADAT A بالتشكيل في بنيتها "جمعية يونس الدولية للألعاب المائية و فرق الرياضات البحرية " في 19 يناير 2013  وذلك لاعطاء الخدمات وضمت في بنيتها العسكريين المتقاعدين للمحافظة على الحالة الممتازة و تسيير تطوير الخدمات .

والآن : يقوم بتسيير وبحالة فعالة رئاسة مجلس ادارة YUSDER و SADAT A.Ş  و ASSAM

 و الرئاسة الفخرية لـ ASDER

متزوج وأب لولدين , ويجيد الفرنسية    

 

 

 Who is Retired Brigadier General Adnan Tanrıverdi?

He was born on 08 November 1944 in Akşehir district of Konya. He finished primary, secondary and high school in Akşehir. After his secondary education, he worked as a substitute teacher in primary school for one year in the 1962-1963 academic year. He studied at Istanbul University, Faculty of Science, Department of Zoology for a year in the 1963-1964 academic year.

He started studying the Military Academy in 1964. On 30 August 1966; He graduated from the Military Academy with a excellent degree as an Artillery Officer. In 1967, he finished the Artillery and Missile School Officer Basic Training in second. He was assigned as Second Lieutenant in March 1967. In the same year he married Mrs. Füsun.

He served respectively in 23rd Infantry Brigade 8th Artillery Battalion (Istanbul), the 10th Infantry Division Artillery Regiment (Tatvan), the 58th Private Artillery Training Brigade Headquarters Company and the 1st Artillery Battalion Battery Commands (Burdur). On 30 August 1970, he was promoted to First Lieutenant, on 30 August 1973 he was promoted to the rank of Captain. He served as the Reserve Officer Company Commandant in the Artillery and Missile School Trainings Regiment Reserve Officer Battalion.

He studied at the Military Academy between 1976-1978 and gained the status of Staff Officer in 1978. He graduated from the Armed Forces Academy in 1980. As Staff Officer; He served in Intelligence Branch Directorate and Deputy Chief of Staff in the 2nd Infantry Division Command (Adapazarı); Military Academy Faculty Member; Deputy Chief of Staff at the General Staff Special Warfare Department, Logistics and Operations Branch Directorates.

He was promoted to Major on 30 August 1980, to Lieutenant Colonel on 30 August 1984 and to Colonel on 30 August 1987 with outstanding service.

He attended Special Development Courses, Basic French Course and Unconventional Warfare Course before the academy.

He served as the Head of the Civil Defense Organization of the Turkish Republic of Northern Cyprus between 1986-1988 and as an Officer Member and Deputy Head of the 1st Division in the 1st and 2nd Departments of the Supreme Military Administrative Court between 1988-1990.

In 1990, he was appointed to the 8th Corps Artillery Regiment Command (Malazgirt). While he was in this post, he was promoted to Brigadier General on 30 August 1992.

After serving in the 2nd Armored Brigade Command (Kartal) for three years between 1992-1995 and as the Head of the Land Forces Surgeon General Office between 1995-1996, he was transferred to retirement on August 30, 1996.

After his retirement, he worked as the General Coordinator of Üsküdar FM Radio as an honorary for a year between 1997-1998. He took part in the Board of Directors of İhlâs Marmara Evleri Mosque Construction and Aid Association on 30 May 2004. Between 28 November 2004 - 22 November 2009, he was the President of the Association of Justice Defenders (ASDER).

As Honorary President of ASDER, Consultancy on the Organization and strategic use of the Armed Forces of the Muslim Countries, from the end-user level to the educator level, He established SADAT International Defense Consulting Construction Industry and Trade Inc. on February 28, 2012 to provide training and warfare, supply, maintenance and repair services of weapons and vehicles. He established the "Justice Defenders Strategic Research Center Association" (ASSAM) on May 24, 2013, for the services of examining the technical principles of the unification of Islamic countries around a will and creating the appropriate conditions for the foundation of Islamic Union. He established "Yunus International Outdoor Sports Association and Sea Sports Club" (YUSDER) on 19 January 2013 in order to maintain and improve the conditions of retired military personnel, YUSDER serves within the body of SADAT Inc.

He served as the Presidency Chief Advisor between August 2016 and March 2020.

Currently; he serve as Honorary President of ASDER and actively President of Board of Directors of ASSAM, SADAT Inc. and YUSDER.

He is married and has two children. He can speak French.

www.adnantanriverdi.com
Yorum eklemek için giriş yapın