Monday, 05 April 2021 17:36

Türkiye ve Erdoğan'dan Neden Rahatsızlar? (22 Haziran 2013)

Written by
Rate this item
(0 votes)

Son dönemde Türkiye'ye karşı artan hoşnutsuzluk tarih sahnesinde yerimizi yeniden almanın; tekrar organik yapıdan mekanik yapıya geçişin sancılarıdır. Başbakan Erdoğan'dan duyulan rahatsızlık da budur.

1970'li yıllarda Japonya Dışişleri Bakanlığı yapmış Saburo Okita: 'Üniformalı bir ordu, tek ordu biçimi değildir. Bilimsel teknoloji ve iş adamı giysileri ardında gizlenmiş savaşçı ruhumuz bizim yer altındaki ordumuz olacaktır' demişti. Gerçekten de paranın, finansın, teknolojinin, ideolojilerin önüne geçtiği, enerji orijinli güvenlik ve strateji politikalarının oluşturulduğu ve biçimlendiği bir çağda yaşıyoruz. Bununla beraber artık Avrupa merkezli bir kültür hayatı da yok. Çin'in, Hint'in yeniden kendi özgün kültürleriyle yükseldiği; İslam kültürünün büyük bir devinim içine girdiği; Afrika'nın dahi kendini yeniden keşfederek bir Afrika bilinci oluşturmaya çalıştığı, Latin Amerika da dahil bütün bu kültürlerin tekrar kendini keşif dönemi yaşadığı bir yeni süreçten geçiyoruz. Artık hiç biri konstrüktif, edilgen bir kültür ve medeniyet değiller. Geçmişte olduğu gibi etken bir Avrupa kültürünün edilgen dünyayı şekillendirmesi gri alan haline dönüşmüştür.

KÜLTÜRLER KENDİNİ KEŞFEDİYOR

Modernleşme denilen süreç, çok yönlü işleyen ve Batılılaşma ile arasındaki mesafeyi açan bir ivme kazanmıştır. Artık modernleşme Çin'i de Hint'i de Japon'u da, Afrika'yı da, İslam coğrafyasını da barındıran bir yapıdır ve hepsi modernin bir parçası haline dönüşmüştür. Türkiye bu felsefi zemini tekrar görmüş ve yeniden tarih sahnesinde inşa sürecine girişmiştir. Avrupa eskiden 'tehdit altında olan ama risksiz' bir ülkeyken bugün 'tehditlerden arınmış riskli' bir kıta haline gelmiştir. Yarım yüzyıl boyunca barışı tehdit eden bir 'tabu' yok oldu. Ortak birleştirici ve dayanışma unsuru olan komünizm artık yok. Avrupa tedbiren birleştirici unsur olarak yeni tabular oluşturma peşindedir. Son yıllarda İslamofobi'nin bu kadar öne çıkarılması ister istemez; acaba bu 'tabu' İslam olabilir mi sorusunu akla getirmektedir. Bu yanılsama ve sübjektif bakış hali İslam Dünyasının homojen, tek vücut ve tek sesli olmadığının, belki de bilerek gözden kaçırılmasından kaynaklanmaktadır.

Devlet geleneği ve yönetişim felsefesi zaman zaman geçici felçler geçirse de, buna Avrupa da dahil, bölgede gecekondu kurulan devletlerden ayrışan Türkiye; son dönemde daha da etkin ve proaktif hale dönüşerek gerek Kuzey, gerekse Güney için bir sinerji merkezine dönüşmüştür. Francis Fukuyama'nın 'Tarihin Sonu' tezinin tersine AK Parti hükümeti siniklikten kurtulan, tarihi ve medeniyeti yeniden şekillendirmesi beklenen özne olma çabasıyla hareket etmektedir. Tarihin sona ermediğini ve çok daha hızlı bir şekilde yeniden aktığını ve bu akışı kenardan seyretmeyip bizzat içinde yer ve ön alarak tarih ve siyaset felsefesini yeniden şekillendirdiğini, tüm dünyaya ispatlamıştır. Osmanlı'dan bugüne toplumun birbirine olan bu sıkı ve köklü bağları 'küreselleşmenin muhafız alayları' tarafından sürekli yıpratılarak toplumsal doku 'rizomlaştırılmaya' çalışılmaktadır.

SAHNEYE ÇIKMA SANCILARI

Bölgede İsrail'i terbiye eden, baskıcı rejimlerin etkisizleştirilmesinde küresel aktör ve rol model haline gelen Türkiye, adeta 'Bu Türkler de çok oluyor' dedirtmiştir. Oluşan tüm bu atmosferden gerek bölgedeki rakip ülkeler, gerekse Avrupa ve ABD'deki 'Neo- Conlar' herkes işine geldiği enstrümanı eline alarak Tayyip Erdoğan'a güya ayar yapmaya kalkmaktadırlar. Avrupa belirsizlikler ülkesine dönüşmeye doğru hızla yol almaktadır. Zira artık Avrupa'nın ekonomik, politik, kültürel ve stratejik haritaları üst üste oturmamaktadır. Bu da Avrupa'nın en azından bundan böyle dünyanın merkezinden uzaklaşması anlamına gelmektedir. Bu açıdan son olayları sadece faiz lobisiyle açıklamak yerine; siyasi, ekonomik, kültürel küresel çıkar lobisi demek zannediyorum büyük resmi daha net görmemizi sağlayacaktır.

Aslında bütün bunlar tarih sahnesinde yerimizi yeniden almanın; tekrar organik yapıdan mekanik yapıya geçişin sancıları ve hoşnutsuzluklarıdır bu yaşananlar. Başbakan Erdoğan'ın geri adım atmaması paradoks gibi görünse de, bunun sebebini hem temkinli, hem atak, hem inisiyatif sahibi, hem muhafazakâr, hem de hayal gücü olan; kısaca düzensizlik içinde, düzen kurma yeteneğine sahip yönünde aramak gerekir. Bunu tüm dünyanın en azından 'One Minute' ten beri öğrenmesi gerekmez miydi? 

* 22 Haziran 2013’te Yeni Şafak’ta yayınlanmıştır.

Read 89 times Last modified on Monday, 05 April 2021 17:38
Hüseyin Caner AKKURT

Araştırmacı-Yazar

Login to post comments